• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Bolu 4 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

1 KASIM SEÇİMLERİ YAKLAŞIRKEN

Hasan Dinç

 

Sokakta ya da caddede yürürken tanıdığımız dostlar yanıma yaklaşıyor ve de meraklı bakışlarıyla bana bir şeyler sorup cevap almaya, kendisine istikamet belirlemeye çalıştıklarını görüyorum. Bu durum eskiden de olurdu. Bazı dostlarımız ayaküstü de olsa sohbet etmeye, memleket ahvali ile ilgili düşüncelerimi öğrenmeye çalışırdı. Son günlerde hem soru soranlar arttı hem de sordukları sorular değişti. Yüzlerinde derin endişeler, seslerinde korku ve güvensizlik hemen kendisini hissettirmekte, rahatlıkla açılabilecekleri kişilerden meraklarını hatta endişelerini giderecek cevaplar aramaktadırlar. “Ne oluyor?, nereye gidiyoruz?, bunlar ne yapmak istiyor? Olanların önüne nasıl geçilebilir? Gerçekten bölünecek miyiz?, bir iç savaş çıkar mı, çıkarsa nasıl biter? Kardeş kavgasının önüne geçilebilir mi?” ve bunlara benzer daha birçok sorular ardı ardına dudaklardan dökülmekte; verilen cevaplar dikkatle dinlenilmektedir.

Genel seçimler öncesinde seçmen vatandaşlarımız önceliklerini dikkate alarak siyasi tercihlerde bulunurlardı.  Genellikle ekonomik konular öne çıkar iş ve geçim derdi konusu konuşulur, din ve inanç konularına hassasiyet gösterilir, muhafazakârlık öne çıkarılır, adaletli ve eşitlikçi yönetim dile getirilir, sanayileşme ve medeni ihtiyaçlar dikkate alınarak siyasi tercihlerde bulunulurdu. Milli Eğitim ve sağlık konuları başta olmak üzere insanımızın bütün ortak beklentileri siyasi partilerimizin seçim programlarındaki ilk ve önemli konuları oluştururdu. Daha üç ay önceki 7 Haziran seçimlerinde bile partilerimizin öncelikli vaatleri ekonomik konulardan ( asgari ücretin artırılması, emekli ve işçi aylıklarının artırılması, akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi, çiftçilerin desteklenmesi vb.) oluşuyordu. Seçmenlerimiz de genellikle bu vaatleri dinleyerek oy tercihlerini yapıyorlardı.

Birdenbire ülkemizde siyasi atmosfer değişti. Siyasi partilerimizin önceliklerindeki farklılıklar sebebiyle koalisyon hükümetlerinin kurulamayacağı gerçeği ortaya çıktı. Çözüm sürecinin sürekli vermeye dayalı barış ve huzur ortamı yerini terör olaylarına bıraktı. Askerimize, polisimize ve korucularımıza karşı girişilen silahlı saldırılar ülke genelinde infiallere sebep oldu. Gerginlikler ortaya çıktı ve ülke genelinde etnik çatışmanın başlangıcı sayılabilecek sıcak gelişmeler yaşanmaya başlandı. Güney Doğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki yıllarca gizlenen bölücü niyetler açığa çıktı. Ülkenin bu bölgesinde devlet egemenliğinin olmadığı anlaşıldı. Şehirlerarası yollar, il ve ilçe merkezlerindeki kamu yönetiminin zafiyeti milletimiz tarafından anlaşıldı. Sonuçta vatan topraklarımız üzerinde ayrı bir devlet kurma, ayrı bir millet oluşturma ve yeni bir bayrak dalgalandırma istekleri gün yüzüne çıktı. Bundan daha vahim olmak üzere iktidar mensuplarının iktidarlarını sürdürmek pahasına bu girişimlere göz yumduğu, onlara fırsat tanıdığı ve güvenlik güçlerimizin konuyla ilgili çeşitli raporlarına rağmen bunları sümen altı yaptığı da anlaşıldı. Neredeyse yollara yerleştirilen tonlarca patlayıcıların, seksen bine varan uzun namlulu silahların ve bir iç savaşta kullanılmak üzere depolanmış korkunç ağır silahların devletin bilgisi dahilinde yapıldığı ilgililerce ifade edilmeye başlandı. Hatta Sayın Cumhurbaşkanı bile “çözüm sürecinin PKK tarafından silah depolama süreci olarak kullanıldığı”nı söylemek suretiyle bir nevi iktidar döneminin hazin itirafında bulunmuştur.

Ülkemiz üzerindeki emperyalist emellerin kullandığı bölücü terör ve onun iç siyasi uzantıları, buna göz yuman ve bir ABD projesi olarak kurulduğu çeşitli mihraklarca ileri sürülen siyasi iktidar ve yine ABD’nin siyasi iktidara sözde alternatif olarak hazırlandığı yine aynı odakların ifade ettiği ana muhalefet partisi ülkemizi uçurumun kenarına kadar götürmüştür. Bu durumdan ülkemizi milletimizin basiretle ortaya koyacağı azim ve kararı kurtaracaktır. Henüz her şey bitmemiştir. Milletimizin bu durumlar karşısındaki iradesi 1 Kasım genel seçimlerinde sandıkta ortaya çıkacaktır.

1 Kasım seçimlerinde milletimizin bu kargaşa ortamından nasıl çıkılacağı konusundaki tercihi anlaşılacaktır. Milletimiz ya bölünmeyi ya da ülke bütünlüğünün devamını oylarıyla dünya kamuoyuna gösterecektir. Sandıktan çıkan mesaj bin yıllık kardeşliği bozmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini, kanla kurulmuş bu cumhuriyetin devamı konusunda kararlılığımızı, ülke bütünlüğünden taviz verilmeyeceğini ve bu mübarek vatan toprakları üzerinde ikinci bir bayrağın dalgalanmasına asla tahammülünün olmayacağını gösterecektir.

Bu konuda taraflar açık ve bellidir. Günümüz iktidarı ülkeyi bu ortama sürükleyen çözüm politikalarını buzdolabına kaldırdığını söylemektedir. Bunun anlamı geçici bir süre için çözüm sürecinin uygulamalarına ara vermiştir. Müsait ortam oluştuğunda çözüm sürecine ve terör örgütü PKK ile müzakerelere devam edileceğini söylemektedir. CHP ise çözüm sürecinin ikili görüşmelerle değil mecliste devamını istemektedir. HDP ise zaten bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olduğundan PKK’nın isteklerini dile getirmekten başka bir şey yapmamaktadır. Geriye bir tek MHP kalmakta ve MHP ülke bütünlüğünden, milletin bin yıllık kardeşliğinden ve devletin üniter yapısından asla taviz verilmeyeceğini dile getirmektedir. Terör sorununun nasıl çözüleceğine dair de düşüncelerini Türk ve Dünya kamuoyuyla paylaşmaktadır. Son merhalede ülke bütünlüğü ve milli birlik için çok şeyleri göze alabileceğini de zaman, zaman ifade etmektedir.

1 Kasım seçimleri bütün siyasi partiler için çok önem taşımaktadır. Ama MHP için bu seçimler daha da bir öneme haizdir. Siyasi tercihlerinin millet tarafından paylaşıldığını göstermenin yolu sandıktan önemli bir yoğunlukta oy alarak çıkabilmektir. Onun için ülkücü, milliyetçi ve vatanseverlere düşen görev seçimlere kadar çok çalışmak ve ülkenin geleceği ile ilgili tehlikeli gelişmeleri vatandaşlarımızla paylaşmak, onları bilgilendirmek ve kendi yanlarına çekebilmektir. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi adayları tartışmak, partiye küsmek, eskiden bizim yanımızda görünüp şimdilerde başka limanlara demirlemiş olanlara iltifat etmeden birliği, beraberliği ve kardeşliği ön plâna çıkararak kol kola, sırt sırta vererek aynı dava, aynı ülkü için çalışmak gerekir. İç çekişme, birbirine küsme, kendi aramızdaki küçük ihtilafları aziz davamızın önüne geçirme gibi bir lüksümüz yoktur. Birine kızarak başka partilere yaklaşmak ise bizim için ebedi ölüm demek olacağından hiçbir ülkücünün yapacağı şey değildir. Bu bakımdan kendi aramızdaki hiçbir sebep ülke ve millet geleceğinden daha önemli olamaz. Sadece kendimizi ve saflarımızı sıklaştırma ile kalmadan bizim dışımızda en az bizim kadar millet, ülke ve devlet endişesi taşıyan vatandaşlarımızı da kucaklamak onları da kendi saflarımıza çekmek zorundayız. Armudun sapı, üzümün çöpü tercihlerimize artık çok etkilememelidir.

1 Kasımda insan seçmeyeceğiz. Ya bölünmeyi ya da bütünlüğümüzü oylayacağız. O nedenle adayları tartışmaktan ziyade adayların mensup oldukları partileri ve gelecek için benimsedikleri fikirleri tercihlerimizin önüne geçireceğiz. Hiçbir milletvekili partisinin kararları dışında hareket edemeyeceğine göre bu seçimde adayların kişilikleri ön plânda tutulmamalıdır. Beğenip ve beğenmediğimiz adayların kişiliklerinden ziyade seçim sonrası siyasi partilerin yol haritaları tercihlerimizi şekillendirmelidir. Ülke bütünlüğü, mili birlik ve üniter devlet diyenlerin, Atatürk Cumhuriyetini kuruluş esaslarına göre yaşatmak isteyenlerin bir tercihi olmalıdır. MHP.

Kalın sağlıcakla. 

Bu yazı toplam 1438 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim