• BIST 93.616
  • Altın 208,990
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 6 °C

12 EYLÜL TANIKLARI ANLATIYOR

12 EYLÜL TANIKLARI ANLATIYOR

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 İkisi darbe, birisi mıhtıra, birisi bin yıl süreceği iddia edilen bir süreç birisi e- mıhtıra… Bolu Gündem, bu önemli yazı dizisinde 12 Eylül 1980'de Bolu'yu tanıkları ile mercek altına aldı. Birebir tanıkların ağzından “yorumsuz şekilde” anıları ve değerlendirmeleri sizlere aktardık. Uzun uğraşların sonucu olarak üretilen bu yazı dizisine, Bolu halkı ve Bolu dışından okurlarımız yoğun ilgi gösterdi.12 Eylül 2010 referandum öncesi; yapılan bu çalışmaya katılan arşivini bizlere sunan 12 Eylül tanıklarına Bolu Gündem olarak, Bolu halkı olarak teşekkür ederiz Saygılar…

FAHRİ SOFUOĞLU: 12 EYLÜL HAYATIMDAN 10 YIL ÇALDI

1958 Kıbrısçık doğumluyum. İlkokulu ortaokulu Kıbrısçık'ta, liseyi Kars'ta ve Ankara'da Üniversiteyi ise İstanbul'da spor akademisinde okudum. Anadolu Hisarı Gençlik ve Spor Akademisi'ndeyken 12 Eylül'e yakalandım.

Sol düşüncelerle önce ailemde tanıştım. Ailem Kıbrısçık'ın köklü aileleri arasında ve CHP'nin Bolu'da kuruluş aşamasında yer almıştı. Deniz Gezmiş'lerin idamı döneminde ortaokuldaydık. Çok üzülmüştüm o dönem. Kıbrısçık'ın ekonomik durumu çok iyi olmadığından dolayı kendimizi emekçi olarak tanımlıyor idik. Bu hareketin emekçilere karşı yapıldığını düşündük. Devrimciliğe sempatizanlık hem aileden CHP'li olmak, hem de Deniz Gezmişlere yapılan haksızlıklardan ötürü oldu. Gençlik ve Spor Akademisi'nden 20 yıl sonra ancak mezun olabildim.

12 EYLÜL DEVAM EDEN BİR SÜREÇTİR

Şimdi bugünden geçmişe farklı bakmak lazım. Bugün yaşanan pek çok şeyin sebebi 12 Eylül'dür. 12 Eylül insanların üzerine karabasan gibi çökmüştür. 12 Eylül önce devrimcilerin yüreğini almıştır, halkında beynini boşaltmıştır. Devlette siyasi düşüncelerde yeniden yapılanma başlamıştır ve kendisine karşı yapılanan yapıları yok ettiği için halkı istediği şekilde yönlendirmiştir. Ve bugünkü siyasal konumlanma ya da üniversitelerdeki yapılanma bunun sonucudur. Bugünkü siyasi partilerin yapılanması da bu sürecin devamı.

GÖZLERİM BAĞLI ASKERİ BİRLİĞE GÖTÜRÜLDÜM

12 Eylül devam eden bir süreçtir. Devrimcilik güzelden yana olmak, herkesin mutlu ve refah içinde yaşaması için bir hak mücadelesidir.12 Eylül benim hayatımdan 10 yıl çaldı. Biz güzel şeyler yapmayı hedefliyorduk. Zararlı şeyler hedeflemedik. Okulumda tutuklandım İstanbul'da. Tüm devrimcilerin yaşadığı şeyleri yaşadım. Gözlerim bağlı olarak okuldan gözaltına alındım. 1981 yılında okul yemekhanesinde yemek yiyordum gözaltına alındığımda. Gözlerim bağlı olarak askeri birliğe götürüldük. Orda sert işkenceler gördüm. Ardından Gayrettepe'ye götürüldüm. 32 gün hücrelerde farklı yerlerde olsun kaldım. İnsanların anlattığı gibi her türlü işkence metodlarıyla karşılaştık. Elektrik, falaka, askı, dayak gibi işkenceler çok fazla yaşandı. Orası ana baba günüydü. İki metre uzunluğunda, bir metre çapında, kapılar demir mazgallı, havalandırmalar kapalı. 8–10 kişiyi buralara atarak, havalandırmalar açılmadan insanlar istif edilmişti. İki kere ayaklarım altı kan topladı iki kerede derisi değişti. O koşullarda Selimiye'ye sevk edildim. Daha sonra serbest bırakıldım. Kıbrısçık'a döndüm. Kıbrısçık'ta bir ihbar üzerine operasyon yapıldı ve ne kadar devrimci, solcu demokrat varsa hepsi tutuklandı. O kapsam da 1 numaralı sanık olarak bende gözaltına alındım. Kıbrısçık karakolunda aç susuz bir hafta işkence gördük. Bolu Emniyet Müdürlüğü'nde bir hafta işkence gördük. Daha sonra önce askeri tugaya ardından Gölcük Askeri Cezaevi'ne gönderildik. Tabi çok kalabalık bir grup olarak. O operasyon belki de Türkiye'nin en büyük operasyonlarından biriydi. Bizde Gölcük Konca Cezaevi'ne gönderildik. Önce 2'nci koğuşta alındım, bizim faşist olarak tanımladığımız kesimlerle birlikte kaldık. Onlar çoğunluktaydı. Daha sonra 4'üncü koğuşa geçtik. Bir nedenden dolayı bize bir operasyon yapıldı. Önce Seymen Cezaevi'ne ardından İzmit Cezaevi ve Kandıra Cezaevinden tahliye oldum. O davadan 5 yıl hüküm giydim. O zaman örgüt üyesi daha sonra çete üyesi olarak suçladılar. Kanıtlar üzerinden değil, kanaatler üzerinden ceza aldım. O kanıtlar bugün olsa beni savcılık bırakmak zorunda kalır.

DEVRİMCİLER HİÇBİR ZAMAN ÇATIŞMADAN YANA OLMAMIŞTIR

Olağanüstü oluşturulan mahkemeler vardı. Mahkeme başkanları askerdi. Kim ne söylediyse onun üstünden karar verdi. Bir kısım insanların ihbarlarıyla belgesiz, kanıtsız olarak yargılandık ve ceza aldık. Sanki biz örgüt üyesiymişiz gibi algılatıldı. Buna ciddi savunmalar yapmamıza rağmen kanaat üzerinden “Örgüt üyesidir; fakat örgütteki yeri belli değildir.” Gibi tanımlamalarla bize ceza verdiler ve yaşananların sorumlusu devrimciler değildir. Devrimciler daima güzel şeylerin talebinde bulunur, iş talebi, çocuğuna ayakkabı alma talebi, özgürlük talebi gibi taleplerde bulunur. Devrimciler sendika talebinde bulunur, köylünün üretiminin karşılığının verilmesini savunur. Ama bunları savunan kişileri sistem çeşitli yollardan enterne etmeye çalışmıştır. Çatışmalara, saldırılara, bombalamalara, kurşunlamalara başvurmuştur. Üniversite öğrencilerinin otobüslerine ateş etmişlerdir. Kahvehaneleri taramışlardır.

12 EYLÜL'ÜN MUHATABIYIM

O dönem devrimcilere karşı faşist bir saldırıdır. 24 Ocak'ta yeni ekonomik kararlar ve yeni baskı yasalarını yürürlüğe koydular. Mitingler düzenledik. O zaman halk bilinçliydi ve devrimcilerle müşterek hareket ediyordu. Devrimciler hiçbir zaman çatışmadan yana olmamıştır. Her şey kendilerini korumak için gerçekleşmiştir bunu bu şekilde tanımlamak lazım. Ve 12 Eylül'e baktığımız da 1 milyon 600 bin kişi tutuklanmıştır. Bunlar solculardır. Denge politikası için bugün mağduruz diyen sağcılarda tutuklanmıştır. Zaten bunlar demiştir: “Bizim düşüncemiz iktidarda, biz tutukluyuz” Hâlbuki gerçekte 12 Eylül darbesi devrimcilere karşı yapılmıştır. Amerikan emperyalizminin ülkede uygulamak istediği ekonomik politikaları için böyle bir iktidara ihtiyaçları vardı. 24 Ocak kararlarının uygulanmak istenmesiyle bu durum ise 12 Eylül'ün ekonomik bir ayağının olduğunun göstergesi. 12 Eylül'ün muhatabıyım. Biz iyiden yana, güzelden yana mücadele verdik. Ezilen halkın haklarını almak için mücadele verdik, tarlasında ekinini kaldıramayanın ekinini biçtik, harmanını yapamayanın harmanını yaptık. Şimdi Kıbrısçık'taki en güzel büyük caminin kumunu taşını taşıdık. Biz herkesin insanca yaşamasını istedik, herkesin yaşamdaki şartlardan evine ekmek götürebilecekleri kadar gelir elde etmelerini savunduk, yani ekonomik değişikliği savunduk. Demokratik hakların insanlara verilmesini ve insanların yönetime katılmalarını savunduk.

SEDAT BAYRAM: 12 EYLÜL ÜLKENİN ÜZERİNE KARABASAN GİBİ ÇÖKTÜ

 1970 Bolu öğretmen okulu mezunuyum. Bizim öğretmen okulu okuduğumuz yıllarda öğretmenlerimizin yetenekleri nitelikleri çok iyiydi. Hem de aklımızın erdiği bir süreçteydik 1969 yılında. Arkasından da zaten 1 yıl sonra da mezun olduk ve öğretmen olduk. O dönem kız öğretmen okulunun müthiş bir kütüphanesi vardı o dönem 22 bin civarı kitap vardı ve günde 5–6 çeşit gazete gelirdi. O dönem Türkiye'de klasik olmuş bütün öykü roman ve benzeri kitapların ilk baskıları kütüphaneye gelirdi ve bizler severek okurduk. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Aziz Nesin'i hepsini kültürel beslenme bizi halkın öğretmeni olmaya yöneltti. Mezun olduk gittik biz üye olduk Düzce'de TÖS'e. Bir müddet sonra TÖS kapatıldı, ardından iki dernek kuruldu TÖB ve TÖD diye. Biz Türkiye Öğretmenler Birliği'nin içinde çalışmaya başladık. Ve onun kuruluş sürecine katkıda bulunduk. Süreç içinde okumaya ve kültürel gelişime önem verdik. Sadece kendimizin örgütlenmesi değil, toplumunda modern kültüre ulaşmak için örgütlenmesine önem verdik.

TÖB'DER VE SENDİKALARIN BİRÇOĞU GREV ÇAĞRISI YAPTI

Maraş katliamının kontrgerillaya yaptırıldığı açığa çıkanların bir bölümünden de belli olduğu için birinci yıldönümünde katliamın TÖB'der ve sendikaların birçoğu grev çağrısı yaptı ve bizde bu insanlık suçunu yapanlara karşı yine tutumumuzdan geri kalmadan katıldık. Düzce'de Atatürk İlkokulu'ndaydım o sabah tek dersim vardı daha sabah başlar başlamaz ders açığa alındık ve üçte iki maaşla uzun bir süre açıkta kaldım. Ve benim gibi o gün yüzlerce meslektaşımın her biri protestoya katıldıkları için açığa alındılar. Ve ardından açıktan döner dönmez sürgünler geldi. Bu sadece Bolu'da değildi, en fazla öğretmen kıyımı yaşanan Tunceli, Artvin, Ordu, Hatay gibi illerin arasında Bolu'da vardı. Beni Erzurum'a sürgün gönderdiler. İspir ilçesinin Düzköy isimli kayalıkların üstünde bir köye gönderdiler. Hemen Danıştay'a dava açtım. Ve Danıştay 5-0 lehime karar verdi, Türkiye'de 8 Eylül'de MEB Bakanı olan Orhan Cemal Ersoy bizim geriye dönüş kararnamemizi imzalamıştı. Fakat bizim elimize hemen ulaşmadığı için ben geriye imzalandığını öğrendim, Gazi'de sınavlarım vardı o süreçte öğrenince bakanlıktan zaten 1 ay izinliydim sınavlar için.11 Eylül'de sınavları iptal ettiler çeşitli bölgelerdeki patlamalar yüzünden. Sınavlar iptal edilince bende herkes gibi evime gelmek üzere Düzce'ye geldim. Sabah hanım erken kalktığı için beni de kaldırdı ve 'Televizyonda Hasan Mutlu Can türkü söylüyor' dedi, saat 5 buçuk 6 sıralarında. Kalktık baktık darbeci generallerin bildirileri okunmaya başladı, sokağa çıkma yasağı açıklandı. Ardından biraz dışarı çıktım; ancak hemen ikaz ettiler geri dönmem için. Benim kararnamem takip sonucu elime ulaştı. Türkiye'nin ilk 8 kişilik Danıştay davasıdır bu geriye iade kararının çıktığı 12 Eylül'den önce. Biz ilişiği kestik geldik, bizim evrak Bolu'da kayıp. Evrak kayıt numarasını almıştım evrakı yeniden Valilikten çıkarttım.

KOLTUK SEVDALISI BİR SÜRÜ SOLCUDA GÖRDÜM

O zaman beni eski yerime görevlendirmek istemediler. Bende hiçbir teklife razı gelmedim. Zaten arkasında 12 Eylül Danıştay'daki hâkimleri değiştirdi. Lehime yazan raportör yine lehime, ayrıca mahkeme başkanının lehime oy vermesine rağmen 5-0 lehime çıkan karar bu kez 4-1 aleyhime çıkıyor. Aynı zaman da Bolu sınırları içinde çalışması sakıncalıdır” diye mahkeme heyeti şerh düşünce biz yine sınır dışı edildik. Yani o dönemde öğretmen olan arkadaşlarımızın düzeni, ne Demirel'in azınlık döneminde ondan önce MC döneminde aile kavramına hiçbirinin saygısı yoktu. Çünkü küçük çocukları olan aileleri bile ayrı yerlere vererek, çocukların anasız babasız büyümelerine yol açacak her türlü alçaklığı yaptılar. Bunların yanı sıra tayin furyasının içinde yer alan sesini çıkarmayan koltuk sevdalısı bir sürü solcuda gördüm. Ama süreç öyle olmadı Beden Eğitimi öğretmeni olarak Aşkale lisesine geçmek için de şey yaptık, 1984 yılının 19 Mayıs bayramını yaptıktan sonra ilişiğimi keserek Düzce İmam Hatip Lisesi'ne tekrar aile birliğimizi kuracak noktada bir araya geldik.

Agâh Oktay Güner mahkeme de şöyle dedi: “Dünyada bu durumun eşi benzeri yoktur. Bizim gibi düşüncesi iktidarda, kendisi mapusta kimse yoktur” Bu sizce bir şeyleri açıklamıyor mu?

Ama bir sağdan bir soldan içeri adam alarak demagoji yapıp halkı yanlarına almaları gerekiyor. O kadar açıktan patronların her dediğinin hayata geçirileceği faşist diktatörlüğün koşulları yoktur ki. Onlar şekil olarak cezaevine konuldu, bazıları da konuşacaklarını söyleyince öldürüldü. Alaplılı Veli Can Oduncu ve Ferhat Tüysüz. Niye şişlendiklerini bu devlet araştırmalı. Bugün 12 Eylül'ü anıp timsah gözyaşları dökenler hem ayıp ediyorlar, hem de 12 Eylül faşizmine ciddi manada hizmet ederek onu aklamış oluyorlar. Çünkü kendilerinin içinde de daha düne kadar danışman olanlar kontrgerilla davasında yurtdışına kaçtı.

ABDULLAH NALINCI: BOLU'DA YAŞADIĞIM HER GÜNÜ ÖZLÜYORUM

1950 Yılında Bolu'da doğdum. Bolu'da ki tüm dostlarımıza sevgilerimle, Bolu'da yaşadığım her günü özlüyorum. Bolu'da yaşadığım yıllarda esen yerel devrimci örgütlenmenin tanığı olarak Beden eğitimi öğretmeni ve örgütlü bir eğitim emekçisinin gözüyle kısacası örgütlü bir Bolulu olarak yaşadıklarımdan bazılarını aktaracağım. Erkek öğretmen okulunda ki Cemil Genç gibi hocalarımız bize haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı nasıl karşı duracağımızın cesaretini de toplumsal düşüncenin nasıl bir onur nasıl bir sevdalanma olduğunu öğrenerek mezun olmuştuk.

BOLU'LU TERTEMİZ GENÇLERDİK

12 Eylül öncesi Bolu'nun sosyal ekonomik yönden hemen hemen eşit menüleri aşağı yukarı aynı sofraların Bolulu tertemiz gençleriydik. Bolu'nun Cadde olmaya aday sokaklarında bir arada ve yurt ve dünya sorunlarına ilgi duyan bir duyarlılıklarla tur atardık, her gün aramıza katılan yeni tanıştığımız gençler bize sosyalizmin ne olduğunu eşitlikçi ve özgürlükçü hayatın nasıl yaratabileceğimizin sevdasını öğrettiler.İsmail Hakkı'dan aldığım ilk Dev Genç dergisini hala sakladığımı söylersem bizim hayatımızda iyiye güzele olan ulaşma bilincini anlatmış olurum.
O dergiyi okuduğumda gözlerime inanamadım böyle bir dünya ve yaşam tüm insanlar icin ne güzel ve onurlu olmalarının mücadelesini yürüten binlerce on binlerce benimle aynı düşünceyi paylaşan insanlar. Bu benim duygusallıktan siyasallaşmama her sayıda her konuda duyarlılıklarımı artıran öğretmen mücadelesinin ve emek mücadelesinin bir neferi olmanın kolaylaytırıcısıydılar.

HAYATA DAİR HERŞEYİ ERTELEDİK

Hayata, Bolu'ya sofraya haksızlıklara aşklarını erteleyerek belki de cefayı sürgünü hapsi göze alarak mesleklerini yapamamayı göze alarak bir hayat yaratmaya cabaladılar. Örgütleneceklerdi başka yolu yoktu biz örgütlendikçe ilden ilçelere fabrikalar da derneklerde halk evinde gençlik içinde çığ gibi büyüyorduk kadro olmaya başlamış yeni örgütlenmelere yetişemiyorduk.
Tabiî ki bunlar olurken birileride rahatsız oluyordu taraftarlarıda vardı (o düzenin çocukları)

Bartın'da ilk göreve başladığımda ilk anım ise bizi garajda karşılayan TÖS başkanı Settar Başoğluydu Bartın'da evini sendikayı göstererek bize devrimcilerin nasıl insanlar olduğunu anlatmıştı TÖS boykotu, 12 martsaldırılarına karşı, Deniz Gezmişler ve Mahir Cayanlar gibi bizde göze alabilirdik bir cok şeyi.

Türkiyede yönetenlerle içten içe kominist düşmanlığıda korkularıda geliştirilmeye çalışılıyordu

Bolu TöbDer örgütlenmesinde aktif olarak yer aldım devrimci öğretmen grubunun fikirlerini derneğimiz içinde gelişmesini ve devrim yapma İdaelimizide kararlıca sürdürdük hem kitleşelleşiyorduk hemde çığ gibi büyüyen bir örgütlemeye başlamıştık. Artık zamanımızın çoğunu eşimle dost ve yoldaşlarımızla örgütlenmeye ayırıyorduk.

HEM ÖĞRETMEN, HEM ÖĞRENCİ İDİK

Bu arada okulumuzdaki görevlerimizi aksatmadan öğrencilerimizle aileleriyle dünya görüşümüze paralel sıcak ilişkiler geliştiriyorduk. Örnek olmaya duyarlı olmaya bencil olmamaya paylaşmaya yaşam bicimi olarak bakıyor yaşıyorduk düşüncelerimizi nasıl hızla hayatın içine akdığını görüyor onurlanıyorduk, bu dayanışmadan bazen bildiri dağıttığımızda, polisçe gözaltına alınıp sudan sebeplerce dayak yiyorduk. Yasal ve meşru tüm haklarımızı kullandırmamaya calışan siyasallaşmış taraflı polisler (Pol-Bir) önümüze ne engel koydularsa aşıyor az hata yapan örgütlü bir Bolu ayağını yaratmak istiyorduk. Hiç unutamayacağım bu anımı aktarmadan edemeyeceğim bildiri dağıtıldığı için beni gözaltına aldıkları bir gün oğlumun karşısına ağzı burnu kan içinde ev aramasına getirdiklerinde oğlum savaş, polislere saldırmıştı eşimde halk evinde yönetimde yer almış öğretmen mücadelesinde sorumluluk alarak ortaklaşmıştık. Her yerde olduğu gibi Bolu'da da halk devrimcileri bağırlarına basmıştı.O günkü heyecanını topluma karşı sorumluluklarını unutulanlar ise inandırırcıklarını kaybediyorlardı.

KAHRAMANMARAŞ, ÇORUM, SİVAS OLAYLARINI HİÇ UNUTMADIK

Tabiî ki daha yolun başındaydık diyebilirim artık hissediyorduk suni olarak yükseltilen faşist saldırıların sebebini bu oyunlar hiç unutturmadık ve unutturmayacağız. Kahraman Maraş ve Çorum Sivas kahve taramaları sokak infazları biz tepkimizi örgütlüğümüz duyarlılığını anında bu oyunu bozmaya çalışıyorduk. Tabiî ki örgütlememizden birileri rahatsız olmuştu. Amerika ve iş birlikçileri. Sağ- sol çatışması değil faşist saldırılar diyorduk. 3milyon 500 sendikalı söke söke haklarını alıyor tek bir vücut olabiliyorduk. Yalnızca Töbder'in 220 bin üye sayısını düşünürsek mesele anlaşılır, Disk Yeraltı Maden İş artık karaborsayla tefeciyle kumarla kabadayılıkla halkımızın hiçbir değeri çiğnetilmiyor. Devrimciliğin tadını çıkarıyorduk. O günlerde Çorum da saldırılar olurken Başbakan Süleyman Demirel Çorum'da ki olayları soran gazeteciye siz Çorum'u bırakın Fatsa'ya bakın diyebiliyordu. Ankara'da ki DGM' ye hayır mitingi benim için dönüm noktası olmuştur.

ALIN SİZE 12 EYLÜL HESAPLAŞMASI

Tandoğandan, Kurtuluşa kadar 10 binlerle yürümüştük, 77 yılıydı oğlum savaş daha doğmamıştı. Ankara'da yağmurlu havada kayan ayağım benim yakalanmama sebep olmuştu. 3 saat pankart sopalarıyla kafamızda onlarca şiş oluşmuş Türkeş'in polisleri bizi sindirmeye çalışmıştı, lakin öyle olmadı ve oğlumun adını Savaş koyup mücadeleye devam ettik halada ediyoruz.
Aydında Eğitder, Eğit-Sen, Eğitim –Sen ve ÖDP de 1996 yılından buyana yeniden örgütlenmeye mücadeleye devam ediyorum.

Peki, siz AKP referandum ve 12 Eylül hukuki hesaplaşma için ne düşünüyorsunuz?

12 Eylül 1980 ile hesaplaşma palavrasını sıkan AKP'nin 12 Eylül ile bir derdi olsa, 8 yıldır 12 Eylül simgelerine sessiz kalır mıydı? Bugün adı işkence ile cellâtlıkla anılan Kenan Evren'in, eseri 12 Eylül'ün ismi, hala birçok okulda, caddede, bulvarda. 12 Eylül adını taşıyan birçok kamusal alan var. Alın size Kenan Evren İlkokulları listesi: Adana Seyhan /Adıyaman Kâhta(yakında değişti)/Antalya Döşemealtı Nebiler/ Çanakkale Gökçeada / Diyarbakır Ergani /Gaziantep Şahinbey / Giresun /Hatay Dörtyol/Konya Çumra /Malatya Topsöğüt /Manisa Kula /Marmaris/ Niğde Bor/ Samsun Çarşamba / Sivas Şarkışla / Osmaniye Bahçe. Adı Evrenpaşa Olan Okullar: Bitlis, Elazığ, Erzurum , İzmir, Muğla Armutalan ,Şanlıurfa Ceylanpınar. Adı 12 Eylül Olan Okullar: Ankara Haymana, Bitlis, İzmir Narlıdere , Siirt Baykan. Ve Evren Liseleri: - İstanbul Kadıköy, İzmir Konak, Manisa Alaşehir. Adana'da,G.Antep'te Kenan Evren isimli bulvarlar,caddeler...
12 Eylül rejimi ile derdi olan bir iktidar, bugüne kadar bu işkencecinin isminin kamusal kurumlarda taşınmasının dayanılmaz ağırlığına tahammül eder miydi? Onların 12 Eylül karşıtlıkları yalandır, gerçek olan ise 12 Eylül'ün mirasçısı olduklarıdır.

Öğretmenlerin örgütlü mücadelesi devam ediyor Eğitim –İş, Eğitsen, Eğitim Sen toplumun muhalefet güçleri ölü toprağını 12 Eylül'ün üzerlerinden atıyorlar. Dağınık yapı yavaş yavaş netleşiyor birleşiyor. Bu iyiye güzele özgürlüğe ulaşıncaya kadar sürecek bir mücadeledir herkese devrimci selamları iletirim.

ELFAZ TEMİZ: BİZ ARTVİN'DE ŞAVŞAT, ORDU'DA FATSA, BOLU'DA KIBRISCIK ÜÇ KARDEŞTİK

 Artvin'in Şavşat ilçesi Saylıca köyünde doğdum. 1950 doğumluyum. İlk ve ortaokulu Şavşat'ta okudum. Bilahare yatılı sağlık kolejini Van'da okudum. 35 yıllık devlet memurluğumun son 10 yılında Bolu İl Sağlık Müdürlüğü'nde şube müdürü olarak görev aldım.

12 Eylül'ü yaşadığımız için 26 ay tutuklu, 5 yıl 8 ay da açıkta kalmıştım. Devlet üçte iki maaşımı öderdi; fakat devlet dairelerine girmemiz yasaklanmıştı.

80 öncesi…

80 öncesi her meslek dalının bir kuruluşu vardı. Şimdi nasıl sendikalar varsa bizimde derneklerimiz vardı. Ben o yıllarda Artvin sağlık müdürlüğünde görev yapıyordum. Bizim de Tüm Sağlık Personeli Derneği vardı. Aynı şekilde öğretmenlerin, polislerin, ziraatçıların vardı. Bu dernek 1978'de kurulmuştu. Sıkıyönetim tarafından kapatıldı. Ben bu derneğin son 3 aylık döneminin başkanıydım. 3 aylık dernek başkanlığına sebep ihtilal olduğunda beni gelip Bolu'dan götürdüler.

Ben Bolu'ya 1980 yılının Ocak ayında geldim ve 9 ay sonra ihtilal oldu. 80 öncesi devlet memuru olduğumuz için aktif siyasetle uğraşmadım. Ama herkes kendi düşüncesi doğrultusunda siyasi kulvarda yerini alıyordu. O yıllarda Artvin'de öyle siyasi bir yapı vardı ki, bir tane sağcı sinek dahi uçmazdı Artvin'de. Dev-Yol hükümeti ile devletin hükümeti ayrıydı Artvin'de. Bunun için tamamen Artvin'de örgütlenmeler Dev-Yol şeklindeydi. Artvin'de kurulan her kuruluş Dev-Yol'un paralelinde olmasa zaten yaşatmazlardı. Solcu bile olsan o kuruluş dışındaysa eğer seni yaşatmazlardı. Biz Artvin'de Şavşat, Ordu'da Fatsa, Bolu'da da Kıbrısçık üç kardeştik.

Artvin'de o dönem aşırı siyasi baskı oluştu. Demirel hükümeti, dönemin azınlık hükümeti yerli memurların tümünü dağıttı. Onun öncesinde ben Yozgat'a sürülmüştüm; ancak Danıştay kararıyla Artvin'e geri gönderilmiştim. Demirel hükümeti yerli memurları dağıtınca ben de Bolu'ya tayin edildim. Bolu İl Sağlık Müdürlüğü'nde eğitim şube müdürü olarak göreve başladım. Onun içinde dava açtım ve Danıştay'ın iptal kararına rağmen ben Artvin'e dönmedim. Çünkü Bolu'da Artvin'e doğal güzellikleri itibariyle benziyordu ve Bolu'da siyasi olaylar Artvin'in çok gerisindeydi. Bolu'da İsmetpaşa Caddesi'nde ve Yukarı Çarşı'da ülkücüler vardı, aşağılarında da solcular vardı. Ben İsmetpaşa'da Yukarı Çarşı'da korkarak geziyordum. Biri acaba bana “Sen nerden geldin” diye soracak diye beklerdim. Fakat burada kimse kimseye bir şey sormazdı. Bolu aslında siyasi olayların en sessizi, en sakini, en idealiydi. Biraz da o yüzden Bolu'da kalmayı tercih ettim.

12 Eylül ve sonrası…

Eşim de sağlıkçı. Ben Bolu'ya geldikten sonra Artvin'de olan eşimin de tayinini yaptırdım Bolu'ya. Eşimi alıp Şavşat'tan dönerken Köprübaşı denilen bir bölgede jandarma bizi durdurdu. “Nereye gidiyorsunuz?” dedi. Görev yerimiz Bolu'ya der demez ihtilal olduğunu öğrendik. Neyse 2-3 gün sonra özel izin olarak yola çıktık. Sahil boyunca her il ve ilçede bizi aradılar. Her neyse Bolu'ya geldik. 12 Eylül'ün üzerinden 3 ay geçmişken, bir gün çalışma anında polis geldi görev aldığım sağlık müdürlüğüne. Polisler bana “Sıkıyönetim seni Artvin'den çağırıyor” dediler. Oraya göndereceklerini söylediler. Belediye binasının yanında karakol vardı o dönem. Beni burada 3 gün misafir ettiler ama hiçbir işkenceye maruz kalmadım burada.

36 GÜN GÖZLERİM KAPALI İŞKENCE YAPTILAR

Beni Artvin'e göndermek için karakoldan bir çıkardılar millet yol kenarlarına dizilmiş. Beni terörist sanıyorlar ve görmek istiyorlar. Gömlekli ve kravatlıyım üstelik. Oysaki hiçbir eylemde bulunmadım. Sadece dernek faaliyetinde bulundum. Neyse Artvin'e vardık. Bana 36 gün gözlerim kapalı işkence yaptılar, Artvin emniyetinde ve sıkıyönetimde. Bir odada, gözlerim bağlı işkencelerle karşılaştım. Sadece ben değil, yüzlerce insan orada bu işkencelere maruz kaldı. Gece karın içerisinde çırılçıplak dağa çıkarıyorlardı. Arabanın bujisinden bize elektrik veriyorlardı. Hani balık sudan çıkınca hoplar ya, işte öyle hoplatıyorlardı. Bu işkencelere dayanamayıp ölen, intihar eden insanlar oldu. Dayanılacak gibi değildi. 36 gün boyunca boruya bağlı kaldım. Ocak ayında, saat başı kafadan bir kova soğuk su döküyorlardı. Ayakta diz kapaklarımızı duvara vurarak, kafalarımızı duvarlara yaslayarak uyumaya çalışıyorduk. Bu anlattıklarım 1 gün değil, 2 gün değil, 3 gün değil. Her saat başımızda ezan okuyorlardı. Ne ezanı olduğu belli değil.

VÜCUDUMDAKİ TÜYLER ÇÜRÜMÜŞTÜ

36 günden sonra beni Erzurum Sıkıyönetim Komutanlığı'na götürdüler. Orası daha korkunç. Bir polis okuluymuş Erzurum'da. Kars kapı diyorlar. O polis okulunu cezaevi yapmışlar. Biz bodrum katta 6 buçuk metrekare bir odada altlı üstlü ağaçtan ranza yapılmış. Tam 26 kişi 13 ay o 6 buçuk metrekare oda da kaldık. Ve bu anlattığım dönemde yargılama yine yok. Bizi oraya kapattılar. Asacaklar mı, kesecekler mi, diye bekliyoruz. Radyo, gazete… Hiçbir haber yok. Ailelerimizle de canları isterse bir defa görüştürürlerdi. O da şartlıydı. Eğer orada görülen işkencelerden biri ailesine bahsederse, o kişinin işi biter. Zaten öldürürler seni. Hangi asker orada çok işkence ederse, mesela kolunu kırdı birinin diyelim, birer mükafat izni verirler askere. Bunu yapan mükafatlandırılırdı, onbaşıysa çavuş olurdu örneğin. Böyle bir sistem vardı. O askeri cezaevinde 13 ay boyunca gün, ışık, havalandırma yoktu. Bu şekilde kaldık. Vücudumdaki tüyler çürümüştü. Ve korkunç derecede bit vardı. Saat başı sigara içme izni verilirdi. Askerden sigara içme komutu geldiğinde iyi sağol çekmeyen koğuşlar sigara içemezdi. 6 metrekarelik bir ortamda 26 kişi aynı anda sigara içtiğinde içeride göz gözü görmezdi. Bu da ayrı işkence. Günde 2 defa tuvalete çıkarırlardı. 3 tuvalet vardı ve 26 kişi tuvalete giderdik. 5 dakika süre veriliyordu. Kim geç kalırsa falakaya yatırılırdı. 3 kişi aynı yerde tuvalet yaptığımızı çok iyi bilirim.

Yargılanma süreci…

Artvin Dev-Yol davasında yargılandık. Bize, dernek başkanları dahil olmak üzere 120 kişiye 146/1'den, yani anayasayı ihlala teşebbüsten idam isteğiyle dava açtılar. Duruşmalar 18 ay tutuklu kaldıktan sonra başladı. 18 ay sonra ilk mahkemeye çıktığım zaman hakime, “Siz beni bu kararla yargılayamazsınız. Siz bununla ancak Kenan Evren'i yargılarsınız.” dedim. Çünkü anayasayı rafa kaldıran Kenan Evren. Ayrıca hiçbir fiili eylemimiz yok. 1961 anayasası sola açık bir anayasa olduğu için onu savunan insanlardık. Bunun üzerine hâkim, “Bu lafı söylemek sana mı kalmış” diyerek mahkemeyi 3 ay sonraya attı.

ADAM ÖLDÜRMEDİM, YARALAMADIM, DUVARA BİR YAZI BİLE YAZMAMIŞTIM

Benim bu savunmamdan sonra iddianameyi değiştirdiler ve ara karar verdiler. Yeni bir iddianame geldi. 168/3'e çevirmişler beni bu defa. Hiçbir eylemim olmadığı için. Adam öldürmedim, adam yaralamadım, duvara bir yazı bile yazmamışTIM. Bu madde de silahlı çete üyeliğiyle ilgili. Oysa ne alakam var benim çeteyle. Tekrar savunma hakkı gelince itiraz ettim. Bana, “Yargılayacak madde yok. Bundan size takacağız” dediler. Yargılandık. Erzurum'daki askeri mahkeme bize ne kadar dernekçi varsa yaklaşık 200–250 civarı hepimize 5'er yıl ceza verdi. Davayı Askeri Yargıtay'a götürdük. Askeri Yargıtay'ın bozma kararı çok ilginç. Aynen şöyle diyor: “Normal sivil mahkemelerde 1 gün dahi tutuklanmasına gerektirecek bir suçu olmadığı halde 26 ay gibi uzun bir süre tutuklu kalması çok ilginç ve tuhaftır. Bu nedenle derhal beraatına karar verilmesine…” Ve Yargıtay bu şekilde benim davamı bozmuş. Ben 26 ay yattım ve 1983'te Kars Kapı Cezaevi'nden tahliye oldum. İçerde değilim ancak davam devam ediyor. O davada en erken çıkanlardan birisiyim. 1993'te de Uğur Mumcu'nuın öldürülüşünün bir gün öncesi Mamak Askeri Cezaevi'nden beraat aldım. Yani dava açıldıktan 12 yıl sonra beraat aldım. 1983'te cezaevinden çıktım. 1986'nın Eylül'ünde mesleğime döndüm.

Yaşadıklarınız sonrası siyasi görüşünüzde bir değişiklik oldu mu?

Ben Artvin'de devrimci yol içinde yer aldıysam da, aslında içim hep sosyal demokrat idi. Asalım, keselim anlamında bir devrimci de olmadım. Daha çok sosyetik, memur devrimciydik. O gençlere destek oluyorduk, sahip çıkıyorduk ama eylem olarak hiçbir eylemimiz olmadı. Yani 12 Eylül öncesi ve sonrasında düşüncelerimde hiçbir değişiklik olmadı. Ben 12 eylül öncesindeki devrimci ve ülkücülerin hepsine saygı duyuyorum.

Niye çünkü onlar en azından okuyorlardı. Kendine devrimciyim diyen bir adam Marx'ı, Engels'i, Diyalektik'i okurdu en azından. Kendine ülkücüyüm diyen, Türkeş'in Dokuz Işık'ını okumak mecburiyeti vardı. Yoksa o gençliğin içine girip de konuşturmazlardı. O günün gençliği adam gibi gençlikti. O gençlik çalışan, okuyan bir gençlikti. Şimdiki gibi küpe takıp, bele kadar örek saç uzatan gençlik değildi.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Pislikçilere polis darbesi16 Kasım 2018 Cuma 12:03
  • Kemal Kazan’dan Türker Ateş’e Ziyaret16 Kasım 2018 Cuma 11:58
  • Gerede’ye yeni mesire alanı16 Kasım 2018 Cuma 11:56
  • 108 kişi yakalandı16 Kasım 2018 Cuma 11:54
  • Gölcük’te kartpostallık fotoğraflar16 Kasım 2018 Cuma 11:21
  • Yedigöller’in son hali16 Kasım 2018 Cuma 11:15
  • Bu araçtan kendi imkanları ile çıktılar16 Kasım 2018 Cuma 11:10
  • DEPREM OLURSA NE YAPACAĞIZ ?16 Kasım 2018 Cuma 01:33
  • Uyuşturucunun Kod adı “ŞEKER”16 Kasım 2018 Cuma 00:38
  • Bedelli takvimi açıklandı!16 Kasım 2018 Cuma 00:34
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim