• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Bolu 20 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 22 °C

2007 bütçesi ve Türk ekonomisi

Mustafa Öz

Yaşı 40-50 olan insanımızın tamamı ülkede enflasyonun (azgın olduğu) iki haneli, bazen de üç haneli rakamlara çıktığı dönemde yaşadılar.

Sürekli artan fiyatlar, kuyruklar, bugün bulduğunu ertesi gün bulamama ile karşı karşıya geldiler. Köylerimizi geliştirip sosyalleştiremediğimiz, tarım reformunu yapamadığımız için köyden şehre kitleler halinde göç başladı. Şehirlerin planlaması, alt yapısı yoktu. Artan göçün iş ve aş isteklerini karşılayacak iş alanları da bulunmayınca, şehirlerimizde alt yapı sorunları baş gösterdi. Şehirlerimiz gecekondularca istila edildi. Köyleştirildi. Dün köyünde üretici olan insanımız, şehirde tüketici olmuştu. Üretimi tüketimin isteklerine göre planlayamadık. Sanayimiz dışarı bağımlı makine ve eleman ile kuruluyor. Montaj sanayiden öte gidemiyordu. İhraç ürünlerimiz de önceliği tarım ürünleri alıyor. Sanayi ürünü olarak tekstil ürünlerini satabiliyorduk. Dış ticaret dengesini tutturamıyoruz, sürekli İTHALATIMIZ artıyor.

İHRACATIMIZDAKİ artış sınırlı kalıyordu. Dış ticarette AÇIK MAKASI büyüyordu. Kamu kaynakları verimli ve ekonomik çalıştırılmıyor, siyasilerin arpalığı oluyordu. Her parti bir öncekini yolsuzlukla eleştiriyor ama gelen gideni aratıyordu. Bu istikrarsızlığa, siyasi istikrarsızlıkta eklenince işler daha da çıkmaza girdi. 1960- 1970-1980 döneminde dünyadaki fikri akımların tesiriyle ülkede rejim değişiklikleri de tartışılmaya başlandı. Sağ-sol çatışmaları, binlerce masum insanın ölmesine karşı önlem alınmaması ve siyasetin basiretsizliği, ASKERİ ihtilalleri davet etti. Her on yılda bir ihtilal yapılmaya başlandı.

Bütçe açıklarını kapatmak için sürekli dış borç ve iç borca müracaat ediliyordu. Dış borç için gidilen ülkeler ile IMF ve Dünya Bankası aynen AB'nin şu an uyguladığı dayatmaların benzerini vereceği borç için uygulamaya koyuyor. Alınacak mal ve hizmetlerin kimden alınacağını bile bize emrediyordu. Sanayimiz dışa bağımlı iken, ekonomimiz de BORÇ SARMALI nedeniyle İPOTEK altında idi. Önüne gelen canı sıkıldığında ya ASKERİ malzeme taleplerimize ya da diğer sanayi ürünü taleplerimize karşı AMBARGO koyuyordu.

1980 yılında dış borcumuz o kadar arttı ki, 70 Cent'e muhtaç hale geldi. Yeni krediler alındı. Borç borçla ödendi.

Ekonomik bağımlılık siyasi bağımlılığı davet etti. Ülkeyi yönetenler bir avuç bürokrat, siyasetçi, işadamı ile işbirliği içinde milletin birikimlerini hortumlamaya devam ettiler. Banker faciası, banka batırmalar, banka hortumlamalar, usulsüz krediler, derken yeniden IMF ve Dünya Bankası kaynaklarından BORÇ talebi…

Ekonomi o kadar kırılgan haldeki öksürürsen, tıksırırsan etkileniyordu. Şayet bütçemiz 50 milyar dolar cari açık vermese, Dünya Bankası ve IMF kapısında 1,5 milyar dolar için beklemesek AB bizi bekleme odasında tutabilir mi? Ülkemizin kaynaklarını iyi kullanmadığımız için hala yeterince üretim yapamıyoruz. İHRACATIMIZ 85 milyar dolar, İthalatımız 135 milyar dolar, İthalatın içinde tüketim malı 2. sırada yer alıyor. Ülkenin toplam borcu 400 milyar Dolar. Ekonomide kısmi düzelmeler var. 18. çeyrektir büyüme trendinde. Ama işsizlikte azalma yok. Özellikle üniversite mezunlarında artış var. Gelir dağılımında bozulma devam ediyor. Orta direk hızla yok oluyor. Yoksulluk sınırı yükseliyor. Yoksul insan sayısı artıyor. Milli gelirde de artış oluyor. Kişi başına düşen gelirimiz 2500 Dolardan 5000 Dolara çıkmış. Ama başkasının cebindeki para aç insana, işsize, fakire bir yarar sağlamıyor. Bütçede en önemli açığı sosyal güvenlik oluşturuyor. Bu nedenle hükümet sürekli çalışanların haklarında kısıtlamaya gidiyor. Sosyal güvenliği tek çatı altında birleştirirken, çıkardığı sağlık sigortası ile bir iyi yapıyor. On tane verilmiş hakkı çalışanlarından geri alıyor.

Eskiden Devletin ekonomideki payı yüksek idi. Şimdi özelleştirmelerle bu pay % 18'e indi. Artık Devlet kurumlarının ekonomiye yük olduğunu söylemek, iddia etmek de mümkün değildir. Karlı kurumlar yok pahasına satıldı. Devlet iktidarın çıkardığı aflar nedeniyle vergi toplayamıyor. 2007 bütçesinde öncekiler gibi cari açığa dayalı bir bütçe. Ancak sosyal devleti öne çıkardığı iddia edildi. Buna örnek ise sağlık sigortası gösteriliyor.

Doğmamış çocuğa DON biçilerek eğitime, yatırıma ayrılan kaynaklar bir önceki bütçeden de az ülkede fakirliği işsizliği hangi kaynakla azaltacağı belli olmayan bu bütçede SOSYAL DEVLET yok. Tüccar devlet var. Bu bütçe ile dışarıda pazarlık gücümüz olması da düşünülmemelidir. Ekonomiyi kayıt altına almadan yandaş siyasilere çıkar sağlamayı bırakmadan devlette kadrolaşma hastalığından kurtulmadan sosyal devlet lafta kalmaya mahkûmdur.

Bu yazı toplam 607 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim