• BIST 106.787
  • Altın 141,980
  • Dolar 3,5322
  • Euro 4,1122
  • Bolu 26 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 30 °C

30 AĞUSTOS VE ZENGİN OLMAK

Hasan Dinç

 

Geçtiğimiz Cumartesi günü televizyonlarda akşam kuşağı ana haber bültenlerini izliyordum. Hangi kanalda olduğunu iyi hatırlamadığım bir haber bülteninde spikerin sunduğu şehit haberi içime kor ateş oldu oturdu. Spiker Konyalı bir şehidimizin haberini veriyordu. Haber GATA’da on dört gün süreyle tedavisi özenle yapıldığı halde hayata döndürülemeyen bir askerimizle ilgiliydi. Askerimiz şehit olmuş, yakınları acı ile feveran ediyordu. Şehidimizin annesi iki göz, iki çeşme hem ağlıyor hem de içinden geleni olduğu gibi ifade ediyordu. Şehidinin fakirliğini dile getiriyor, vatanını çok sevdiği için askerliği seçtiğini söylüyordu. Resmi kıyafetli bir kadın astsubayımız annenin koluna girmiş onunla hem yürüyor, hem de onu teselli etmeye çalışıyordu. Kadın subayımızın söylediği sözler hâlâ kulağımda. Kurşun gibi ağır, mızrak gibi delici bu sözler yaşadığım sürece aklımdan çıkacak gibi değil. Kadın astsubayın şehidimizin annesini teselli etmek için söylediği o sözler aynen şöyle idi. “Zenginden asker olmaz, zenginden şehit de olmaz”

Bu sözü yüzeysel düşünenler onu bir zengin düşmanlığının ifadesi olarak algılayabilirler. Ancak bu söz sosyolojik anlamda çok doğru ve gerçeğin tam ifadesidir. Konunun zengin düşmanlığıyla da bir ilgisi yoktur. Tamamen olay karşısında doğaçlama olarak söylenmiş bir tahassürün ifadesinden ibarettir.

Tarihimizin derinliklerine gitmeye gerek yok. Bu topraklar üzerinde kurduğumuz Dünyanın en güçlü ve büyük devleti olan Osmanlı’yı ve onun sonunu düşünmek bile bu sözün ne kadar da gerçekleri ifade ettiğini bize gösterir. Osmanlının sınırlarını bekleyen ve askerlikten başka bir meslek tanımayan ceddimizin düştüğü durumu biliyoruz. Devletin bütün zenginlik kaynaklarını zaman içinde ele geçiren ve askerlikten muaf olan azınlıkların durumu da bizim için malûmdur. Türklerin koruması altında zengin ve mutlu bir hayat yaşayan Rum, Ermeni, Yahudi vb. azınlıkların devletimize dolayısıyla milletimize yaptıklarını da biliyoruz. Milletimize mensup bazı zengin unsurların bunlarla birlikte nasıl gaflet ve ihanet içinde olduklarını da biliyoruz.

Zenginlik ilâhi bir nimettir ve de bir imtihan vesilesidir. Nice zenginler bu nimetin gereğini yerine getirmişler ve de ilâhi mükâfata mazhar olmuşlardır. Ama nice örnekleri kutsal metinlerde anlatıldığı gibi zenginliklerinin gufranıyla helâk olup gitmişlerdir. Karun bunlardan sadece bir örnektir. Zenginlikleri nedeniyle toplumun saygın kişileri olan bu sınıf zaman, zaman hakikatin karşısında yer almış, ona silah çekmiş ve toplumun fakir kesimleri üzerinde her zaman hükümran olmak hakkından zerre kadar vazgeçmek istememiştir. Doğruların karşısına yüce dağlar gibi çıkmış bu sınıf, tarih içinde her zaman haksızlığın ve zulmün bir parçası olarak görülmüştür.

Zenginlerin din, millet, vatan gibi değerlere mensubiyet bağları çok zayıf olduğu gibi, devletin egemenlik haklarına da inançları zayıftır. Bu duyguları öne çıkararak düşmanla mücadele eden unsurlara içten en sert direnç bunlardan gelir ve bu mücadeleyi organize edenlere ve yapanlara karşı inanılmaz ölçülerde düşmanlık gösterirler. Hatta bütün zenginliklerini bu mücadeleye seferber etmekte tereddüt göstermezler. İstiklâl savaşında başta İstanbul olmak üzere düşman işgaline uğramış bölgelerimizde zengin kesimlerin önemli bir bölümünün düşmanla işbirliği içinde bulunması tesadüf değildir. Bu kesimlerin milli kuvvetlere karşı iftira ve karalama yarışı içinde olması da tesadüf değildir. Milli kuvvetleri çapulcu, zorba, haydut olarak tanımlaması; vatanından daha çok zenginliklerini koruma kaygısından kaynaklanmaktadır. Hatta İstanbul’da işgalci askerlerin kollarına kavalye olarak eşlerini ve kızlarını atmaları, tamamen yeni egemen güçler karşısında da zenginliklerini ve daha önceki imtiyazlarını koruma insiyakından kaynaklanmıştır.

Zenginlerde vatan duygusu da çok zayıftır. Vatanın elden çıkması veya savaşla işgal tehlikesi belirdiğinde, zenginleri vatanı terk ederken görürsünüz. Onların korumaya değer en değerli varlıkları, vatan değil zenginlikleridir.  Vatanı bekleyen akıbet her nasıl sona ererse ersin, silahlar sustuğunda zenginleri yine geri dönmüş görürsün. Hem de galiplerin yanında ve onların en yakın destekçileri olarak.

Zenginlerin çoğunu milli ve manevi değerlerin uzağında görürsünüz. Dini ve dince kutsal sayılan değerleri bile zenginliği için istismar etmekten zerre kadar çekinmez. Zenginliklerinin çok az bir kısmıyla hem dünyalarını hem de ahretlerini satın almayı ihmal etmezler. Kendileri gibi din adamları aracılığı ile cennetten kâşâneler satın almayı ve daha dünyada iken cennetten konaklar edinmeyi ihmal etmez. Toplumun istifadesine sunduğu bir iki eserle de hayırsever sıfatını kolayca kazanıverir. Eğer zenginlikleri şehitler mertebesine ermeyi ve peygamberlerle bir ve beraber olmayı, onlara komşu olmayı elde etmeye yetse oraları da şehitlere bırakmak istemeyecekleri bir sosyolojik gerçektir.

Evet! Zenginlerden asker olmaz ve de zenginlerden şehit de olmaz. Askerlik ve şehitlik bizim milli kimliğimizin ayrılmaz bir parçası ise de, günümüzde bu iki önemli haslet sadece fakirlerin manevi sığınağı haline dönüşmüştür. Askerlik artık para vererek yapılmasından feragat edilebilecek milli bir görev haline dönüşmüş, zenginler para vererek milli görevden kaçma fırsatını yakalayabilmişlerdir. Durum bu olunca elbette “zenginlerden asker olmaz, zenginlerden şehit de olmaz” sözü günümüzde önemli bir gerçeklik kazanmıştır.

Ancak zenginlerin önemli bir başka özelliği ise güç elde etmek, başaramazsa gücü kullananları kontrol etmek, onu da başaramazsa güce ram olmak ve en zayıf anını kollayarak onu tahtından indirebilmek için beklemektir. Bugün ülkemizde olduğu gibi güç kaynaklarını kontrol etmek, halkı yönlendirme konusunu ihmal etmemek ve egemenlik noktalarını sürekli elde bulundurmaktır. Milli güçleri ezmek, milli ve manevi duyguları baskı altında tutmak bunların en önemli mücadele alanlarıdır. Ellerindeki bütün güçleri milli ve manevi unsurlarla mücadele etmek için seferber ederler. Bu onların zenginlikten başka hiçbir şeyi görmemelerinden kaynaklanır. Hâlbuki bu milletin doğuştan getirdiği başta hürriyet ve istiklâl gibi duyguları, hiçbir sevginin seviyesine ulaşamayacağı vatan sevgisi, inançların en yücesi İslâm inancı ve ATATÜRK’ÜN dediği gibi damarlarındaki asil kanı her türlü gücün üzerinden gelmeye muktedirdir. Bir otuz Ağustos gününde depreşen milli duygularımın bir sonucu olarak kaleme aldığım bu yazı umarım hiçbir yanlış anlaşılmaya araç edinilmez. Kalın sağlıcakla.      

 

Bu yazı toplam 1173 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim