eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 10 °C

ACI KAHVENİN HATIRI VE DİLİMİZDE BİTEN TÜYLER-1!

N. Gürkan Yetkin

"Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır!” derler büyüklerimiz. Bir büyüğümüzle karşılaşsak, kılık kıyafetimize, duruşumuza çeki düzen verir, önünde boynumuzu eğer ve elini öperiz. Yaşa ve başa olan saygı, her şeyden öte tecrübeye olan hürmet geleneklerimizden gelir. Söz büyüğün, sus küçüğündür her zaman. Her ortamda çekinmeden sigara içen biri, bir büyüğü karşısında gizler, bir ayıp sayar cebindeki paketi. Büyüdükçe küçülmek sayar bir çoğumuz olgunluğu.

“Biliyorsan konuş! Alim sansınlar. Bilmiyorsan sus! Arif sansınlar” derler ya bir de büyükler, konuşmaları ve sözleri kaleme almamız ondandır. Bir çok olay karşısında yutkunuyorsak, sessiz kalıyorsak çoğu zaman, arifliğimizden değil efendiliğimizdendir.

Sırf garip gulâbanın yanında olduğu ispat etmek, garip gulâba üzerinden siyaset üretmek için insanımızı fakirleştirdikçe fakirleştirmek, el açar bir topluluk haline getirmek, bu durumdan utanmak yerine, hayır çarşısı gezileri yapıp, ekranlarda acz içindeki insanları sergilemek doğru bir uygulama mı? Binlerce kişiyi kuyruğa sokup, bir tas sıcak çorba, birkaç çeşit yemek için saatlerce bekletmek. Vergiden düşme gayesi ile satılmayan ürünlerin toplandığı gıda bankası kurup karne ile garibanların “gariban” olduklarını başlarına kaka kaka avuçlarını doldurmak.

“Dün bunlar yoktu! Bizler yaptık tüm bunları!“ itiraflarına alkış tutmak! Dün bu kadar fakir yoktu. Varsa dahi gururları vardı. Umutları vardı. El açmak yerine daha fazla çalışmayı kendilerine yakıştırıyorlardı.

Siz bu insanların umutlarını ve gururlarını kırıp, onlara açık bir şekilde dediniz ki ”Kadere inanın! Sizin kaderiniz fakirlik! Ne yaparsanız yapın, ne kadar çalışırsanız çalışın, bu İlahi takdir değişmez!”

Bu insanları inançları ile ikna ettiniz. İçlerindeki mücadele ruhunu söndürdünüz. Sonra da bunu ibreti alem olsun diye ekranlardan herkese izlettiniz.

Sosyal Yardımlaşma Vakfı sayesinde, fakirliği fişlediniz! ”Çalışma” dediniz. Hatta “çırpınma! Al sana kömür! Al sana beyaz eşya! Al sana gıda! Al sana …..” Tek şey istediniz karşılığında, ama sözle değil, belgeyle! ”İradesini!”

Çoğu kez benzeri sahneleri olan yabancı menşeli filmler izlemişsinizdir. Hani çaresizlik içindeki insan, bu çaresizliğine son verme adına ruhunu şeytana satar. Artık cennete veda etmiş, dünyada gününü gün etmeye başlamıştır. Ancak, şeytan bu ya, asla yetinmez, ruhunu alsa da doymaz! Çile ve eziyet katlanarak biner omuzlara. Satılacak beden de kalmamıştır, ruh da!

Anayasa değişikliği, laiklik, şu veya bu! Hiçbir şey umurunda değil garibanın! Şükür ediyor! ”Allah Devlete ve Hükümete zeval vermesin” diye dualar ediyor. Karnı doyduğu, çalışmadan tencere kaynadığı, para vermeden yanan sıcak sobanın yanında hiç kımıldamadan kestirebildiği için mutlu ve huzurlu! Bilmez ki, fakirliğinin ve daha da fakirleştirenin karşısında el açtığı kişi olduğunu!

Yetmiş yaşında bir adam. Gecenin bir yarısı olmuş hala çalışmakta. Soruyoruz “Kimin kimsen yok mu?” diye. ”Olmaz mı evlat!” diyor. “İki tane aslan gibi evladım var. İkisi de üniversite okudu.” ”O zaman niye bu vakitte, bu yaşta hala çalışıyorsun?” diyoruz merakla. Adamcağız başlıyor anlatmaya.

-Evlat! Oğullarım çok şükür okudular. Beni onurlandırdılar, gururlandırdılar. Biri bilgisayar mühendisi oldu diğeri endüstri mühendisi. Aylarca iş aradılar. İş mi var evlat? Ben babayım evlat! Koskoca mühendislere, iş bulamadılar diye kağıt toplatır mıyım? Sokaklardan!

….

Belli ki adliyede işi olan bir adam, adliyenin karşısındaki parkta oturuyor. Çiftçilikle uğraştığı her halinden belli. Derken garson yaklaşıyor adamcağıza ve ne içeceğini soruyor. Adam hiçbir şey içmeyeceğini söyleyince kıyamet kopuyor.

Garson:

Burası babanın malı mı? Burada oturuyorsan bir şeyler içeceksin!

Çiftçi amca:

Senin babanın malı olduğunu bilmiyordum bu koskoca parkın! Sen bir kilo buğday kaç para ediyo biliyon mu?

Garson:

Bilmiyorum! Ayrıca ne mana?

Çiftçi amca:

Peki bir bardak çay kaç gayme?

Garson:

Yeni para ile bir lira, eski para ile bir milyon lira!

Çiftçi amca:

Benim bir bardak çay içebilmem için, üç kilo buğday satmam ilazım! Hani bunun tohumu? Hani bunun gübresi? Hani bunun mazotu? Emeğini de geçtim! Sen hiç üç kilo buğday yetiştirdin mi? Onu biçtin mi? Onu sattın mı?

Eğer bunu yapabilir ve o üç kilo buğdayı satıp burada, halkın parkında, bir bardak çay içebilmek için, elin titremeden cebinden çıkarabilirsen, ben de yapabilirim!

Garson:

Affet beni bey amca! Cahillik ettim. Sana çay getireyim. İç. Para da istemez. Benden.

Çiftçi amca:

Evlat! Ben dilenci değilim! Çiftçiyim! Canım çay isterse, demlerim!

…

Yağmur yağmış. Yollardaki doğalgaz çukurları çamur halde suyla dolmuş! Hızla bir son model bir jeep çukura düşüyor! Çukurdaki su olduğu gibi yolun kenarındaki yayaların üzerinde! Son model jeepin içinde başı türbanlı genç bir hanımefendi! Aracın arkasında da bir yazı! ”Babam sağ olsun!”

Ne kadar garip bir ülke? diye soruyorsunuz kendi kendinize! Kimi baş örtülü kızımız üniversite kapılarında mağduriyetini ifade etmeye çalışırken, bir diğeri halkına çamur fırlatıyor babam sağ olsun yazılı son model arabası ile!

Kim mağdur, kim değil? Kim bilmezden, görmezden geliyor, kim her şeyin farkında?

Anlata anlata bizim dilimizde tüy bitti de, ne zalimin zulmü bitti, ne de Neşe'nin kepek sorunu!

29.03.2010


Bu yazı toplam 918 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim