• BIST 90.182
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,6195
  • Euro 3,9306
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

AÇIK HAVA MÜZELERİ VE KORUMA – YÖNETİM SORUNLARINI ÇÖZÜME ÇAĞRI

Suat Tosun

       Yetişkin olarak bizler, çocukluğumuzdan beri başta Yerli Malı Haftası, Yeşilay Haftası gibi birkaç özel haftayı belleğimizde saklarız. Şimdilerde çocuklarımız ve torunlarımız, kültür çeşitliliğine göre yılları, ayları, haftaları ve günleri tarih sarmalında adlandırıp, anma aktivitelerinde bulunmaktalar…

        İlköğretim ve ortaöğretimde kesinlikle kültür öğelerimizin ruhunun işlenmesi, beslenmesinin çok ağırlıklı bir biçimde kitaplarda yer almasıdır. Bu da yetmeyip çocuklarımızın grup grup bütün ülkeyi gezip dolaşmaları ve bu değerlerle karşılaşmaları gerekiyor, yıkımın, tahribatın ne ölçüde olduğunu görmeleri gerekiyor. Artık bilinmektedir ki yaşama biçimleri toplamı olarak tek bir kültürle değil, kültürler çokluğu ile karşı karşıyayız. Çok kültürlülük olarak tanımlanan bir sürece yönelirken ünlü düşünür Sayın Bernard LEWİS, “Günümüzde başka kültürlerin incelenmesini değerli ve önemli kılan birinci neden, onları kendini yaşama koşullarında tanımaksa, ikinci nedende kendi kültürümüzü derin ve daha gerçekçi anlamanın yolunun öteki kültürleri incelemekten geçmesidir” diyerek başka kültürlere kayıtsız kalınmamasını öğütlemektedir. Hepimizin bildiği gibi, kültür mirasının kimi mimari örnekleri son derecede kötü durumda. Gençlerimize, çocuklarımıza bütün tarihsel ve coğrafik, jeolojik oluşumları tanıtmamız, onlarla bire bir yüz yüze gelmelerini sağlamamız gerekiyor. Sayın Prof. Dr. Ufuk ESİN, bu konuda eğitime çok çok önemli görevler düştüğünü vurguluyor. Sayın Ömer ADIGÜZEL ise, çocuklara rutin eğitimlerinin dışında farklı bir öğrenme ortamı sunabilmenin önemini belirtirken, “Müzeler, bilimsel öğrenmenin yanı sıra, duyuşsal ve yaşantısal öğrenmenin de sağlanacağı ortamlardır.”  diye yorumlamaktadır.

       Sayın Prof. Dr. Nermi UYGUR, son derecede kötü biçimde kültürü sadece tükettiğimizi kültür taşrasının kötü mirasyedileri olarak davrandığımızı ifade ediyor.

       Bölgemizden bir örnek verilirse, daha üç yıl öncesinden 1. derecede sit kapsamına alınan Bolu-  Seben, ÇELTİKDERE- KINIKÇI Mahallesindeki kilise, M.S.200’lü yıllarda Doğu Roma İmparatorluğu zamanında inşa edilmiş, Bizans, Osmanlılar döneminde –yaklaşık 750 yıl korunup, hatta cami olarak ta istifade edilmiş, ancak son 50 yılda çatısı ve duvarlarından bir kısmı zararlar görmüştür. Cumhuriyetten sonra yağmalanmasını kilise duvar taşlarının yeni yapılan köy camisinin duvarlarına aktarılmasını on yıldır hep kafamca sorgulamışımdır. 750 yıl süren kültür sürekliliği niye kültür kopmasına uğramıştır?

       Yabancıların jeolojik ve kültürel mirasa nasıl önem verdiklerini gözlemlemek için galiba yurt dışına değil de Kapadokya ya gitmek yeterli olacaktır.

 

          MİDİLLİ-DOĞA TARİHİ MÜZESİ VE LESVOS FOSİL ORMANI JEOPARKI         

                                                                                                                      

    Geçmiş yazılarıma konuk olanlar mutlaka benim onları sık sık zamanda yolculuğa çıkardığımı ve sonunda da konuyu fosillere dayandırdığımı, çok yakındada dinozorlardan söz edeceğimi sanacaklardır.

    2008 yılında Bolu Ormancılık Araştırma Enstitüsünde başlattığımız Seben Fosil Ormanı araştırma projesine başta. SEBEN –HOÇAŞ köyü eski muhtarı Sayın Nurullah GÜLEN, eski SEBEN Kaymakamı, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ve Osmangazi Üniversitesi öğretim üyeleri, Müze Müdürlüğü ortak olarak projede görev almışlardır. T.C.Bolu Valiliği İl Özel İdaresi Sekreterliği, Orman Bölge Müdürlüğü, Bolu İş Kur, Bolu İl Genel Meclisinin çok önemli katkıları olmuştur. Fosil Ormanı projesine korunan alan statüsü ise T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığınca iki yıldır belirlenip verilememiştir.

 Proje yürütülürken 2009 yılı ekim ayında halen Enstitüde görevli Or. Yük. Müh. Mustafa ARSLAN kardeşimle birlikte kendi imkânlarımızla Yunanistan’ın Midilli Adasına oradaki fosil ormanını görmeğe gittik.

   Ege komşumuz Yunanistan; 23 milyon yıl öncesinde oluşmuş volkanizma aktivitelerinden sonra doğasındaki sekoya ormanlarının özel bir silisleşme sürecinde geçerek taşlaşmasının önemini çok iyi kavramıştır. Açık hava müzeleri şeklinde turizme açarak UNESCO’ca tescilli bir jeopark olarak yönetmektedir. 

   Midilli şehrinden yaklaşık 100 km uzaklıkta olan Lesvos Fosil Ormanı ve doğa tarihi müzesi deniz kenarına yakın bir köyde kurulmuştur.

   2 trilyonluk bir projeyle, on yılda 2 üniversite ( Selanik, Atina) jeoloji fakültelerince, bakanlıklar ve yerel yönetimlerin katkılarıyla LESVOS jeoparkı oluşturulmuş, taşlaşmış fosil ağaçların görselliğini artırmak üzere toprak altından fosiller arkeolojik kazılarla çıkarılmış, tabela ile tanımlanmıştır. Dışına da çit çekilmiş, patika yollarla da birbirine bağlanmıştır. Doğa tarihi                müzesine ve fosil ormanı açık alan müzesine her yıl binlerce insan gelmekte, pansiyon ve restaurantları ziyaret ederek hediyelik eşyalara rağbet göstermektedir.                                                  Bu güzel ve başarılı örneğin bir benzerini niye bizim KÖROĞLU DAĞLARI kompleksinde oluşturmayalım ki…

 Bu kompleks içinde kalan ve kendini Midillideki JEOPARK gibi yasal olmasa da Jeopark ilan eden ÇAMLIDERE- KIZILCAHAMAM fosil ormanı, bazalt jeositleri, peri bacaları, Soğuksu Milli Parkı, tarihi ve kültürel diğer potansiyele ilave olarak Seben –Hoçaş, Seben –Kozyaka Fosil Ormanları, Aladağ ormanlarında tabiat parkları, Akkaya traverteni, FRİG kaya evleri, Bizans kilisesi, Kınıkçı Kanyonu eklendiğinde sanırım üç-dört günlük jeoturizm destinasyonu oluşturacaklardır. Bu konudaki jeopark girişimine BOLU ve ANKARA İli parlamento üyeleri (iktidar ve muhalefet), yerel yöneticiler, M.T.A, JEMİRKO ve diğer S.T.K’ların bürokrasiyi razı ettirme ve yasallaştırma gayretleri sonuç verecektir. Jeopark kırsal kalkınmayı hızlandıracak, KÖROĞLU efsaneside bu oluşumun mitolojik harcı olacaktır.

   JEMİRKO ve fosil projesinde çalışan bizler, bürokrasinin vurdumduymazlığına karşı hayli sabır göstermekteyiz. Ama öyle sanıyorum ki, Sabır denilen şey eğer ağaç olmuş olsaydı, çoktan fosilleşip taş olup hırsından çatlardı!

   Değerli bürokrat müze müdürümüz Sayın Mustafa GÜNEŞ’i müzeler haftası nedeniyle kutlar, başarılarının devamını dilerim. Sağlıcakla kalınız.


Bu yazı toplam 1537 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim