• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C

Açık mektup

Hasan Dinç

Sayın Cumhurbaşkanım,

Ben 68 yaşında emekli bir öğretim görevlisiyim. Ömrümün sonbaharını huzur içinde yaşamak için, ülke ve millet sorunlarına arkamı dönmenin doğru olmadığına inanıyorum. Bu nedenle, gelişmeleri gücümün elverdiği oranda takip etmeyi, iyi ve sorumlu vatandaş görevi olarak algılıyorum. Bunun bir sonucu olarak, devlet büyüklerimizin konuşmalarını dikkatle ve özenle dinliyorum. Sizin 1 Ekim 2009 günü TBMM'de yasama yılını açış konuşmanızı da televizyonumun başından canlı olarak takip ettim. Ayrıca konuşmanızla ilgili haber, yorum ve değerlendirmeleri de okudum. Bütün bunların ışığında konuşmanızı bir vatandaş olarak değerlendirip kamuoyu ile paylaşmak ve basın aracılığı ile size ulaştırmak istedim. Konu ile ilgili içtenliğime ve arka planda bir maksadımın olmadığını anlayacağınıza inanıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Uzun konuşmanızda ele aldığınız bütün konuları ayrı ayrı değerlendirmekten uzak duracağım. Ancak üzerinde önemle durduğunuz iki konuda farklı düşündüğümü belirterek, izninizle bu farklı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Konuşmanızın önemli bir bölümünü farklılıklara ayırarak “Farklılıklardan korkan bir devlet, Mustafa Kemal Atatürk'ün hedef gösterdiği çağdaşlığı yakalayamaz” dediniz. Peki, Türk Milleti için Atatürk'ün koyduğu ÇAĞDAŞ UYGARLIK hedefine ulaşma yolu, yine ATATÜRK tarafından tespit edilerek 86 senedir başarıyla uygulanan “Etnik farklılıklardan birliğe, ümmetten millete” giden ve “NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE” sözünde kendini bulan proje değil miydi? Şimdi ne oldu da etnik farklılıklar ortaya çıkarılarak bütünlüğümüz 36 parçaya ayrılıp çağdaşlığı yakalama için yeni bir proje ile ortaya çıkıyoruz. Üstelik bu projeye “Ülkemize tecrübemizin ışığında bizden bir gözle bakarsak, var olan farklılıklarımızın birer zenginlik, yabancılaşmış bir gözle bakarsak tehdit olduğunu düşünürüz” diye de millilik ve yerlilik özelliği kazandırmaya özen göstermektesiniz.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Hatırlayacaksınız. Konuşmanızı yaptığınız gün de, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Hammerberg Türkiye ile ilgili hazırladığı 39 sayfalık azınlık raporunu yayınladı. Raporda tam da sizin işaret ettiğiniz konulara değinerek, “Türkiye'de NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE sözüyle etnik ayırımcılık yapıldığını” kaydediyor, sonra “Azınlıkların sadece Lozan antlaşması uyarınca gayri Müslimlerle sınırlandırılmasının kaldırılmasını ve Kürt, Süryani, Laz ve Alevileri de içine alacak şekilde genişletilmelidir” diyerek, Türkiye “farklılıkları zenginlik kabul etmelidir” diye kayıt düşüyordu. Bu ifade, az önce sizin sözlerinizden kaydettiğim “Bizden bir gözle bakılarak” yapılan değerlendirme mi? Yoksa, konuşmanızın AB ile ilgili bölümünde dile getirdiğiniz “Sabrımızı zorlayan” yabancılaşmış bir gözle yapılmış bir tehdit mi olmaktadır? Eğer sabrımızı zorlayan yabancı bir gözle yapılmış bir tehdit olarak kabul ediyorsanız ki ben öyle kabul ediyorum. Sizin yıllar önce “Dağa, taşa Ne Mutlu Türk'üm diyene yaza yaza ilkelleştik” ifadenizle “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” sözünüze ne diyeceğimi bilememekteyim.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Konuşmanızda “Hiç kimse, farklılıkların varlığını, millet içinde yeni millet adacıkları oluşturmak şeklinde anlamamalıdır. Böyle anlayanlar, toplum içinde derin fay kırıkları oluşturarak toplumsal mutabakata zarar verirler” diyerek acı bir gerçeğe parmak basmışsınız. Ancak, bu gerçek bana göre eksiktir. İçinde bulunduğumuz gerçek millet içinde adacıklar olmaktan çıkmış, ada olmuş, kıtalaşmaya yüz tutmuştur. Fay kırıkları ise derin uçurumlara dönmüş, toplumsal mutabakat büyük yara almıştır. Tez zamanda “farklılıklarımız zenginliğimizdir” edebiyatından vazgeçerek, Atatürk'ün gerçekçi yoluna dönmeliyiz. Aksi takdirde vakit geçmiş olacaktır. Dediğiniz gibi halen işleyen süreç “Millet olma bilincimizin güçlenmesine hizmet edecektir. Milletimizden gelen demokratik taleplerin doyurucu bir şekilde karşılanması devletin varoluş sebebidir. Siyasi açıdan da birliğimizi ve dirliğimizi güçlendirecek bir yenilenmedir” hükmünüzü gelişmeler şiddetle tekzip edecektir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Sizden ayrı düşündüğüm ikinci konu, “Devletin görünmeyen derin yüzü” ile ilgili kanaatinizdir. Uzun konuşmanızda bu konuya ayırdığınız bölümde “Devletin bir yüzeyde görünen bir de derin görünmeyen yüzü olmaz. Devletin tek yüzü hukuktur. Hiç kimse bir nedenle hukukun dışına çıkamaz. Devletin bekası veya ulusal çıkar gibi kavramlar da, hukuksuzluğu ve keyfiliği haklılaştırmak için kullanılamaz. Hiç kimse, devleti ve rejimi korumak bahanesiyle hukuk dışına çıkamaz. Devleti ve rejimi korumak bahanesiyle hukuk dışı yollara başvurmak, devletin güvenliği ve rejim için en büyük tehlikedir. Hukuk devleti, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin güvenceye alındığı devlettir. Bu haklardan biri de, Masuniyet karinesidir. Suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu ilan edilemez” demişsiniz. Sondan başlayarak gidecek olursam “masuniyet karinesinin” günde binlerce defa çiğnendiği ve masum nice insanların suçlu ilan edildiğini görmekten, neredeyse hukuk devletine toplumun güveni kalmamıştır. Cumhurbaşkanı olarak bunun önüne geçecek tedbirlerin alınmasına öncülük yapmanıza ne kadar ihtiyacımızın olduğunu bilmem anlatmaya ihtiyaç var mı?

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bireyin temel hak ve hürriyetlerinin güvenceye alındığı devlet, hukuk devletidir. Şüphe yok ki doğrudur. Peki, millet ve ülke bütünlüğünün, devlet varlığının güvenceye alındığı devlet nasıl devlettir. Bugün her insanımızda ülke ve ulus bütünlüğünün tehdit ve tehlikede olduğu endişesi doğmuşsa, bir yerlerde yanlışlıklar yapıldığı gerçeğiyle karşı karşıya değil miyiz?

Sayın Cumhurbaşkanım,

Konuşmanızda “Devletin görünmeyen derin yüzü olmaz” diyerek toplumda “Derin devlet” diye algılanan bir kavrama hem karşı çıktığınızı hem de böyle bir devletin olamayacağını, olmadığını ifade ediyorsunuz. Ben bu kanaatinizi de paylaşmıyorum. Devletler var olduğundan bugüne, ve de var oldukça bundan sonra da derin devletler varlığını sürdürecektir. Derin devletsiz bir devleti düşünmek ya hayaldir ya da fantezidir. Ne kadar şikâyet ediliyor gibi görünseler de her devletin görünmeyen yüzlü bir derini mutlaka vardır. Öyle olmasaydı görünen yüzleriyle bizim dostumuz, müttefikimiz hatta stratejik ortağımız olan devletlerin, görünmeyen yüzleri olan derinleriyle ordumuz ve güvenlik güçlerimizle savaş halinde olmazlardı. Bu gerçeği reddedenlerin, PKK'lı katil çetelere lojistik destek sağlamalarını, zaman zaman da onlara yiyecek, giyecek ve silah taşımalarını neyle izah edeceklerini çok merak ediyorum. Bizzat komutanlarımızın Amerikan helikopterlerinin Güneydoğu Anadolu dağlarına yardım taşıdıklarının raporları, devletin eli altında bulunmaktadır. Zaman zaman da uçak ve helikopterlerimize ateş açıp düşürdüklerini de kamuoyundan gizlemeye çalışmaktayız. Bu saldırı ve destekler Merih'ten gelmediğine göre, Amerika'nın görünmeyen yüzü derin devletinin işi olmadığını kim iddia edebilir?

Sayın Cumhurbaşkanım,

“Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu Osmanlı Derin Devleti'nin bir eseridir” sözü bir gerçeği yansıtmıyor mu? Devletin görünen yüzü İstanbul'da galip devletlere teslim olup Sevr'i imzalarken, görünmeyen yüzü bu sonucu kabul etmediği için onlarla savaş halinde değil miydi? Anadolu direnişini teşkilatlandıran, İstanbul Hükümetinin Anadolu'da etkisini sıfırlayan, İstanbul'daki silah depolarını basarak mühimmatı Anadolu Milli Hareketine zorluklarla da olsa ulaştıran Osmanlı Derin Devleti değil miydi? Yani görünen Osmanlı yıkılırken, görünmeyen Osmanlı derin devleti Anadolu'da yeniden dirilmedi mi?

Sayın Cumhurbaşkanım,

1950'li yıllarda Kıbrıs'ta katil EOKA çetelerine karşı ada Türk'lerini koruyan, Türk Milli Mukavemet teşkilatını kurarak onları mücadeleye hazırlayan Türk derin devleti değil mi? Yabancı ülkelerdeki Türk diplomatlarına kan kusturan Ermeni ASALA katillerini susturanlar kimlerdi? Suriye'yi Apo'yu teslime zorlayan ve Suriye içinde büyük tahribatlar yapanlar kimin güçleriydi? Yanlış değilse Ergenekon savcısının iddianamesine geçen Yunanistan'daki orman yangınları kim tarafından ne için çıkarılmıştı? Sadece Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının kullanımına sunulan ve trilyonları bulan “Örtülü ödenek” nereye ve kimlere tahsis ediliyor doğrusu çok merak ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

“Bir ülkenin içini kemiren sorunlar varsa, bunlar kaçınılmaz olarak başka devletlerin müdahalesine açık alanların ortaya çıkmasına yol açar. Kendi sorunlarını kendi iradeleriyle çözemeyen devletler başkalarının istismarına açık olurlar” sözlerinizi de makamınızın ağırlığına yakıştıramadım. Öyle bir durumda devletimizin görünen yüzü durumu kabullenmiş görünse de görünmeyen yüzü, bunu göze alanlara çok ağır bir fatura ödettireceğinden, kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Konuşmanızla ilgili başka düşüncelerim de var. Ancak şimdilik bu kadarını sizler ulaştırmayı ve kamuoyuyla paylaşmayı yeterli buluyorum. Sizlere sağlık, mutluluk ve başarılar diler saygılar sunarım.

06.10.2009

Bu yazı toplam 626 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim