ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort ankara escort porno izle kayseri escort

  • BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 6 °C

Açıklama ve üslup

Hasan Dinç

Bu hafta yazımda “KÜRT AÇILIMI” konusu üzerinde durmayı düşünüyordum. Yıllardır adına Güneydoğu meselesi, Terör sorunu, PKK terörü gibi yakıştırmalar yapılan bu konuya, sonunda gerçek adı konuldu. Adının dahi ifade edilmesi devlet adamlarımızın cesaret ölçeği olan bu konu, nihayet “KÜRT MESELESİ” şeklinde ifade edildi ve İçişleri Bakanının ağzından hükümet bir “KÜRT AÇILIMI'NDAN” bahsederek, çözüm önerilerine herkesten ve her kesimden anlayış ve yardım istedi. Bu konu üzerindeki düşüncelerimi okuyucularımla paylaşmak istiyordum. Ancak geçtiğimiz haftaki yazımla ilgili Bolu Valiliği bir açıklama gönderince programım değişti. Gelecek haftalarda hükümetin “KÜRT AÇILIMI” ile ilgili teklifleri üzerine düşünce ve değerlendirmelerimizi uzun uzun yapma taahhüdümüzle birlikte, bu hafta Bolu Valiliği'nin “YOLLAR DEMOKRASİ TANIMIYOR” adıyla yayınlanmış yazıma gönderdikleri ve gazetemizin Cuma günkü nüshasında yayınlanan açıklaması üzerinde durmak istiyorum.

Kısaca hatırlayalım. Geçen haftaki yazımda Sayın Valimizin pahalı makam arabası ile ilgili gazetecilerin soruları üzerine, “Ben hem arabanın iyisine binerim. Hem de hizmetin âlâsını veririm” dediğini hatırlattıktan sonra, yaptığım zor ve meşakkatli Yedigöller gezisinde yolların bozukluğunu görünce, “Bırakınız hizmetin âlâsını, normalini bile göremedim” demiştim. Sayın Valimiz gönderdiği açıklamasında, benim bu söylediklerimi kabul ederek hizmetin aksaması ile ilgili şu üç mazereti gündeme getirmiştir.

1-Yedigöller yolu 41 Km olup, sanat yapılarıyla birlikte maliyeti 3,2 milyon Türk lirasıdır.

2-Bu kadar büyük maliyeti olan bir yatırımı Bolu Özel İdare bütçesi ile karşılamak mümkün değildir.

3-Kısa hizmet sürem içinde böyle büyük hizmetlerin benden beklenilmesini haksızlık kabul ediyorum. Uzun açıklamanın diğer bölümleri benim yazımla ilgili olmayıp, bu kısımları Sayın Valimizin yazımı vesile sayarak hizmetlerini anlatma çabası olarak değerlendiriyorum.

Benim esas üzerinde durmak istediğim konu, yazım üzerine Sayın Valimizin açıklamasındaki bilgiler değil, o bilgileri verirken kullandığı üslûptur. Ben Sayın Valimizin bu üslûbunu değerlendirmeye almak istiyorum.

Yazımda Valimizden bahsederken, dikkat edilirse hep “Sayın Valimiz” dedim. Beni böyle söylemeye sevk eden şey, muhatabımdan farklı şeyler düşünsem de, onun saygıda kusur edilmeyecek şerefli bir varlık olduğunu kabul etmemizi emreden bir inanca sahip olmamdır. Yoksa Sayın Valimize “VALİ ya da SAYIN VALİ” dememi engelleyen herhangi bir yasal ve ahlâki zorunluluk yoktur.

Sayın Valimiz açıklamasına “Hasan Dinç” diye başlıyor ve şahsıma saygıdan uzak bir üslûbu tercih ediyor. Bu millete binlerce iyi insan, iyi vatandaş ve değerli öğretmen yetiştiren birine “Sayın” kelimesini çok görüyor. Sayın Valimizin dini referanslı biri olduğu halkımız tarafından bilinmektedir. “İnsanları eşref-i mahlûkat olarak” tanıyan dinimizin bu kabulünü, insanlara saygı ile günlük hayatımızda biz inananlar göstermezsek, dinimizin güzellikleri havada kalmaz mı? İslâm dininin güzelliklerini daha da güzelleştiren Tasavvuf terbiyesi bize bir gerçeği öğretiyor ki, “Âlem ve varlıklar bir aynadır. Orada herkes kendisini görmektedir.”

Tasavvufun bu gerçeğinden hareket edersek, ben Sayın Valimizde kendimi, Sayın Valimiz de bende kendini görmektedir diyebilirim.

Ayrıca ben Sayın Valimize “Sayın” demekle, insani ilişkilerde uyulması gerekli incelik ve nezaketi esas almakta, Sayın Valimiz de bana “Sayın” demekten kaçınmakla, gerçekte üslûbta gerekli neleri kaçırdığını okuyucularım anlamıştır. Yine çok iyi bilinmektedir ki, bir insan “Sayın” kelimesinin nezaket ve kemalini üzerinde taşımıyorsa, ona “Sayın” denilse de o “Sayın” değildir. Ama bir insan kendisine “Sayın” denilmese de eğer o sıfatın nezaket ve kemaline sahipse, kaybedeceği hiçbir şey yoktur.

Konu ile doğrudan ilgili olmasa da, yazıma Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil'in DİN VE LAİKLİK adlı kitabından bir alıntıyla son vermek istiyorum. Yeni nesiller bilmez ama Ali Fuad Başgil 1940 ve 1960'lı yılların en önemli simalarından biridir. Doktorasını Fransa'nın Sorbon Üniversitesi’nde tamamlayan ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde çalışmasını sürdüren Ali Fuad Başgil, dönemin en tanınmış anayasa profesörüdür. 1961 yılında Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçildikten sonra, Cumhurbaşkanlığına kesin gözüyle bakılırken, Sayın Valimizin de konuşmalarında sıkça dile getirip hesap sorulamadığından yakındığı darbecilerin, başına çuval geçirerek İsviçre'ye uçakla gönderdikleri çok önemli ve inançlı bir ilim adamı ve şartların zorlayarak hazırladığı politikacıdır. Toplumumuzun çok önemli bir bölümünün gerçekten sevgi ve muhabbetine mazhar bu insanın, adı geçen çok önemli kitabında söylediği ilginç ve gönülden katıldığım kanaatini beraberce okuyalım.

“Müstebitler ve politika bezirgânları şayet, şahsi menfaatleri peşinde politikalarını yürütmek için dindarların hizmetine muhtaç olurlarsa, nerede dindar kisvesi altında yalancı ve mürai varsa, onları arar ve bulurlar.” (ALİ FUAD BAŞGİL, Din ve Laiklik, 2. Baskı, sayfa 84)

04.08.2009

Bu yazı toplam 769 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim