• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 17 °C

Adı üstünde anıt

Mustafa Namdar

Doğa intikamını aldımı acı alıyor. Üzerinde barındırdığı insanların sahip oldukları akıllarını, yalnızca kendi çıkarlarına kullanıyor olmanın faturasını, çoğu zaman çok ağır ödüyorlar.

Doğa bilimcilerin büyük araştırmalar sonucu ortaya koydukları verileri şark kurnazlığı içinde görmezden gelen insanlar, doğanın hışmına uğradıklarında, faturayı başka adreslere kesmeye çalışıyorlar. Kendi koydukları kuralları çıkar uğruna, bozanlar, felaketler karşısında timsah gözyaşı dökmekten geri kalmıyorlar.

İnsan olmanın ayrıcalığını görmezden gelenler yakaladıkları her fırsatı hemcinsleri aleyhinde değerlendirme yarışından hiç vazgeçmiyorlar. İnsanlar doyumsuz. İnsanlar tatminsiz. İnsanlar şükretmekten uzak. İnsanlar egoist.

Sanki barışık olmaktan ürken, sanki sevgisizliği kendine hedef seçen insanoğlunun bütün bu olumsuzlukları yaşadığında aklına düşüyor güzellikler, mutluluklar. Oysa mutsuzluğu yaşamadan, mutlu olmak hakkı olmalı insanların. Sahibi olduğumuz aklımızı mutluluk, hoşgörü, sevgi, saygı, paylaşım ve iyi ahlak davranışları içinde iyi hizmet üretmek üzerine kurgulayabilmiş olsak, acıların neden olduğu göz yaşları kurutmayacak güzel gözlerin göz pınarlarını.

Dünya kuruldu kurulalı geleceğin insanlarına geçmişte yaşanan felaketlerden ders almaları için yazılı belgeler, örnek alınması için de model yapıtlar bırakılmış. Geçmişte yaşananların fotoğrafı gibidir bu yapıtlar. İnsanları yanlış yapmaktan alıkoyarlar. Aynı hatayı tekrarlamaktan caydırırlar.

İşte adını duyduğumuzda halen daha aynı korkuyla titrediğimiz 1999 Depremi. Sanki yeryüzünün oluşumunda deprem yok gibi. Sanki deprem riskine karşı inşaat sisteminde olası hesaplamalar yanlış. Sanki zemin durumuna göre proje hazırlanması yok gibi. Sanki kullanılacak malzemenin niteliği, uygulanacak işçiliğin umursanmıyor gibi.

Bütün kurallar bilimsel olarak biliniyor olmasına karşın, yıkılan binaların molozları arasındaki cansız bedenler, kuralsızlığı prensip hali-ne getiren sözde akıllı insanların eseri değil mi?..

İş ahlakının paraya esir olduğu Marmara Depremi'nde sönen ocaklarda binlerce insanın yaşamına son verilmesi, binlercesinin yetim, binlercesinin aç ve açıkta kalmış olması vicdanları ne kadar etkilediğini, somut olarak söylemek olası değil. Bilinen bir gerçek, aklımızı doğru kullanmamanın ceremesini çok büyük çekmiş olmamız.

Şu sıralarda örnek ve ibret alınarak geçmişi hatırlamak amaçlı Deprem Anıtı gene gündeme düşmeye başladı.

Neymiş efendim? Anıt gene su koyvermeye başlamış. Deprem müzesi çöplük haline gelmiş. Deprem anıtı kimin eseriymiş. Sorumlu-su kimmiş...

Anıttan amaç ne? Anıttan amaç geçmişi hatırlamak değil mi? geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanmaması için uyarıcılık görevini yerine getirmekte değil mi? deprem anıtı da bu işlevini pekala yerine getiriyor. Hem de noksansız yerine getiriyor. Geçmişte kuralına uymadan yaptığınız yapıları hafif bir yağmurda nasıl su basıyorsa, anıtta bunu gösteriyor. Anıt; geçmişte olduğu gibi bugünde, topluma ait olan bir mekanı nasıl talan edip, camını çerçevesini kırıp çöplüğe çeviriyorsak, hedef sapması yapmadan gene aynı davranış içinde olduğumuzu göstermiyor mu? Dün sorumsuz davranışın, yanlış hesabın, ahlak erozyonunun ceremesini başımıza yıkılan evlerimizde gördük. Bugün de dün olduğu gibi yanlışı el yordamıyla ayakta tutmaya gücümüzün yetmeyeceğini çok net olarak görüyoruz. Daha ne olsun?

01.08.2006

Bu yazı toplam 226 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim