• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C

ADINI SİZ KOYUN

Hasan Dinç

Ülkemizde umumi ahval (genel durum) şudur.

1-Ülkemizin Güneydoğu bölgesinde devletin egemenliği zayıflamış, güvenlik güçlerimiz bırakın halkın güvenliğini kendi güvenliklerini bile sağlayamaz duruma düşmüşlerdir. Bölgeden her gün şehit cenazeleri gelmektedir. Terör bölgede alan hâkimiyeti kazanmış, güvenlik güçlerine karşı psikolojik üstünlük sağlamıştır.

2-Diyarbakır Büyük şehir Belediye Başkanının başkanlığında toplanan BDP'ye mensup 90 civarındaki belediye başkanı ve il Genel Meclisi üyeleri Avrupa Birliği Yerel Yönetimler özerklik şartına dayanarak aldıkları kararla “Kürt sorununu Türk Devletiyle Avrupa Birliği Yerel Yönetimler özerklik şartı temelinde müzakere ile çözmek istiyoruz. Türk devleti buna gelmezse Kürt sorununu demokratik özerklik temelinde yine çözeriz. Şimdi yapmak istediğimiz de budur. Yakında bunun resmi ilanını da yapacağız.” diyerek güvenlik, eğitim ve dış ilişkiler dışındaki diğer alanlarda özerklik isteyerek Ankara'ya bayrak açmışlardır.

3-Karakollarımız ve maden ocaklarımız hedef alınmış, güvenlik görevlileri hedefe oturtulmuştur. Geceleri bazı karayollarımız teröristlerin hâkimiyeti altına girmekte, araçlar zorla durdurulmakta ve yolcular indirilerek kimlik kontrolünden geçirilmekte ve terör propagandasına tabi tutulmaktadır. Yol güvenliği kalmamıştır.

4-Büyük şehirlerimizde insanlarımız, işyerlerimiz, konutlarımız ve toplu taşım vasıtalarımız terör saldırılarının acımasız hedefi haline gelmiştir. Kimin ya da kimlerin nerede, ne zaman ne şekilde terör saldırısına uğrayacağı ve de öleceği bilinememektedir.

5-Ülkemizin en büyük ve etkili iş adamlarını bünyesinde toplayan TÜSİAD (Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği) yaptığı özel terör konulu toplantıda “Artık hoşlanmadığımız bir takım şeyleri duymaya alışmamız lâzım” dedikten sonra “Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan muhatap alınmalı ve görüşmelere katılmalıdır. Anayasaya bu ülkeyi Türkler ve Kürtler kurdu maddesini eklemeliyiz ve Kürtlere bölgesel özerklik tanımalıyız” kararları alınarak ilgililere bir teklif halinde sunabilmektedirler.

Bütün bunlar Türkiye'de anayasal düzenin çöktüğünü, Anayasanın ilk üç maddesindeki değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümlerinin rafa kaldırılmak istendiğini ve vatandaşın mal, can ve namus güvenliğinin kalmadığına dair açık kanıtlardır. Ülke böyle bir durumla karşılaştığında Anayasal sistem 120. madde ile bir tedbir geliştirmiştir. Bu madde şöyledir. “Anayasa ile kurulan bir demokrasi düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ve şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan bakanlar kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere OLAĞANÜSTÜ HAL ilân edilebilir” hükmünü getirmiştir.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli geçtiğimiz hafta Çankaya köşküne çıkarken Cumhurbaşkanımıza bir dosya ile partisinin terör konusundaki görüş ve düşüncelerini iletmiştir. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanına takdim ettiği bu dosyada “Bu gün Anayasamızdaki bütün şartları barındıran bölücülük ve terör dalgasının önlenmesi, çok yönlü ve eş zamanlı terör ve bölücülükle mücadele stratejisinin uygulanabilmesi, terörün daha fazla can kaybına neden olmaması ve siyasi bağının kesilmesiyle birlikte milletimizin huzur ve emniyetinin sağlanması maksadıyla” bir dizi teklif iletmiştir. Bu tekliflerini Salı günkü grup toplantısında kamuoyuyla da paylaşmıştır. Kamuoyuna da duyurduğu bu bir dizi tekliften biri de “Hükümet, OLAĞANÜSTÜ HAL uygulaması için gerekli kararı almalı ve meclise sunmalıdır” maddesidir.

Bu teklif geçtiğimiz hafta büyük gürültülere sebep olmuş, Başbakan dâhil herkes esip gürlemiştir. Başta bütün bölücü mihraklar olmak üzere onların yanında yer alan her grup, anayasal sistemin bir parçası olan bu demokratik yönetim biçimine hep bir ağızdan “istemeyiz” diye karşı çıkmışlardır. Geçtiğimiz Cuma günü Abant Platformu toplantısına katılan Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin ise “Olağanüstü hal ilân etmek demek, terör örgütüyle aynı dili konuşmak, terör örgütünün amacına hizmet etmek demektir” diyerek bu konuda hükümetin net tavrını ortaya koymuştur. Sadece hükümetin tavrını ortaya koymakla kalmamış, OLAĞANÜSTÜ HAL uygulaması teklifini getiren MHP Genel Başkanını, “terör örgütünün amacına hizmet etmek ve onlarla aynı dili kullanmakla” itham etmiştir.

1919 yılında Osmanlı Devleti Birinci Cihan Savaşından mağlup çıkması sonucu toprakları işgal edilmiş, orduları terhis edilmiş, stratejik bütün noktalarına el konulmuş; elde kalan Anadolu topraklarının İzmir'den başlamak üzere Batı Anadolu Yunanlıların, Konya ve Antalya İtalyanların, Adana, Antep, Maraş ve Urfa Fransızların, İstanbul ise galip devletlerin ortak işgaline maruz kalmıştı. Doğu Anadolu'da bir Ermenistan, güneyinde Kürdistan ve Kara Deniz kıyısında ise Pontus devleti kurma çalışmaları proje aşamasını tamamlamış, hayata geçirilmesi çalışmalarına başlanmıştı. Millet bezgin, fakir ve ümitsizdi. İktidarda bulunanlar kendi durumlarını korumanın derdine düşmüş, milleti ve ülkeyi çoktan unutmuştu.

Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında durumu Nutuk adlı kitabında böyle özetlemektedir. Tarihimizde Amasya Tamimi diye bilinen bir genelgeyi 21/22 Haziran 1919 tarihinde bütün vilayetlere ve kolordu komutanlıklarına göndermiş, bu genelgede yapılması gerekenleri duyurmuştur. Bu genelgenin ilk üç maddesi şöyledir.

1-Vatanın bütünlüğü ve milletin istiklâli tehlikededir.

2-İstanbul'daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.

3-Milletin istiklâlini yine milletin kesin kararlılığı ve direnişi kurtaracaktır.

Bu genelgeden hemen sonra Erzurum ve Sivas'ta kongreler toplanmış, kurulan Temsil Heyeti Ankara'ya geçerek 23 Nisan 1920 de TBMM'ni açmıştır. Bunun üzerine Damat Ferit Paşa başkanlığındaki İstanbul Hükümetinin İçişleri Bakanı Ali Kemal aynı gün yayınladığı bildiride “Düşmanlar, Teşkilat-ı Milliyeden ( Milli Teşkilat yani Kuvay-ı Milli) bin kere daha iyidir” diyecek kadar aşağılaşmış, 12 Temmuz 1920 de aynı hükümetin Adalet Bakanı Ali Rüştü “General Paraskevopulos'un ordusu, şimdi süratle, şiddetle harekâta devam edecek olursa birkaç haftada Ankara önlerinde bulunacaktır. Yunan Ordusunun başarısı için dua ediniz. Bu ordu bizim ordumuzdur” diyecek kadar soysuzlaşabilmiştir. Teali İslâm Cemiyeti (İslam'ı Yükseltme Cemiyeti) ise 1920 de yayınladığı bir bildiride “Yunan Ordusu Halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara'dadır” demek suretiyle Mübarek ve muhterem İslâm Dinini ne maksatla istismar ettiği açıkça görülmektedir.

Adalet bakanımız Sayın Sadettin Ergin'e demek isterim ki; Mustafa Kemal'in Amasya Genelgesine karşılık İstanbul Hükümetinin Adalet ve İçişleri Bakanlarının ve Teali İslam Cemiyetinin bildirilerindeki ifadeler ne kadar doğru ise, sizin MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin teklifine karşı geliştirdiğiniz “Olağanüstü hal ilânı istemek, terör örgütüyle aynı dili konuşmaktır, terör örgütünün amacına hizmet etmektir” sözü de o kadar doğrudur. Eğer Mustafa Kemal Amasya Genelgesiyle “Düşmanlarla aynı dili kullanmış ve Kürt Teali Cemiyeti'nin amacına hizmet etmişse;” hiç şüpheniz olmasın Sayın Bahçeli de “Terör örgütüyle aynı dili kullanmış ve PKK'nın amacına hizmet etmiştir.”

Ancak tarihler bunun aksini söylemekte ve İstanbul hükümetinin o zaman ki bütün üyelerine ülkesi ve milletine ihanet etmiş hainler hükmünü vermiştir. Mustafa Kemal'e Atatürk (Türk'ün atası) unvanını uygun görmüş, silah arkadaşlarına da kahraman demiştir. Sayın Devlet Bahçeli'nin ülkenin içinde bulunduğu şu şartlarda getirdiği teklifleri ve sizlerin ona karşı geliştirdiğiniz düşüncelerinizi tarih nasıl değerlendirecektir. Göreceğiz. Ey millet onun adını da siz koyunuz.

29.06.2010


Bu yazı toplam 1032 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim