• BIST 1.330
  • Altın 472,392
  • Dolar 8,1805
  • Euro 9,8402
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 9 °C

AHDE VEFA

İlhami Candemir

 

                                 

                   Sayın okuyucular, deli akla bir türlü söz dinletemiyorum. Bu kez de takıldı şu İstanbul Sözleşmesi’ne. Günlerdir  sokağı izliyoruz,medyayı izliyoruz, varsa da İstanbul Sözleşmesi yoksa da İstanbul Sözleşmesi.Ben de takılayım bakalım bu kervana,dağarcıktan ne çıkacak dedim.Hadi başlayalım:

                   Sayın okuyucular,İstanbul Sözleşmesi deyince  “laf lafı açar”  misali aklıma sözleşme nedir,anlaşma nedir soruları takıldı. Bilgi dağarcığıma danıştım, yeterli olmadığını gördüm, Google’den yardım alayım dedim, onun da kafası karışık. Ancak  sonuç olarak şunu söyleyebilirim, ikisinin de AYNI olmadığını,  ancak AYNI denilebilecek kadar da yakın olduklarını öğrendim. Bu nedenle-  kolaylık olması anlamında  ve konumuz da İstanbul Sözleşmesi olduğuna göre- sadece “sözleşme” sözcüğünü kullanacağım dedikten sonra  İlhami gel okuyucuların  kafasını karıştırma “ılıcanın havuzuna atlar gibi “ gir konuya dedim.Eh girelim bakalım. (Her birisini birer  GURME (eleştirmen-münekkit ) gibi gördüğüm sayın okuyucularım  yaptığım yemeği beğenecekler mi yoksa çöpe mi atacaklar göreceğiz).

                    Sayın okuyucular, görüldüğü gibi yazımın başlığı AHDE VEFA.  Ahd, söz vermek demektir. Halk arasında ahd ediyorum, şöyle yapacağım, böyle yapacağım gibi lafları çok duyarız. Ahde vefa ise “verilen sözde durmak” demektir. Bu ibare genellikle uluslararası ilişkilerde adeta bir hukuk kuralıdır. Bu kuralın ihlali o devletin  GÜVENİLİRLİK notunu düşürür. Bu nedenle  devletler  taraf olduğu sözleşmelerden çıkarken- çekilirken bunun  ÖNÜNÜ ARKASINI hesap etmesi gerekir.   Bu AHDE VEFA hususu  uluslararası her  sözleşmede  hukuken ve ahlaken aynı ağırlıkta değildir. Bu nedenle sözleşmeleri ikiye ayırmak gerekir. Bazı sözleşmeler, KATILIM sözleşmesidir, bazı sözleşmeler ise taviz ve kazanç dengeli PAZARLIKLA ortaya çıkan PAZARLIK sözleşmeleridir. Katılım sözleşmelerinde karşılıklı ödün-taviz yoktur, sadece katılanın kazanımı vardır. Bu nedenle katılım sözleşmelerinden- ki İstanbul Sözleşmesi de bir katılım sözleşmesidir- her zaman çıkılabilir. Çıkma,  muhataplara   zarar vermediği için  herhangi bir sorun da yaratmaz. Nitekim ABD eski başkanı Donalt Tramp nasıl- kendi siyasi mevzuatına göre- Paris İklim  sözleşmesinden çıktım dediğinde bir sorun olmamışsa,  keza ABD yeni başkanı Joe Biden-kendilerinin iç siyasi mevzuatına göre- Paris İklim sözleşmesine girdim dediğinde de bir sorun olmamışsa bu sözleşmenin  KATILIM SÖZLEŞMESİ olmasındandır. Ancak  PAZARLIK sonucu ortaya  çıkan  sözleşmeden  çıkılması durumunda  ise karşımıza  AHDE VEFA (verilen sözde durmak)ilkesi çıkar. Hatta karşılıklı taviz-ödün ve kazanım dengesi içeren pazarlık  sözleşmesinden çıkılması durumunda taraflar verdiklerini geri isteme yoluna gidebileceklerinden bazen devletlerarası siyasi krizlere de neden olabilir.

                 Sayın okuyucular, sözleşme hususundaki bu genel girişten sonra gelelim  İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması hususuna-her ne kadar sayın Cumhurbaşkanımız bu İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ile ilgili soruya verdiği cevapta “çıkıldı, artık bunun önüne arkasına bakmayın” demiş olsalar da bu deli gönül durur mu, İZNİNİZLE deyip  ÖNÜNE ARKASINA  bakacak. Hadi bakalım;Bu çekilmeyi  iki bölüme ayırarak irdelemek istiyorum; Konuyu,birinci bölüm USUL yönünden,  ikinci bölüm ise  ESAS  yönünden ele almayı uygun görüyorum.

                Peki USUL yönündün bir bakalım; Bana göre TBMM tarafından  onaylanarak KANUN niteliği kazandırılan(Anayasa madde 90/6) sözleşmeden ancak TBMM tarafından çıkılabilmeli. Yani eve hangi kapıdan girilirse o kapıdan çıkılmalı.Aksi görüşün kabulü ise Cumhurbaşkanının istediği zaman bir  KANUNU yürürlükten kaldırabilir sonucuna götürür ki bu durum demokrasi ile bağdaşmaz.  Keza TBMM başkanı sayın Şentop’un “TBMM tarafından kabul edilen sözleşme, nihayetinde C.Başkanının onayı ile KANUN NİTELİĞİ  kazandığından  C.Başkanının  o sözleşmeden çıkma yetkisi vardır” yönündeki cevabına katılmam da mümkün değildir.  C.Başkanının, TBMM kabul ettiği  kanun veya sözleşmeyi onama hakkı vardır ve fakat değiştirerek onama hakkı olmadığı gibi  iade(veto)hakkını kullanarak meclise geri gönderdiği kanun, TBMM  tarafından aynen kabul edildiğinde onama HAKKI  yoktur ancak  onama  GÖREVİ vardır. Bu nedenle  görülüyor ki  TBMM sinin erki üstün erkdir. Örneğin bir valinin emrini kaymakamın değiştirmesi nasıl söz konusu değilse burada da durum aynıdır.

                Gelelim  çekilmenin ESASINA;  Kahin olmaya gerek yok,19 yılda olanlardan olacağı  görerek diyorum ki  bu sözleşmeden  çıkılmanın ESAS amacı, İslami çevrelerin baskısı sonucu kadını, İslami kuralların çizdiği sınırlar içine çekme ve  bunun da kaçınılmaz sonucu olarak  kadını erkeğin insafına terk etme projesinin  yavaş yavaş,alıştıra alıştıra hayata geçirilmesi için yapılacak yasal değişikliklerin  önünü açmaktır. Bu  böyle biline.

                Hoşça kalın.

                                                                                   İLHAMİ CANDEMİR

Bu yazı toplam 1781 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim