• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C

Akbıyık’la dünden bugüne

Akbıyık’la dünden bugüne
AİBÜ Rektörü Prof.Dr.Yaşar Akbıyık ile evinde ailesi ile samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Bolu'ya ilk geliş yıllarından, hayallerinden, İzzet Baysal'dan konuştuk hep beraber. Aile ortamında gerçekleştirdiğimiz bu röportaj oldukç
AİBÜ Rektörü Prof.Dr.Yaşar Akbıyık ile evinde ailesi ile samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Bolu'ya ilk geliş yıllarından, hayallerinden, İzzet Baysal'dan konuştuk hep beraber. Aile ortamında gerçekleştirdiğimiz bu röportaj oldukça ilgi çekici oldu. Küçük Akbıyık Efe'nin de gülücükleriyle sohbetimize katkıları bizi oldukça neşelendirdi.

Öncelikle Sayın Yaşar Akbıyık ve güleryüzlü eşi Arzu Hanım’a içten sohbetleri için teşekkür etmek istiyorum. Sohbetimizde geçmiş günlerden, İzzet Baysal’dan, Üniversite’den, gelecekten, hayallerden, aileden, çocuklardan, yapılması hep planlanan fakat zaman darlığı nedeni ile hep kısıtlanan tatillerden bahsettik. Severek okuyacağınızdan eminim.

AİBÜ Rektörü Yaşar Akbıyık ile üniversite ve İzzet Baysal hakkında, hedefleri hakkında konuştuk.

DÜNDEN BUGÜNE

1954 Çorum doğumlu Yaşar Akbıyık, ilk, orta ve lise öğrenimini Çorum'da yapmış. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya, Tarih Bölümünü derece ile bitirmiş. Aynı üniversitede yüksek lisans ve doktorasını tamamladıktan sonra, Gazi Üniversitesi’ne bağlı olarak Bolu'da faaliyet gösteren Bolu Eğitim Yüksekokulu'na gelmiş. Belki de buradaki günlerinin başlangıcının temelleri bu şekilde atılmış.

Çeşitli kamu görevlerinde bulunmasının ardından Bolu gibi küçük bir kente gelince Ankara'dan kopamayan ve sürekli gidip gelen Akbıyık, Ankara'daki kültürel ve sosyal gelişmişliği ilimize de taşımaya çalışmış. Buraya geldiğinde öğrenci kalitesinin çok düşük olduğunu gören Akbıyık, öğrencilerin lise havasında bulunduğunu söyledi. Bolu'ya kadrolu olarak gelen ilköğretim üyesi olan Akbıyık; "Öğrencilerin öğretim üyelerine karşı ezilmiş ve kendilerini ifade edemez halde olduklarını gördüm. Buradakiler benim yönetici kadrosunda görev almamı isterlerken, ben o yıllarda doçentlik için çalışıyordum" dedi.

İlk gittiği yeri tanıma açısından bir gözlem yapması gerektiğini söyleyen Akbıyık; "Benim çevreyi, Yüksekokulu, öğrencileri ve Bolu'yu çok iyi tanımam gerekiyordu. Yeteri kadar tanımadığım bir kurumda üst düzey bir görev almanın zorluklar getireceğini biliyordum. Bu nedenle sadece öğretim üyesi olarak ders verdim ve akademik çalışmalarıma zaman ayırdım. 1992 yılında doçent olduğumda ise artık Yüksekokulu ve Bolu'yu çok daha iyi tanımış oldum" dedi.

Bu yıllar içerisinde o binanın bakımsızlığının en çok dikkatini çeken konulardan birisi olduğunu ifade eden Akbıyık; "35 yıllık bina hiç onarımdan geçmemiş, fiziki olarak da birçok şeye el atmak gerekecekti. Yüksekokulun etrafında hapishane duvarlarını andıran ve üniversitenin sağ-sol çatışmaları sırasında güvenlik amacı ile yapıldığını düşündüğüm paslanmış ve yer yer kopmuş ve çürümüş teller dikkatimi çekti. Oysa burası E-5'in kenarında ana ulaşım arterlerinin önünden geçtiği bir bina olarak çok daha güzel olmalıydı. Daha sonra bu telleri Rektörlüğüm sırasında 2004 yılında yenilemek ve modern hale getirmek bize düştü" dedi.

1992 Ocak ayında Yüksekokul Müdürü olan Akbıyık; "Aynı yıl üniversite kuruldu. Kuruluşunda da görev aldım. Sicil numaram 02’dir. 13 yıl önce 4 bin öğrenci ve 250 personel ile başlayan üniversitemiz, şimdi çok büyük adımlar atıyor" dedi.

Prof.Dr. Doğan Çalar'ın; 'Bir daha yeni kurulan bir üniversitede görev almak istemem, çok yoğun ve çok ağır' sözlerini hiç unutmadığını ifade eden Akbıyık; "O dönem ne oda ne de mühür yoktu. Sonunda bugün geldiğimiz noktaya baktığımda, İzzet Baysal'ın katkıları ve değerli aile fertlerinin desteği ile devlet desteğini de yanımıza alarak hızlı bir gelişme gösterdik" dedi.

DEĞİŞİM FARKEDİLİYOR

1992 yılındaki Bolu ile 2005 yılındaki Bolu karşılaştırıldığında çok büyük bir değişimin olduğunu ifade eden Akbıyık; "Bu değişimi yaşayan bir kişi olarak söylüyorum ki; hem fiziki mekan olarak hem de anlayış olarak Bolu çok değişti. Çünkü o yıllar üniversite öğrencilerinin yaklaşık yarısı Bolu ve çevresinden, diğerleri de yakın çevreden yani kırsal kesimden gelmekteydi. Bugün üniversite öğrencisi profili de değişti. Öğrencilerin sadece %10'u Bolu'dan geri kalan kısmı İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerden. Öğrenci kitlesi büyük kentten geldiğinden, oradaki artıları burada da arıyorlar. Bunları bazen buluyor, bazen de bulamıyorlar" dedi.

Üniversite olarak bugün İzzet Baysal Kampüsü’nde öğrencilerin aradıkları herşeyi bulabileceklerine dikkat çeken Akbıyık; "Mevcut doğal güzelliklerimiz, modern bir kampüs, zengin ve kültürel bir program, modern Türkiye gerçeğini yansıtan bir öğretim kadrosu ile öğrencilerimiz üniversitemizde bulduklarını bizim içinde bulunduğumuz Bolu kamuoyundan da beklemektedirler. Ancak, Bolu üniversitenin kuruluşuna hazırlıklı değildi. Belki bu kadar hızlı gelişme göstereceğini bilmiyordu. 14 bin kişilik öğrenci nüfusunun Bolu'ya gelmesini tahmin etmiyorlardı. Fırtınaya yakalanır gibi hazırlıksız yakaladılar. Üniversite toplumun dışa açılmasını ve gelişmesini sağlayan, gelişmenin lokomotifini oluşturan kurumudur. Çevrelerini olumlu yönde değiştirirler. Bu gelişme rüzgarını üniversitenin bulunduğu kentin ne kadar yakalayabildiği çok önemlidir. 'Bolu'nun üniversiteyi keşfetmesi gerekir' ifadesini kullandım çünkü, üniversitenin bilim, kültür, iş imkanı, eğitim imkanı sağlık ve daha çeşitli imkanları vardır. Özellikle 20 bin kişiyi bulmuş ve personel sayısı 2 bine yaklaşmış bir üniversite olarak dışarıdan çok büyük hizmetler alıyoruz. Dolayısıyla Bolu'da hizmet sektörünün bu beklediğimiz hizmeti modern bir şekilde sunabilmesi çok önemlidir" dedi.

EN VERİMLİ YILLARIMI BOLU'YA HARCADIM

Hayatının en verimli yıllarını Bolu'ya harcadığını ve 16 yıldır Bolu'da bulunduğunu ifade eden Akbıyık; "Bu süre zarfında yaptığımız işlerin takdir edilmesi, daha çok çalışma şevki verir bunu biliyorum. Bu süre içerisinde ve hala devam eden görev süremde düşündüğüm ideallerimi burada gerçekleştirme fırsatı buldum. Gerçekleştirmeye de devam ediyorum" dedi.

Yaptıkları çalışmaların ve verdikleri emeklerin genel olarak görülmesinin her zaman mümkün olmayabildiğini ifade eden Yaşar Akbıyık; "Bazen hayal kırıklıklarına uğramak mümkün oluyor. Ama yaptığım çalışmalar ve bugün aldığım tepkilere baktığımda bu çalışmaların sonucunun bana olumlu olarak yansıdığını görüyorum. Bu da beni mutlu ediyor ve daha çok çalışmaya sevk ediyor. Şunu da biliyorum ki çalışırken başarıya inanmış bir kişi olarak, düşündüğümün ötesinde işler gerçekleştirdik. Bunu yaparken de temel yaklaşımım bu ülkenin geri kalmışlığı hiç haketmediğini düşünmek ve sorumlu olduğum kurum bazında Türkiye'deki üniversitelerdeki gelişme hızını yakalamayı ve gelişmeyi hedeflemek oldu. Bu konuda benim gibi çok emeği geçen arkadaşlarım var. Burada isimlerini tek tek saymam zaman ve sayfa olarak yeterli olmaz. Görev yapan rektörler, dekanlar, öğretim üyeleri ve idari personelimiz fedakarca çalıştılar. Personelimizin gayretlerini de takdirle ifade ediyorum. Başarı da bu şekilde yakalandı" dedi.

TEMEL SAĞLAM ATILDI

Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin, Türkiye'nin en iyi öğretim elemanı kadrosuna sahip, ve en güzel çalışan üniversitelerinden birisi olduğunu ifade eden Akbıyık; "Kuruculuk döneminde burada görev aldığım için gelen her öğretim üyesinin görev aşamasında çeşitli kurullarda bulundum ve hoşgeldin dedim. Her yeni eleman geldiğinde sevindik. Kuruluş yıllarının sancılı olduğunu hepimiz biliyoruz. O dönemde görev alan Kurucu Rektörümüz Dr.Kemal Güçlüoğlu'nun ilkeli ve programlı çalışmaları, İzzet Baysal Vakfı'nın desteği ve çağdaş yaklaşımı, sağlam bir üniversite temelinin oluşmasında etkili oldu. Bu temel sağlam atıldığı için gelişme sürekli ve sağlıklı olmuştur. Kuruluş yıllarının o sıkıntıları içerisinde çok önemli bir husus insan ilişkileri idi. İşimizi gerçekleştirirken, insanlar arasındaki iletişimi sağlayarak, insan ilişkilerini bozmadan gerçekleştirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum" dedi.

O dönemlerde bu sıkıntılar içerisinde insanların yıpranmadan çalışmasının çok önemli olduğunu ifade eden Akbıyık; "Finale ulaştığınızda geride bıraktıklarınız çok önemlidir. Kuruluş süreci hala devam ediyor. Bu nedenle kuruluş yıllarında insan ilişkilerinde çok dikkatli olanın gerektiğini, insanlara değer vermenin gerektiğini, ayırım yapmamanın gerektiğini düşünüyorum" şeklinde konuştu.

ÖĞRENCİLER HERŞEYDEN DAHA ÖNEMLİ

Üniversitenin en zayıf karnının öğrenciler olduğunu ifade eden Akbıyık; "Üniversitemiz zamanında sağ-sol çatışmaları gibi ideolojik çatışmalar yaşadı. Öğrencilerin bir bölümü hayatını kaybetti. Bu gençlik yaşının heyecanı ile öğrenciler çeşitli etkilenmelere açık bir grupturlar. Bu nedenle öğrencilere benim yaklaşımım, geçmişte gördüğüm yanlışlıklara meydan vermeden, öğrencilere kendi çocuklarım gibi yaklaşmak yolunda. Öğrencilerin, öğretim üyelerinden, idari kadrodan önde geldiğini düşünüyorum. Çeşitli illerden ilimize gelen bu çocuklarımızın bir çok konuda çeşitli ihtiyaçları oluyor. Bu yüzden onları dinlemek ve sorunlarının çözümü aşamasında çaba sarfetmek gerekiyor" dedi.

Mümkün olduğunca onlara fazla zaman ayırmaya çalıştığını ifade eden Akbıyık; kantinlere giderek öğrencileri ile sohbet ettiğini, beraber yemek yediklerini, sorunlarını dinlediğini belirterek; "Girdiğim derslerde öğrencilerle çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunuyorum. Onların görüşlerini alırım, öğrenci ve öğretim üyesi ilişkileri konusunda güzel bir iletişim sözkonusu. Bize istedikleri zaman ulaşabiliyorlar. Hem derslerde hem kampüste hem de Rektörlükte."

Tüm bunların yanısıra göreve geldiği ilk zamanlarda öğrenci iletişim hattını kuran Rektör Akbıyık'a öğrenciler e-maille de ulaşabiliyorlar.

Tüm bu iletişimin çok faydasını gördüğünü ifade eden Akbıyık; "Bizim göremediğimiz ve onların görebildiği bir çok aksaklığı bu şekilde çözebiliyoruz" şeklinde konuştu.

GELECEĞE UMUTLA BAKIYORUM

Üniversitelerin toplumun gelişiminde çok önemli bir yerleri olduğunu ifade eden ve bunun da bilincinde olduklarına dikkat çeken Akbıyık; "Biz tüm bunların bilincinde olarak personelimizin potansiyelini iyi kullanmak ve iyi organize etmek sureti ile bu üniversiteyi Türk Yüksek Öğretim Kurumları arasında daha da güzel bir yere taşımak ve uluslararası bir üniversite haline getirmek istiyoruz. Bunun için potansiyelimiz mevcut. Fen Edebiyat Fakültemiz yabancı dille eğitim veriyor. Bazı bölümlerimizde yabancı dil hazırlık sınıflarımız var. Yurtdışına açılma aşamasında yabancı dilin çok önemli olduğu bu ortamda bunlar bizim için büyük avantaj sağlıyor. Bir atasözümüz vardır: 'Aslan yattığı yerden belli olur' diye. Biz bu atasözünün anlamı çerçevesinde, Bolu ilinde yeralan bir üniversite olarak gelişmenin her alanda olmasını arzu ediyoruz. Çevresi ile bütünleşmiş ve dışa açılmış bir üniversite, bir kent olmayı arzu ediyoruz. Planlı ve programlı bir gelişmeyle bunun gerçekleşeceğini, bölge açısından da üniversitenin öneminin çok büyük olduğunu, iki büyük kent arasında doğal güzellikleri ile kendini gösteren bu bölgenin modern bir üniversite kenti olacağını düşünüyorum" dedi.

Bu hayalleri gerçekleştirmek için Bolu dinamiklerinin ve Ankara'nın olanaklarının iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünen Akbıyık; geleceğe ümitle baktığını, bu yönde valilerin, belediye başkanlarının, çok büyük katkıları olduğunu ifade ederek hepsine saygılarını sundu.

O sessizce bizi izliyor, bu da bize güç veriyor

İzzet Baysal'ın mezarının Kampüs’te olmasının kendilerine ayrı bir güç verdiğini ifade eden AİBÜ Rektörü Prof.Dr.Yaşar Akbıyık; "Bazı arkadaşlarımız 'İzzet Baysal'ın yanında yer olsa da bizi de oraya defnetseler' diyorlar. Anıtmezarla ilgilenmek benim bir hobim oldu. O'nun bizi izlediğini ve yaptıklarımızı gördüğünü düşünüyorum. O oradan bizi sessizce izliyor, bu da bize güç veriyor. Anıtmezarın burada olması kampüse ayrı bir önem kazandırıyor. Rahmetli İzzet Baysal 'Beni bu kampüse defnedin' demiş. Onun bu görüşünün altındaki anlamın ne kadar büyük olduğunu şimdi anlıyorum. Bu üniversiteyi bir cazibe merkezi haline getirdi. Bolu'ya adeta şu mesajı veriyor Sayın Baysal; "Ben buradayım, beni görmek için buraya gelin' diyor sanki" dedi.

Kendisinin anıtmezarın düzenlemesi ile ilgili özel bir hobisi olduğunu vurgulayan Akbıyık; "Sabah uyandığımda mutlaka lojmanlarla anıtmezarı birbirine bağlayan yürüyüş yolunda yürüyorum ve anıtmezara gidiyorum. Yapılanlara ve yapılması gerekenlere bakıyorum. Onun ilkelerinden aldığım güçle, güne daha istekli başlıyorum. Bazen gün içerisinde çok sıkıldığımda O'nun yanına gidiyorum ve adeta güç alıyorum O'ndan" şeklinde konuştu. Akbıyık, anıtmezarda düzenlemenin devam ettiğini, son olarak 14 metre boyundaki direkler dikilerek Türk Bayrağı ve AİBÜ amblemini astıklarını, bunların Bolu'dan ve D-100’den görülebileceğini söyledi.

NE YAPSAK AZ

İçinde bulunduğumuz İzzet Baysal'a Şükran Günleri kapsamında çok fazla program önerisi geldiğini ifade eden Akbıyık; "Bu günlerde ve her zaman en fazla görev üniversiteye, dolayısı ile bizlere düşüyor. Ben Sayın Baysal'ın Bolu'ya kazandırdıklarını düşündüğümde, ne yapsak az diye düşünüyorum. Kurduğu üniversite giderek büyüyor, uluslararası zemine ulaşmaya başladı. Yapılması gerekenler bu yönde geçen sene çok başarı ile yapıldı. Fevkalade güzel etkinlikler gerçekleştirildi. Halkımızın katılımı da yoğun olarak yaşandı. Adeta Bolu'da bayram yaşandı. Bu etkinliklerin kurumsallaştırılması gerek diye düşünüyorum. Artık kent bazında değil Türkiye genelinde düşünülmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Türkiye genelinde birşeyler yapıldığında hem Bolu hem de İzzet Baysal hakettikleri tanıtımına ulaşmış olacaklardır" dedi.

Küçük Efe’nin neşesi bize de bulaştı

Röportaj için konuştuğumuz saatte, Akbıyık ailesinin evine gittiğimizde bizi küçük Efe Akbıyık karşıladı. 1 yaşını doldurmak üzere olan küçük Akbıyık, neşesi ve attığı cesur adımlarla bizi oldukça güldürdü. Gözlerinin içi gülen Küçük Efe, neşesi ile bize de neşe kattı. Gelelim Efe'nin ablası Merve'ye. İlkokul 2. sınıfa giden Merve, ablalığın verdiği sorumlulukla yeni yeni yürümeye başlayan kardeşinin düşmesini engellemek için peşinden uzun süre ayrılmadı. Röportaja böyle neşe ile başlarken, evin annesi Arzu Hanım geldi ve biz anladık ki küçük Efe güleryüzlülüğünü annesinden almış.

BENİ DE GÖRÜŞTÜRÜN

Oldukça yoğun bir program ile binlerce öğrenciye karşı sorumluluğu olan Yaşar Akbıyık'ın eşi olmak nasıl bir duygu, hiç şikayet etmiyor musunuz dedik Arzu Hanım'a. Önce şikayetçi olmadığını söyledi, fakat sohbetimizin devamında kendisi de itiraf etti görüşememenin sıkıntısını çektiğini.

Rektörlerinin eşi olarak öğrencilerle arasının nasıl olduğunu ve Rektöre iletilmek üzere herhangi bir taleple kendisine gelen öğrenci olup olmadığını sorduğumuzda Arzu Hanım ilk itirafa başladı; "Onların benden bir talebi olmuyor ama benim onlardan olabilir, Rektör Beyle beni de görüştürün diye." Bu yanıt bizi hem güldürdü hem de şaşırttı.

KÜÇÜK FIRSATLAR DEĞERLENDİRİLİYOR

Bilgisayar işletmeni olarak Üniversite’nin Bilgi İşlem Ünitesi’nde görev yapan Arzu Akbıyık, belki de yoğunluğu daha fazla hissediyor. Çünkü hem çalışan kadın olmak, hem anne olmak, hem de Rektör eşi olarak bir çok programa katılmak zorunda olmak onu epey yoruyordur. Zaman darlığından, eşi ile görüşme zamanlarının kısıtlılığından şikayetçi olsa da, Arzu Hanım eşinin taşıdığı sorumluluğun bilincinde ve ona gereken desteği vermekten sakınmıyor. Belki de eşinin üzerinden bazı sorumlulukları almak (çocuklarla daha fazla ilgilenmek) gibi ona zor gelmiyor.

Ailece tatil planları olsa da sürekli koşuşturma içerisinde buna pek fazla zaman ayıramadığından Rektör Yaşar Akbıyık da şikayetçi oldu. Ortak hayal kurmaya bile çok fazla zaman bulamadıklarını ifade eden Akbıyık, ailesi başbaşa kalabilmek için her türlü fırsatı değerlendiriyorlar.

İŞİNİ AKSATTIĞINI HİÇ GÖRMEDİM

Eşinin çalışma azmini çok beğendiğini ifade eden Arzu Akbıyık; "Ben onun çalışma şevkini çok seviyorum. Her şeyin en iyisini yapmaya çalışır. İşine çok fazla bağlı ve hiçbir zaman işini aksattığını görmedim. Bu bana gurur veriyor" dedi.

YEMEKLER ARA SIRA

Rektör Bey'in yemek yapıp yapmadığını sorduğumuzda beklenmedik bir cevap aldık. Meğer Akbıyık oldukça iyi yemek yaparmış. Kurufasulye, çeşitli salatalar ve de en ilginci de turşu. Tabi tüm bunları yapmaya vaktiniz oluyor mu dediğimizde, aldığımız cevap şaşırtmadı; "Ara sıra."

TEŞEKKÜRLER

Hafta sonu yaptığımız bu röportajı güler yüzleri ile zevkli kılan Sayın Yaşar Akbıyık ve eşi Arzu Akbıyık'a teşekkür ediyoruz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • CHP’de heyecan şimdiden başladı23 Temmuz 2017 Pazar 13:24
  • Kıbrıscık Belediye Başkanı yaz kampını ziyaret etti23 Temmuz 2017 Pazar 13:18
  • 4 aylık bebeğini suça alet etti22 Temmuz 2017 Cumartesi 14:56
  • Bolu'nun yeni komutanı belli oldu22 Temmuz 2017 Cumartesi 02:31
  • Narkotim Bolu tarihine ilk imzayı attı21 Temmuz 2017 Cuma 22:32
  • Yolda giderken bir anda yanmaya başladı21 Temmuz 2017 Cuma 16:29
  • Üniversitelilerden anlamlı hareket21 Temmuz 2017 Cuma 15:15
  • “Lozan Antlaşması şimdi daha güncel”21 Temmuz 2017 Cuma 13:34
  • Başarılı antrenörle yola devam21 Temmuz 2017 Cuma 13:15
  • Ölüme meydan okudular21 Temmuz 2017 Cuma 12:39
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim