• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

AKP ile mümkün görünmüyor

Hasan Dinç

Geçtiğimiz Çarşamba günü bu köşede “GELECEKTE MUHTEMEL HÜKÜMETLER” başlığıyla bir yazı yazmıştım. Bu yazımda zamanında ya da erken yapılacak ilk genel seçimler sonunda tek partili bir hükümetin mümkün görülmediğini ifade etmiş ve kurulması muhtemel koalisyon modelleri üzerinde durarak, AKP ve MHP koalisyonu için “AKP ve MHP modeli hiçbir konuda anlaşmaları söz konusu olmayan bu iki partinin bir koalisyon hükümeti oluşturmaları mümkün olmamaktadır.” görüşünü dile getirmiştim. Bu kanaatimden o kadar çok etkilenen okuyucum olmuş ki, beni telefonla arayarak konuya açıklık getirmemi istediler. AKP ve MHP gibi sağcı ve muhafazakâr partilerin neden bir koalisyon hükümeti kuramayacaklarını pek de akla yakın bulmadıklarını söyleyerek, kanaatimin inandırıcı olmadığını ifade ettiler.

Bu türlü ciddi konuların kısa telefon konuşmalarıyla sonuçlandırılmasının mümkün olmadığı herkesçe malumdur. O nedenle bu haftaki yazımı bu konuya tahsis ederek kafalardaki bulanıklığı gidermek istedim. Koalisyon hükümeti kurmak isteyen partilerin uyumlu çalışmaları ve beklenen başarılı hükümet icraatlarını gerçekleştirmeleri, programlarının birbirine yakın olması ve siyasal yaklaşımlarında benzerlikler bulunmasına bağlıdır. Bu bakımdan bu iki partiye baktığımızda, birbirlerinden çok uzak bulundukları ve Türk siyasetinde iki uzak kutbu temsil ettikleri görülmektedir.

MHP merkeziyetçi bir yönetimi esas almaktadır. Bu yönetimi Türkiye'nin milli ve üniter yapısı için şart görmektedir. Merkeziyetçilik, yönetimin tek merkezde toplanması, yönetim plânlamasının merkezde yapılarak uygulanması anlamına gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken şartlarını dikkate alarak bu yönetim biçimini tercih etmiş, bütünlüğünü muhafaza ve milli yapısını devam ettirme konusunda bu tarz yönetimi vazgeçilmez kabul etmiştir. Türkiye'nin bugünkü siyasi, kültürel ve ekonomik yapısı dikkate alındığında, bu yapının devamı MHP için kaçınılmaz görülmektedir. AKP ise adem-i merkeziyetçiliği (merkezi yönetim gücünün kırılması ya da azaltılması) benimsemekte, merkezi yönetim gücünün yerel ve kentsel yönetimlere devrini esas almaktadır. AKP bu yönetim biçimini daha çok katılımcı ve toplumun daha alt birimlerine yönetim yetkisi verme, etnik nüfusa göre merkezi hükümete ait olan eğitim, sağlık ve iç güvenlik yetkilerinin devri anlamına gelmektedir. Kısaca bu yönetim biçiminin bir diğer adına federasyon yada otonom denilmektedir.

AKP bu yönetim biçimini Türkiye'nin şartlarından kaynaklandığı için değil, partinin kuruluşu sırasında kendisine Amerika'dan CFR adlı bir kuruluşun desteği karşılığı olarak programına koyduğu herkesin malumudur. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a o günlerde New York'tan gönderilen momerandumda belirtilen Türkiye'nin şehir devletlerine ayrılması planı AKP programına hemen hemen aynı ifadelerle geçirilmiştir. Bu momerandumda “Ankara küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir. Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. (Burada dünyadan maksat ABD demektir)Bu momeranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız” denmekte, kısaca “Küreselleşmeye kayıtsız şartsız boyun eğecek misiniz? Etnik nüfusa göre ülkenin otonom şehir devletlerine ayıracak mısınız? Bu otonom şehir devletlerine kendi askeri ve polis güçlerini kurmalarına izin verecek misiniz? Başbakan olursan bizimle ortak çalışma yapacak mısınız? Buna engel olmak isteyen Genel Kurmay başkanlığı ile savaşacak mısınız” demekte ve bunları kabul etmesini istemektedir. İşte AKP iktidarı yedi senedir hazmettire, hazmettire bunu yapmakta, yerel yönetimleri güçlendirme ve Kalkınma Bölge ajansları kurma taktikleriyle bu hedefe ulaşmayı hesaplamakta, hedefe çok yaklaşıldığı bir dönemde bütün dikkatleri Türk silahlı kuvvetlerine çevirmiş bulunmaktadır. Aslında ülkeyi 36 etnik guruba ayırması da bu plânın başka bir uygulaması olarak görülmektedir.

AKP ile MHP'nin dış politikaya bakışları da birbirinden uzlaşmayacak derecede farklılıklar göstermektedir. AKP Hamas uğruna İsrail ile düşmanlığı; Topraklarımızda hak talebinde bulunan ve bizi soykırımla itham etmeyi sürdüren Ermenistan dostluğunu, “biz iki millet tek devletiz” diyen Azerbaycan kardeşliğine tercih etmekte; “Çözümsüzlük çözüm değildir” düsturuyla yıllarca uygulanan milli Kıbrıs politikasından vazgeçmiş bulunmaktadır. Önce Kıbrıs iç politikasına müdahale ederek meclisin yapısını değiştirmiş, arkasından cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale ederek Milli kahraman Sayın Rauf Denktaş'ı devre dışı bırakmıştır. Uyguladığı dört yıllık “kazan kazan” politikası Kıbrıs politikasını çıkmaza sürüklemiş,” çözüm istemenin çözüm getirmediğini” acı tecrübe ile görmüştür. MHP uygulanan bu dış politikaya “ver kurtulcu politika” adını vererek toptan reddetmektedir. AKP bölgede ABD'nin Büyük Ortadoğu Politikasının taşeronluğunu yapmakta bu da ülke onuruna dış dünyada itibarsızlık getirmektedir.

AKP ile MHP arasında bir diğer uzlaşmaz farklılık ekonomik politikada görülmektedir. AKP cumhuriyetin bütün kazanımlarını en mahrem kurumlarına kadar yabancılar ve yakınlarına satmakta bir beis görmemektedir. Satacak bir şey kalmayınca vatan topraklarını ve Ege'deki bazı adaları dahi satmayı ekonomik modellerine uygun görmektedir. MHP bu modele “sat kurtul modeli” demekte ve uygulamayı ekonomik ihanet olarak değerlendirmektedir.

AKP ile bir önemli farklılık da Avrupa Birliğine giriş konusunda yaşanmaktadır. MHP doğrudan AB'ye hayır demese de ileri sürdüğü “onurlu üyelik” şartı, aslında AB'ye hayır anlamı taşımaktadır. AKP ise “Ankara'nın şerrinden Brüksel'e sığınmak” formülü ile Türkiye'nin bağımsızlığı ile izahı yapılamayan her türlü talebi kabule hazır olduğunu göstermektedir.

Bütün bu çok önemli farklılıkların yanında MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin Tandoğan mitinginde yaptığı çok önemli konuşmada MHP'nin kırmızı çizgileri olarak sıraladığı maddelerin, uygulanan AKP politikalarıyla ne derece uyuştuğunu okuyucularımın anlayışına bırakıyorum. MHP'nin kırmızı çizgilerini adı geçen konuşmada Sayın Devlet Bahçeli şöyle sıralamıştır.

“Büyük Türk milleti, tüm dünyaya son sözünü 29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ile söylemiştir ve bu konu ilelebet kapanmıştır. Kimler ve hangi mihraklar, hangi oyunları tertip ederlerse etsinler, hangi ihanetlerin içine girerlerse girsinler bir kez daha ilân ediyorum ki;

Türkiye Cumhuriyeti tektir ve üniter bir devlettir.

Türk milleti ayrılık kabul etmeyen bir bütündür.

Milli devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti ebedi yurdumuzdur.

Al bayrağımız bağımsızlığımızın, egemenliğimizin, sembolüdür.

Türkçemiz, bizleri bir arada tutan resmi dilimizdir.

İstiklâl Marşımız, kahramanlık ve bağımsızlık destanıdır.

Milli birlik ve bütünlüğümüzün temelleri tek devlet, tek bayrak, tek millet ve tek dil ülküsüdür.

Türkiye Cumhuriyeti, ebedi vatanında milli varlığını ve birliğini mutlaka koruyacaktır.

Bunlar, Milliyetçi Hareket'in varlık ve yaşama nedenleridir. Bu kutlu hareketimizin kırmızıçizgileridir.”

Yine aynı konuşmada bizzat Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı muhatap alarak yönelttiği sorular da bulunmakta ve şöyle demektedir.

“Bölünme modeliniz demokrasi olacak, bizim direnişimiz bölücülük sayılacaktır. Bunu asla kabul etmeyiz.

Tahrikler çağdaşlık sayılacak, bizim sükûnetimiz ilkellik görülecek. Bunu şiddetle reddederiz.

Ayrışmamız açılım olacak, bizim duruşumuz yıkıcılık sayılacak. Bunu elimizin tersiyle iteriz.

Parçalanmanın adı açılım olacak, bizim tavrımız alçakça suçlanacak. Bunu sahibine derhal iade ederiz.

Teröristin döktüğü kan unutulacak, biz kandan beslenmiş olacağız. Bu alçaklığı lanetleriz.

Terörist törenle karşılanacak, bizim şehitlere sahip çıkmamız eleştirilecek. Bu çürümüş zihniyete hak ettiği cevabı veririz.”

Bir de yine Sayın Devlet Bahçeli'nin AKP'nin bütün üst düzey yöneticilerinin “Yüce Divan'a” sevk edilerek hesap vereceklerine dair millete taahhütlerini de düşünürsek neye “AKP ve MHP arasında bir koalisyon hükümeti mümkün görülmemektedir” kanaatimin gerçekliğine okuyucularım da hak vereceklerdir.

26.01.2010

 


Bu yazı toplam 1255 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim