• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C

Alevi açılımı ve MHP

Hasan Dinç

Binlerce yıl aynı topraklarda (Orta Asya'da) birlikte yaşamış, aynı dili konuşmuş, aynı inançları paylaşmış, aynı kültürü yaşamış ve milliyeti ortak olan bir toplumun çocuklarıyız. Alevi diye tanımladığımız kardeşlerimizden bahsediyorum. Orta Asya'dan Orta Doğuya birlikte göç ederken yeni bir dinle, yani İslâm'la tanışmışız. Bir kısmımız İslâm'ın Sünni mezhebini kabul edenlerle tanışıp onların etkisinde kalırken, bir kısmımız da Şii İslâm'ı kabul edenlerle karşılaşmış ve onlardan etkilenmişlerdir. Böylece kimimiz Sünni İslâm'ı benimsemiş Sünni olmuşuz, kimimiz de Şii İslâm'ı kendi şartlarına uygun hale getirip kalabalık Anadolu Aleviliğini oluşturmuştur.

İlk Alevi öncülerinden bize kalanlara bakılırsa, onları Sünni İslâm'dan ayıran farklılıklar bulmak zordur. Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli ve diğerlerini, zamanın Sünni iz bırakanlarından ayırmak sanki mümkün değildir. Günümüzde bile hangi Sünni, Âşık Veysel'in söylediklerine hayır diyebilir ki? Osmanlı Devletinin Sünni, İran'da Şah İsmail tarafından kurulan devrin ikinci büyük Türk Devleti Safaviler Şii mezhebini esas alan teşkilatlanmaları, Türk'lerin bu iki güç merkezi arasında bölünmelerine ve de siyasi rekabetin araya soktuğu soğuklukla giderek artan bir düşmanlığa dönüştü. Birbirlerine hiç de gerçek olmayan suçlamalarla dedikodu üretmeleri, İslâm'ın iki ayrı mezhebini benimseyen aynı milletin çocuklarını birbirlerine kapalı hale getirirken, ayrılıkları daha da güçlendiriyordu.

Aleviler “Ehl-i Beyt” sevgisiyle Sünni'ler hakkında yanlış zanlarla hüküm verirken, Sünni'ler de Alevi'leri dört hak mezhebin dışına iterek “batıla sapmış topluluk” olarak değerlendirmişlerdir.

Günümüzde bile taraflar birbirleri hakkında doğru bilgilere sahip değildirler. Eski yanlış bilgilerin günümüze yansıyan tortuları, Anadolu'daki bu iki kardeş topluluğun arasında hâlâ aşılmaz bir dağ gibi durmaktadır.

Günümüzde bu iki toplumun temsilcileri kendilerini tarif ederken, aradaki mesafeyi açmaya devam etmekten çekinmemektedirler. Alevi-Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Kâzım Genç Aleviliği, “İslâmiyet'ten önce var olan ve İslâmiyet'ten farklı, kendine özgü bir olgu olarak görüyoruz. Alevilik ta Orta Asya'dan Şamanizm'in ritüellerini de alarak Anadolu'ya gelen, Musevilik'ten, Hıristiyanlık'tan ve en geniş anlamda da İslâmiyet'ten etkilenen bir inanç, felsefe, kültür ve yaşam biçimidir. Bizim açımızdan Alevilik sadece bir inanç değildir. Bir mezhep ise asla değildir. Din ve mezhep Aleviliği daraltır. Bize göre Alevilik, dini aşan özelliklere sahiptir. Bir kültür, bir felsefe ve bir yaşam biçimidir” diye tarif ederken, Sünni araştırmacı ve yazar Erdoğan Aydın ise Alevilik hakkında, “Neresinden tutarsak tutalım, Aleviliğin yaşayışı, İslâm inancı ile açıklanamaz. Alevilik, var olmak için İslâm'a hiç gerek duymadı. Onun İslâm dairesinde görünmek istemesi, üzülerek söylemeliyiz ki korkudan ileri geliyordu” diye kanaat beyan ederken, bu kanatlar toplulukları yaklaştırmaktan ziyade uzaklaşmalarına neden olacak nitelikler taşımakta ve doğru olmayan değerlendirmeler içermektedir.

Günümüzde bu iki kardeş topluluğun farklılığından kendileri için siyasi çıkar ya da Türkiye'yi ayrıştırarak bölmeyi amaç belleyenler boş durmamakta, ayrılığı kaşıyarak kanatmaya gayret göstermektedirler. Bilhassa Türkiye üzerinde hesapları olan güçler, farklılığı daha da derinleştirerek Alevileri azınlık statüsünde ayrı bir topluluk hüviyeti kazandırmak için Türkiye'ye baskı yapmaktadırlar. Bilhassa Avrupa Birliği Türkiye'nin birliğe üye olması hususunda konuyu şart olarak gündemde tutmakta, ısrarla Türkiye'nin önüne koymaktadır.

Sorumlu bütün siyasetçiler devletin birliği, milletin kardeşliği ve vatanın bölünmez bütünlüğü için tehdit oluşturan bu konuya artık acilen bir çözüm bulmak zorundadır. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze bütün iktidarlara problemlerini duyurup çözümü için yardım talebinde bulunan Aleviler, maalesef taleplerine sıcak yaklaşan muhatap bulamamışlardır. Osmanlı'dan bu yana acı ve baskının her türlüsünü yaşayan bu kardeşlerimizin gönül sızılarını dindirmenin zamanı gelmiştir. Bu sebeple MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin 9 Aralık 2009 Salı günü gurup toplantısında yaptığı konuşma ve bu konuşmada konuya getirdiği Alevi açılımı, son derece önemlidir. Sayın Devlet Bahçeli'nin konuya getirdiği on maddelik teklif aynen şöyledir:

1-Aleviliğin öncelikle nitelikli eğitim ve nitelikli kadro ihtiyacını karşılayacak “Türkiye Alevilik Araştırmaları Merkezi” devlet desteğinde kurulmalıdır.

2-Bu merkez genel bütçeden ayrılacak ödenekle desteklenmeli ve idari bakımdan özerk olmalıdır.

3-Alevi inanç önderlerinin akademik seviyede eğitilmesi için ilahiyat fakültelerinde “Tasavvuf ilimleri Bölümü” kurulmalıdır.

4-Milli Eğitim Bakanlığı'nca din derslerinin müfredatına, doğrudan Alevi toplumunun katılımıyla şekillenmiş doğru, objektif ve bilimsel bilgiler girilmelidir.

5-Bu kapsamda olmak üzere, Alevi İslâm inancı önderlerinden, konusunda uzman ilahiyatçılardan ve akademisyenlerden oluşan “Özel İhtisas Komisyonu” kurulmalıdır.

6-Kültür Bakanlığı ve ilgili kuruluşların işbirliği ile Alevi İslâm inancının tarihi-kültürel şahsiyetlerinin envanteri ve külliyatı çıkarılmalı, varsa yabancı dilde olanlar Türkçeye çevrilmelidir.

7-Diyanet İşleri Başkanlığı ortaya çıkacak külliyatın orijinallerine sadık kalarak yayınlanmasında istişare ve işbirliği içinde olmalıdır.

8-Alevi İslâm inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda yapısal düzenlemeye gidilmelidir.

9-Alevi toplumunun hayatında çok önemli yeri olan CEMEVİ GERÇEĞİ, siyasi kaygılardan uzak, CAMİ- CEMEVİ karşıtlığına dönüştürmeden kabul edilmelidir.

10-İnanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan CEMEVLERİNE devlet yardım etmeli, genel bütçeden ödenek tahsis edilmelidir.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, yukarda maddeler halinde sıraladığım ve adına “Alevi açılımı” adını verdiği tekliflerini, mecliste grubu bulunan partilerin genel başkanlarına gönderirken ön yazısında “Bu soruna siyasetin dışında bir anlayışla yaklaşılması gerektiğini ve sorunu kucaklaştırıcı, kaynaştırıcı bir üslupla ele almalarını” istemiş, devamla “Bu konu kaşınacak bir tahrik ve istismar alanı değil, samimiyetle çözümlenmesini dilediğimiz ve canı gönülden istediğimiz gerçek bir kardeşlik projesidir” demiştir. Bahçeli yazısını, “Konunun beklemeye tahammülü kalmamıştır. AKP elinde daha fazla tahrik edilip daha fazla kaşınmasından acilen çözüme muhtaçtır. Geçmişin acılarını ve hatta varsa hatalarını tahrik ederek ulaşacağımız sonuç da yoktur. MHP bu konularda yasalaşma sürecine her türlü desteği vermeye ve varsa başka teklifleri değerlendirmeye açık ve kararlıdır. Konuyu yeniden gündeme getirmemizin nedeni, artan gerilimlerin derin kırılmalara ve çatışmalara neden olmadan bir an önce çözümlenmesi ve bir toplumsal ihtilaf alanının hiç olmazsa ortadan kalkmasıdır” diyerek sonlandırmıştır.

Son dönemde AKP iktidarı bu konuya eğilmiş ve “Alevi çalıştayı” adı altında sayısı sekizi bulan önemli ve samimi bazı çalıma toplantıları yapmaktadır. Bu çalıştayların müspet sonuçlanması için muhalefetin destek ve tekliflerine açık olunması elbette çok önem kazanmaktadır. İktidar sözcüleri sıkça “muhalefetin hiçbir konuya çözüm teklifleri getirmediğinden” dert yanarken her konuda engellerle karşılaştıklarını ifade etmektedirler. Ancak MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin “Alevi açılımı” teklifine Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın değerlendirmeleri çok manidardır.

Başbakan “Alevi adımları sıralamış Sayın Bahçeli. Ama ne yazık ki sıraladığı öneriler somut olmasına karşın hiçbiri yeni değil. Hepsi dönemimizde uygulamaya konan ya da yürümekte olan çalışmalar” demektedir. Sayın okuyucularım, Sayın Devlet Bahçeli'nin yukarıdaki on maddelik tekliflerinden hangisi uygulanmakta ya da iktidar tarafından uygulanmaya konulanlardır. Doğrusu başbakanın ayaküstü değerlendirmeleri konuya verdiği önemin ciddiyetini ortaya koymaktadır. Ancak bu değerlendirmeye Sayın Bahçeli'nin “Geleceği plânlamaktan aciz ve çaresiz” cevabı daha da manidardır.

22.12.2009

Bu yazı toplam 1294 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim