• BIST 97.565
  • Altın 145,228
  • Dolar 3,5680
  • Euro 3,9893
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 16 °C

Anaların gözü arkada kalmayacak

Mustafa Namdar

Çocukluk dönemlerinin anıları bir başka yer etmiştir belleğimizde. “Hey gidi günler hey” dediğimizde, çocukluğumuzda yaşadığımız günlerden kesitler gelir gözümüzün önüne birer birer.

Oyunlar, darılıp barışmalar, sokak kavgaları ve de en önemlisi ilkokuldan sonra başlayan ortaokul ve lise eğitim-öğretimi. Bu dönemdeki sıkıntı önce ailede başlardı. Daha burnunu silemeyen çocuk aile ocağından uzakta, kimin yanında nerede nasıl okuyacaktı ortaokul, liseyi?

Ne kadar şikayet edilse de, ortaokul lise mi vardı ilde. Bizden önceki kuşak ya Kastamonu ya da İstanbul Kabataş Lisesi’nde tamamlıyordu lise öğrenimini. Şimdi neredeyse her mahallede ilköğretim, her bölgede genelinden tutun Anadolu Liselerinin her çeşidi lisemiz olmasına karşın, gene de memnun değiliz görüntüden. İlçelerimiz takılıyor kafamıza. Buraların çocukları kendi yörelerinde olmayan lise çeşitliliğinden nasıl yararlanacaklar, nerede barınacaklar?

Derme çatma bir baraka ya da soğuk bir odada, kuru soğan, kuru ekmeğe mahkum olup geleceklerinin yol haritasını mı çizecekler santim santim?

Ortaöğretim öğrencileri için ilçelerden ve kırsal kesimden gelenleri, içinde barındıracak bir yurtları olamaz mıydı? Çocukları mutlu aileleri huzurlu edecek bir yuva olmalıydı. Kim görecekti bu noksanlığı? Kim yapacaktı böylesi bir hayırı?

Bir babamız vardı. Hayırların efsane ismi İzzet Babamız. Sağlığında gördüğü noksanları yerine getirecek bir vakıf kurmuştu eğitim üzerine, sağlık üzerine. Büyük düşünülüp büyük projelere imza atılıyor, örnek büyük eserler giriyordu hizmete. Ömür bitse de kurduğu vakfın hizmeti biter miydi? Arabanın ön tekerinin izini takip ederdi arka tekerler. Yeğen Ahmet Baysal da, başında bulunduğu İzzet Baysal Vakfı’nın felsefesini, amca İzzet Baysal’ın amaçları doğrultusunda vasiyet kabul ederek yerine getiriyordu düşünceleri birer birer.

Ortaöğretim öğrencileri için 300 kişiyi barındıracak bir yurt yapılıyordu arzulanan, özlemi çekilen. Artık bebelerini düşünmeyecekti analar-babalar-nineler-dedeler.

“Bolulular, bu vakıf sizin” derken, belki de bu çocuklara emanet edileceğini düşünüyordu bu vakfı geleceğini. Onların gözlerindeki parıltıyı onu en çok mutlu edendi. İzzet Baysal felsefesini geleceğe taşıyacak onlar olmalıydı. Onların içinden çıkardı yeni İzzet Baysallar. Dedik ya, hiçbir şey silemiyordu çocukluk anılarını. Bu dönemde belleklere kopyalanan Baysal felsefesi körpe beyinlerde filizlenip meyveye dönüşecek. Böylesi binaları yapmak yeterli mi? Aynı felsefeyi yaşatacak idari kadroların oluşturulması da önemli olmalı. Bu bağlamda İzzet Baysal okullarındaki eğitim-öğretimin de bir ayrıcalığı olmalı.

Hayırlı olması dileğimle teşekkürler Sn. Ahmet Baysal’a.

Bu yazı toplam 527 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim