• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

ANAYA, BABAYA ÖF BİLE DENİLMEYECEK. YA ÇOCUKLAR!

Hasan Dinç

 

 

Bu haftaki yazıma bir hikâye ile başlamak istiyorum. Din adamlarımızdan zaman, zaman dinlediğim bu hikâye gerçekten yaşanmış mıdır? Yoksa bir senaryo mudur? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey hikâyenin mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ana, baba haklarını konu edindiği İsra suresinin 23. ve 24. Ayetlerine çok uygun olduğudur. Adı geçen ayetlerin Türkçe anlamları şöyledir. (Rabbin, kendinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne babaya iyiliği emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa onlara “öff” bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle. Her ikisine de rahmetten tevazu kanadını indir. -Onlara kucak aç ve alçak gönüllü davran- Ve “ey Rabbim bunlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse sen de bunlara merhamet et” de.) Bu ayetler kürsülerde vaizler tarafından sıkça dile getirilir, anne ve babaya karşı evlatların görevleri çeşitli ilavelerle detaylandırılarak anlatılır. Zaman, zaman da konu cemaatin duygulanmalarına sebep olacak şekilde hikâyelerle zenginleştirilir. Anlatacağım hikâye konuyla ilgili olarak sıkça dile getirilenlerdendir.

Gece yarısı hasta babasının yanında bekleyen bir delikanlı babasının “su” diye ihtiyacını ifade eden sesini işitti. Hemen kalktı sessiz adımlarla mutfağa geçti. Buzdolabından birazda soğuk bir suyu bardağa koyarak tekrar yatak odasına yöneldi. Geldiğinde babası uykuya dalmıştı. Elinde bardakla babasının başında beklemeye başladı. Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez ama baba tekrar uyanıp “su” diye seslenip gözlerini açtığında oğlunu elinde bardakla başucunda ayakta beklerken gördü. Baba oğluna sordu. Oğlum ne diye ayakta bekliyorsun? Bu soru üzerine oğul “Su istemiştin babacığım. Yüreği yanmıştır, soğuk su vereyim diye mutfağa geçmiştim. Geldiğimde sizi uyur buldum. Belki babam rüya âlemindedir, belki de zevkli bir hal içindedir diye uyandırmaya cesaret edemedim. Tekrar uyanmanızı bekledim. Buyurun içiniz” der. Hasta baba aldığı bu cevap üzerine sanki şifa bulmuş gibi yatağından doğrulmuş ve “ Senin gibi bir evlada sahip olmak benim için en büyük saadet ve nimettir. Allah (C.C.) senden razı olsun der” ve içten bir dua ederek suyunu içer.

Hikâye kısaca bu. Ancak bu kısa hikâye vaizler tarafından evlatların anne ve babaya karşı görevlerini konu ettiklerinde diğer ayet ve hadislerle, İslâm büyüklerinin menkıbe ve sözleriyle zenginleştirerek geniş bir şekilde anlatıp İslâm’da ana, baba haklarını ve evlatların onlara karşı sorumluluklarını ifade ederler ve iyi de yaparlar.

 Ancak meselenin bir diğer yüzü daha var. İslâm’da anne ve babanın çocuklar için görevleri nedir ve çocukların anne, baba üzerindeki hakları nelerdir? Çok samimi olarak söylüyorum ki, bu konuyu duymak ve de okumak mümkün değildir.  Bir kısım ilahiyatçılardan ve de önemli dini kaynaklardan bu konu ile bazı şeyler duyup öğrenebilir miyim? diye sordum ve araştırdım. O kaynaklardan biri de XVIII. Yüzyıl önemli Osmanlı âlimlerinden biri olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleridir. Devrinde yazdığı en önemli ansiklopedik eserinde bu konulara genişçe yer ayırmış. Ona göre çocuğun ana, baba üzerinde üç hakkı vardır. Doğduğunda ismini koymak, anlar duruma gelince okutmak ve evlendirmektir. Bunun dışında doğumundan on yaşına geldiği bir dönemde sünnet ettirmek, altı yaşından itibaren Kur’an ve dinin farz edeplerini öğretmek, Yazı yazmayı, ok atmayı ve kolay bir sanatı öğretmek, on yaşına gelen çocuklarının oda ve yataklarını ayırmak, onbeş yaşına gelen çocuklarını rızalarına uygun olarak evlendirmek, çocuğun yapamayacağı işi ondan istememek gibi tali görevleri de aynı kaynakta bulmak mümkündür. Bunun yanında çocuklarını şefkatle öpmek, çocuklarına merhametli davranmak ve onlarla oynayıp güler yüzle konuşmak da anne ve babadan çocukların dini beklentileridir.

Bunların dışında sorup araştırmama rağmen bulduklarım yoktur. Mukaddes kitabımızda da kesin ifadelerle sınırlandırılmış çocuk haklarını tayin ve tespit eden ayet ve ayetlere tesadüf etmedim. Kütübi Sitte olarak bilinen altı büyük muteber hadis mecmualarını karıştırdığımı söylemek yalan olur. Bu konu ile onlarda bulunan hadisler var mıdır? Bilmiyorum. Ancak dini kaynakları karıştıran biri olarak söylüyorum ki hadis mecmualarında bulunanlar benim araştırdığım kaynaklara intikal etmiştir. Mevcut bilgiler de da zaten o hadis mecmualarındaki hadislerin aktarımlarından ibarettir.

Yukarda kaydettiğim İsra suresi nin 23 ve 24. Ayetlerinde yanlarında ihtiyarlamış anne ve babaya karşı evlatlardan istenilen şeyler gerçekten İslâmi ve insani erdemdir. Anne ve babanın biri ya da ikisi birden bir evladın yanında ihtiyarlamış olması halinde onlara “öff” dememek, onları azarlamamak, onlara güzel söylemek, onların her türlü istek ve arzularına tevazu ile “alçak gönüllü ve anlayışlı” karşılamak ve “Rabbim bunlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse sen de bunlara merhamet et” demek önemli insani ve dini bir mertebeyi gösterir. Günümüzde de ve geçmişte de mutlaka bu insani ve dini mertebeye ulaşan nice mü’min evlat vardır ve Allah (C.C.) onların sayısını artırsın. Ancak bu mertebe yukarda söylenilen ebeveyne ait sorumluluk ve görevlerin yerine getirilmesiyle ve o eğitimle ulaşılacak mertebe değildir. Bu mertebe daha büyük nefis terbiyesine ve eğitimine ihtiyaç hissettirir.

İslâm’da bu mertebeye ulaşanlara insanı-ı kâmil  “Olgun insan” denir.  İnsan-ı kâmil bu günkü eğitim ortamında yetişmez. Yani ne bu günkü aile ortamı ne okul ve ne de toplum insan-ı Kamil yetiştirmeye uygun değildir. Bu günkü eğitim ortamı açıkgözlülüğü açgözlülük olarak anladığından insanları aldatmaya, mal mülk sahibi olmak için çalıp çırpmaya, başkalarının hatta kardeşlerinin haklarına bile el uzatmaya, Devletin ve toplumun kazancından beklediği hisseleri kaçırmak için binbir hileye, helal ile haram ayırımı yapmayan çıkarcı insanlar yetiştirmeye müsaittir. Bu ortamda yetişen çocuklardan ilahi istekler doğrultusunda anne ve babaya yukarıdaki ölçüler içinde hizmet edecek nesiller beklemek beyhudedir. Çocuğunu akşamdan akşama gören, ona anne ve babalık şefkatini göstermeyen, anne ve babaya hizmet konusunda iyi örnek olmayan, ana dilin en tatlı ve sevgi ifade eden kelimeleri çocuklarından esirgeyen, gereksiz yere şiddet ve hiddet gösterilerinden çekinmeyen anne ve babaların yaşlılığında onlardan merhamet ve sıcak ilgi beklemeleri mümkün mü? Elbette değildir. Daha aile fertlerini sevmeyi öğrenememiş kişilerden komşularını, hemşerilerini, milletini ve insanları sevmesini nasıl bekleyebiliriz. Ailesi için bile çıkarlarından vazgeçemeyen kişilerden nasıl devlete bağlılık ve vatana muhabbet ve çevresine şefkatle muamele beklenebilir.

Başta din adamlarımız, öğretmenlerimiz,pedegoıglarımız, anne ve babalarımız olmak üzere yeniden düşünmeli ve geleceğimizi güvenle emanet edeceğimiz yavrularımızı yetiştirme politikalarında değişiklik yapılarak yeni insan tipi tespit ederek bu insanı yetiştirecek eğitim politikalarını mutlaka hazırlamalıyız. Bu topraktan istesek de güller, laleler, çiğdemler yetişmeyecek; hasretle beklerken dikenleri yüreğimizi kanatacak karaçalılarla beraber yaşamaktan kurtulamayacağız. Karamsar da olsa gerçek budur. Gelecek için yüksek hedef ve beklentileri olan toplumlar çocuklarını o hedeflere ulaştıracak eğitim politikaları oluşturmak zorundadırlar. Böyle bir politika ile yetiştirilmeyen yeni nesillerden üstün verim beklemek hayalle iştigal etmektir. Vesselâm.

Bu yazı toplam 1868 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim