• BIST 1.331
  • Altın 461,382
  • Dolar 7,8023
  • Euro 9,4809
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

ASABİYYE VE ŞUUBİYYE “1”

Hasan Dinç

İslâm tarihi ve İslâm topluluklarının sosyolojisinde çok önemli yer tutan bu iki terim maalesef çoğumuzun hem de pek çoğumuzun ve bilhassa da din adamlarımızın bilgi dağarcığında yer bulamamıştır. Nice büyük sandığımız insanlar da bu terimleri yanlış yerlerde kullanarak ya yakın çevrelerinin ya da cehaletlerinin sıkıntılarına milletimizi kurban etmektedirler. Üzülerek ifade edeyim ki ASABİYYE ve ŞUUBİYYE günümüz İslâm topluluklarının önemli problemlerinden biri olmaya devam etmektedir.
ASABİYYE Arapça bir kelime olup sözlük anlamı “akrabalık, yakınlık ve yakınlık gayreti gütme” anlamında kullanılmaktadır. Kelime anlamı böyle olmasına rağmen tarihi ve sosyolojik terim olarak çok derin ve farklı anlamları bulunmaktadır. İslâm öncesi (Cahiliye döneminde) Arapların kabileler halinde yaşamasının, bir birlik ve devlet kuramayışlarının, sürekli savaş ve kan davalarıyla birbirlerini boğazlamalarının belki de tek sebebi bu asabiye duygusunun kabilelerin tümüne egemen olmasıdır. Bu dönemde Araplar kabilecilik his ve gayretiyle akrabasını ya da kabilesinden birini, haklı haksız her konuda başkalarına karşı korur, ona destek olurdu. Bu korumada önemli olan, koruma altına alınan kişinin zalim ve mazlum olması değil,  himaye edenlerin kabilesine mensup olup olmamalarıdır. Arap toplum yapısına göre aralarında baba tarafından kan bağı bulunan akraba topluluğuna “ASEBE” denilirdi. Bu topluluğun bütün fertlerini birbirine bağlayan ve herhangi bir dış tehlikeye karşı ortak hareket etmek mecburiyeti hâsıl olduğunda, topluluk üyelerinin harekete geçmesini sağlayan birlik ve dayanışma ruhuna “ASABİYYE” deniliyordu.
 Arap kabilelerinin hâkim olduğu cahiliye döneminde bir kabilenin ya da kabileden bir kişinin başka kabile tarafından hangi sebeple olursa olsun tecavüze uğramasını önleyen veya herhangi bir tecavüzün vukuu halinde bunun doğurduğu maddi ve manevi zararın telafisini sağlamaya sevk eden en önemli ve tesirli sebep “ASABİYYE KANUNU” idi. Saldırıya uğrayan tarafın kendi kabilesini yardıma çağırması halinde bütün kabilenin galeyana gelerek bu çağrı uyarınca hareket etmesi asabiye kanununun kaçınılmaz bir sonucudur. İslâm öncesi Arap kabileleri arasında ardı arası kesilmeyen kabileler arası savaşların temelinde bu asabiye duygusunun önemli bir yeri vardır. Bu duygunun Arap kabilelerinin tümüne egemen olduğunu ve bu duygunun boyutlarını ve şiirsel tarifini, o dönemde yazılmış ve Arap toplumu tarafından kabule şayan şu şiirde görebiliriz. “Senin gerçek kardeşin seninle birlikte hareket eder; sen zalim olursan o da seninle birlikte zalim olur”
Sosyoloji ilminin kurucusu İbn Haldun ise “ASABİYYE”yi meşhur eseri Mukaddime’sinde “Aynı soydan gelenlerin veya bir başka sebeple aralarında yakınlık bulunanların muhaliflere karşı birlikte hareket etmelerini sağlayan dayanışma duygusu” olarak tarif etmektedir. İbn Haldun bu duygunun “en iptidai şekliyle insanlığın doğasında bulunan zulüm ve düşmanlık temayüllerine karşı yine aynı fıtrattan gelen akraba ve yakınlarına acıma duygusunun doğurduğu yardımlaşma ve dayanışma eğilimidir” diyerek tarifini açıklamış, bu duygunun kaynağını kısaca izah etmiştir.
ASABİYYE duygusunun İslâm öncesi Arap kabileleri arasında anlaşmazlıkların birinci dereceden sebebi olduğunu ve kabileler arası kan, kin ve gözyaşının, bitmez tükenmez düşmanlıkların ve kan davalarının temelini oluşturduğunu yazının başında belirtmiştik. Bu duygu İslâm tarihinin başladığı Hz. Muhammed’in (s.a.s) peygamberliğini ilân ettiği miladi 610 tarihinden sonra Mekke’de peygamber ve İslâm düşmanlığına dönüşmüştür. Mekke uluları Hz. Muhammed’i, peygamberliğini ileri sürerek hâkimiyeti kendine ve dolayısıyla kabilesine geçirmek istediğini düşünüyor ve onu asla kabul etmiyorlardı. Hatta işi daha ileri getirerek peygamberliği Hz. Muhammed’e layık görmüyorlar, Mekke’nin daha itibarlı, büyük ve yönetimi elinde bulunduran kabile reislerinden birine gelmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Zaman geçtikçe İslâm yayılıyor, vahiyler ardı ardına gelmeye başlıyor ve yeni dinin esasları ortaya çıkıyordu. Bilhassa ASABİYYE duygusunun Arap kabileleri arasında oluşturduğu üstünlük duygusuna karşı İslâm’ın getirdiği eşitlik fikri bu Arap ulularını çileden çıkarıyor, kendilerinin kölelerle, zencilerle eşit olamayacağını ileri sürerek İslâm’a ve onun şanlı peygamberine düşmanlıklarını daha da artırıyorlardı. Korumasız Müslümanlara akla gelmeyecek zulümler ve işkenceler yapıyorlar, onları her türlü vasıtalarla tehdit ediyor ve vatanlarını terke zorluyorlardı. 
Bütün bu yapılanlara rağmen yeni din yayılmaya devam ediyordu. Mekke uluları kesin bir çözüm için Hz. Muhammed’i öldürmeye karar veriyorlardı. Yalnız ASEBİYYE duygusu nedeniyle Ben-i Haşim kabilesinin düşmanlığına muhatap olmak istemiyorlardı. Sonunda Mekke’deki bütün kabilelerden birer kişi silahlandırılacak ve Hz. Muhammed evinde bir gece basılarak öldürülecekti. Böylece Haşimi kabilesi Hz. Muhammed’in kan davasını gündeme getiremeyecekti. İşte hicret gecesi peygamberimize düzenlenen başarısız suikast girişimi böyle hain bir tuzağın sonucuydu.
Peygamberimiz (s.a.s) yol arkadaşı Hz. Ebubekir’le (r.a.) zahmetli bir yolculuktan sonra Medine’ye vardığında bu düşmanlık kaynağı olan ASEBiYYE duygusunun yeni oluşturduğu İslâm toplumundan ebediyen kaldırmak için gelen vahiyler ışığında, gayretler ediyor ve sahabelerine ASABİYYE duygusunu “Bir kimsenin kavmine zulümde yardım etmesidir” diye tanımlayarak bu kötü duygudan ebediyen kurtulmalarını salık veriyordu. Bırakın kabile, aşiret üstünlüğünü; işin içine renk, dil ve ırk farklılıkların da katarak bütün insanlığın Allah(C.C.) indinde eşit olduğunu vazediyordu. Üstünlüğün ancak takva ile olacağını ümmetine telkin ediyordu. Gerek Kur’an-ı Kerim (Hucurat suresi 13 ayet) gerek veda hutbesinde söyledikleriyle bu nasihatlarını pekiştiriyor, ümmeti için din kardeşliğini tavsiye ediyor, cahiliye döneminin insanlara kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyen ASABİYYE duygusuna geri dönmemelerini önemle tavsiye ediyordu.
NOT: Konuya önümüzdeki haftadan itibaren devam edilecektir.

 

Bu yazı toplam 1736 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim