• BIST 116.829
  • Altın 325,901
  • Dolar 6,0825
  • Euro 6,6031
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 3 °C

ASABİYYE VE ŞUUBİYYE (2)

Hasan Dinç

 Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s) Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde İslâm’ın Mekke dönemi kapanmış, Medine dönemi başlamıştır. İslâm’ın Medine dönemi yeni din için tam bir laborotuvar dönemidir. Gelen vahiyler, bu vahiylere paralel Peygamberin uygulamaları ve vahiylerin açıklamaları durumundaki telkin ve tavsiye içerikli konuşmaları yeni toplumu şekillendiriyor, geleneksel Arap toplumundan intikal eden nelerin yaşamasına izin verileceği ve nelerin yeni hayat içinde yer bulamayacağı kararlaştırılıyordu. Ayrıca Medine de yaşayan Müslümanların dışındaki Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer toplumlarla olan ilişkiler karşılıklı müzakerelerle düzenleniyor, üzerinde mutabakat sağlanılan “Medine sözleşmesiyle”  Medine, bütün inanç guruplarının barış içinde yaşadığı bir şehir haline geliyordu. Böylece İslâm tarihinde adına “Asrı Saadet” denilen dönem başlıyordu.

Hz. Peygamberin (s.a.s) Medine’ de ağırlıklı olarak üzerinde durduğu konuların başında ASABİYYE duygusu ve buna bağlı olarak kan davaları ve kabileleri yiyip bitiren sonu gelmez kabile savaşlarına son vermek geliyordu. Mekke de kabileler hiyerarşisine dayalı imtiyazlı toplum yapısı yerine Medine’de İslam kardeşliğini esas alan, eşit haklara dayalı yeni bir toplum modeli oluşturmak onun öncelikli hedefleri arasındaydı. Bunun için ilahi vahyin ışığında, insanlığın şimdiye kadar görmediği bir inkılâp gerçekleştiriyor; din, dil, renk, kabile, aşiret, kavim üstünlüklerini esas alan her türlü üstünlük ve imtiyazı ayaklar altına alarak insanlığın önüne yepyeni bir ufuk açıyordu. Hukuku esas alan yeni bir devlet anlayışının yerleşmesi ve adalet anlayışı insanlığın ihtiyaç duyduğu huzur, mutluluk ve kardeşlik dayanışması, Medine’de oluşturulan yeni İslâm devletinin ufuklarından bütün insanlığı aydınlatmaya başlamıştı.

Önce Hucurat suresi 13. Ayeti, Allah (C.C.) indinde üstünlüğün takva ile olacağı gerçeğini ilân ediyor, O güne kadar geçerli olan dil, renk ve kabile üstünlüğünü esas alan yapıya büyük bir savaş açıyordu. Sonra suçların şahsiliği ilkesini getiriyor, bir kişinin işlediği suçtan dolayı ailesi ve kabilesini sorumlu tutan, ASABİYE duygusuna güç katan anlayışı geçersiz hale getiriyordu. Bundan böyle artık suç işleyenler kabilelerinin desteğine sığınamayacaklar, işlediği suçtan dolayı kabilesiyle karşı kabile ve kabileleri savaş eşiğine götüremeyecekti. İslâm hukukunun “Kısas” hükmü hem kan davalarını, hem de kabileler arası ASABİYE duygusundan kaynaklanan öç alma duygusunu ortadan kaldırıyordu. Bunun yanında “AFFETME” duygusunu daha hayırlı bularak insanlığın huzur, mutluluk ve kardeşliği için bu kapının daima açık tutulmasının faziletini öne çıkarıyordu. Ayrıca diyet usulünü de İslâm hukukuna kazandırarak intikam duygusunu geriletmiştir. Diyet insan ve insan uzvunun telef edilmesi karşılığı olarak verilmesi gereken bir tazminat olup tarafların arasını bulmada önemli rol oynamaktadır.

Bütün bunlara rağmen Medine’deki küçük İslâm toplumunda cahiliye döneminden kalma birçok adet devam ettiği gibi ASABİYYE âdetinin de zaman, zaman tezahür ettiği görülüyordu. Mesela bir keresinde iki genç kavga etmişler birisi “Yetişin ey muhacirler!” diğeri de “Yetişin ey ensar!” diye bağırmış; Medine’li Müslümanlarla Mekke’den göç eden Müslümanları kendilerine yardıma çağırmışlardır. Bunu duyan Hz. Muhammed ümmetini ikaz etmiş “Zalime yardım onun zulmüne karşı koymaktır” diyerek cahiliye adetlerine geri dönülmesinin kötülüğüne dikkat çekmiştir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ise bu tehlikeyi  “Hepiniz topluca Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de, O kalplerinizi birleştirdi. O’nun nimetiyle siz kardeş oldunuz. Ve siz ateş çukurunun kenarında idiniz de, O sizi kurtardı. Allah doğru yola gelesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklar (Âl-i İmran suresi 103.Ayet) Cenab-ı Allah bu ayetle geri dönmenin sakıncalarını İlahi bir dille ikaz eder. Ayrıca yine Cenab-ı Allah Maide suresinin 2. Ayetinde bütün Müslümanları “ iyilik ve takvada yardımlaşınız, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız. Allah’tan sakının, Allah’ın cezası şiddetlidir” diye uyararak ASABİYYE duygusuna dikkat çekmekte, bu tür bir geri dönüşün şiddetli cezası olacağını duyurmaktadır.

Hz. Muhammed en son olarak veda hutbesinde bu konuya tekrar dönmüş “Soyunuzdan, sopunuzdan medet umarak benim yanıma yaklaşmayınız. İşlediğiniz bilinçli amelleri vesile ederek yanıma gelin. Ben bütün insanlara da, size de aynı şeyleri söylüyorum. Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız birdir. İslâm’da insanlar eşittir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem de topraktan yaratıldı. Allah katında en değerliniz, en çok Allah’a sığınanız, emirlerine yapışanınız, günahlardan arınanız, azabından korunanızdır. Bir Arap’ın Arap olmayana, bir başkasının Arap’a, bir siyahın bir kızıl deriliye, bir kızıl derilinin bir siyaha, takvanın dışında üstünlük sebebi yoktur.  Ey iman edenler! Sizi bir erkekle bir kadından, bir asıldan yarattık. Birbirinizle tanışmanız, işlerinizi tedbirle idare etmeniz, karşılıklı olarak İslâmi kurallarla örtüşen milletler arası teamüllere uymanız, yardımlaşmanız, kültür ve medeniyet alışverişinde bulunmanız, birbirinize iyiliği tavsiye etmeniz için, sizi milletler ve kabileler haline getirdik. Allah yanında en değerliniz, en üstününüz, en çok Allah’a sığınanıznız, emirlerine yapışanınız, en çok günahlardan arınıp azaptan korunanız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla haklarına ve özgürlüklerin sahip çıkarak şahsiyetli davrananız, dini ve toplumsal görevlerinin bilincinde olanınızdır. Allah her şeyi bilir, gizli- açık her şeyden haberdardır” diyerek ilk kan davasına da kendi akrabalarıyla başlayarak son verdiğini bildirmiştir.

Not: Konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 1151 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim