• BIST 119.853
  • Altın 395,898
  • Dolar 6,8538
  • Euro 7,7370
  • Bolu 20 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 25 °C

ASABİYYE VE ŞUUBİYYE (3)

Hasan Dinç

 

Peygamberimiz (s.a.s.) Medine ‘de Kur’an vahyine dayanan prensiplerin uygulaması sonucu cahiliye döneminin Arap kabileleri arasındaki kanlı geleneği olan ASABİYYE duygusunu önce geriletmiş sonra da kırmıştır. Böylece Arap Yarımadasındaki kabileleri Hucûrat suresinin 10. ayetinin “ Müminler ancak kardeştir” diye başlayan hükmüyle İslâm kardeşliğini temin etmeye başlamış, Arapları “İslâm ümmeti”  esasında bir araya toplamıştır. Zaman, zaman cahiliye döneminin kötü alışkanlıklarına dönmeye özenen kişi ve gurupları kınamış “Cahiliyye davasıyla hak iddia eden bizden değildir” “Şu cahiliye çılgınlığını bırakınız. O ne kötü şeydir” “ Ey Kureyşliler! Allah sizden cahiliye gururunu, büyüklenmeyi ve babalarınızla öğünmeyi kaldırmıştır. Bütün insanlar Adem’dendir, Adem de topraktandır” gibi ASABİYYE duygusunu kınayan hadislerle Müslümanlara Kur’an vahyi ışığında doğruyu göstermeye üstün gayretler sarf etmiştir.

Peygamberimizin ahirete intikalinden sonra ilk halifeler Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer zamanında bu cahiliye adetlerine geri dönülmemesi için ciddi tedbirler alınmış, ASABİYYENİN gücünü kırmak için büyük gayretler gösterilmiş ve iktidar uygulamalarını bu yöne teksif etmişlerdir.  Kendi ailelerinden olanları yönetim kadrolarına getirmeyerek kabileler arası dengelere azami hassasiyet göstermişlerdir. Yine bu hassasiyetlerinin gereği olarak Hz. Peygamberin akrabalarını iktidar beklentisi içine girmemeleri için Haşimi kabilesinden olanları yönetimden uzak tutmaya azami özen göstermişlerdir. Bunlardan daha önemlisi ASABİYYE kışkırtıcılığı yapan şairler ve kişilerle mücadele edilmiş, kabile düşmanlığını teşvik eden, intikam çağrısı yapan şiirlerin (Kasidelerin) okunmasını yasaklamışlardır. Ayrıca şiirleriyle insanları hicveden ve İslâm toplumu içinde huzursuzluğa sebep olan kişileri cezalandırmışlardır.

3.Halife Hz. Osman zamanında bu tedbirlerden vazgeçilmiş, önemli eyalet valileri azledilerek yerine kendi kabilesinden olanları ataması kurulan kabileler arası dengenin bozulmasına ve ASABİYYENİN yeniden hortlamasına sebep olmuş, tarihi rekabetleri İslâm öncesine dayanan Beni Ümeyye (Emevi) kabilesi ile Haşimi kabilesi ve onların etrafında toplanan diğer Arap kabileleri arasında siyasi mücadele başlamıştır. Bu siyasi mücadeleye diğer Arap kabileleri de katılmış, yönetimde söz sahibi olmalarının zamanı geldiği iddiasıyla seslerini yükseltmeye başlamışlardır. Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra halifeliği hile ve yalanlarla ele geçiren Muaviye ile başlayan Emeviler dönemi ASABİYYE etkinliğinin cahiliye dönemini aratmayacak seviyelere çıktığı  ve İslâm tarihinde acıları günümüze kadar gelen bölünme ve parçalanmalara sebep olacak bir evrilmeye dönüştüğü görülmektedir.

Emeviler dönemi bir fütuhat ve genişleme dönemidir. Bütünüyle Kuzey Afrika ve İspanya (Endülüs), Suriye, Irak, İran ve Batı Türkistan İslâm Devletinin sınırları içinde kalmıştır. Devletin tebaası arasına Arapların dışında Farslar, Türkler, Berberiler, Kıptiler vs. birçok kavimler bulunmaktaydı. Bu çok dilli, çok renkli, çok kavimli hatta çok dinli yapı içinde Arapların; İslâm inanç ve hükümleri ve Peygamberimizin uygulamalarıyla izahı yapılamayan çok dikkat çekici, ayırıcı ve ırkçı politikaları İslâm tarihi içinde yerini almıştır. O güne kadar Arap kabileleri arasında görünen ASABİYE uygulamaları, Arap olmayan İslâm toplumu içinde yerini almış olan diğer kavimlere karşı uygulanmaya başlanmıştır. Bu yapıda Araplar kendi dışında kalan kavimlere hukuki, kültürel ve siyasi tahakkümü hak gören bir statüyü uygun görmüşler, iktidarlarını bu yolda acımasızca kullanmışlardır. Emevi-Arap devleti içinde Araplar birinci sınıf efendiler, Arap olmayan diğer toplumlar ise mevali (Köle) olarak yapı içinde yerini alıyordu.

Hastalıklı bu toplum yapısı her türlü karışıklığa gebedir. Her uygulama isyan ve ayaklanmalar için bir sebep oluyor ve devlet mevalilerin haklı gerekçelerle çıkardıkları isyanları bastırmada sıkıntıya düşüyordu. Bu isyanlar daha sert tedbirleri getiriyor, devletin mevaliye karşı sert uygulamaları ise, yeni isyan ve ayaklanmalar olarak geri dönüyordu.

Arap- Emevi devletinin mevaliye karşı bu uygulamaları bilhassa eski medeniyet sahibi Farsları ve Türkleri çok rahatsız ediyor, İslâm tarihi içinde yeni düşünce akımlarının doğmasına sebep oluyordu. Bu düşünce akımlarının başında ŞUUBİYYE olarak bilinen akım gelmektedir. ŞUUBİYYE akımı Emevilerin ayrılıkçı ve ırkçı uygulamalarına tepki olarak İranlılar ve Türkler arasında çıkmış, sonra bütün mevali toplumlara yayılmıştır.

ŞUUBİYYE Arapça bir terim olup şuub kökünden türemiştir. Şuub cemaatler, taifeler, kabileler anlamına gelmektedir. ŞUUBİYYE ise sözlükte Araplara düşmanlık üzere olup daima onların şanını küçültme ve adi görme ve Arap’ın gayri Araplar üzerindeki fazlını inkâr eden Harici bir akımdır diye tarif edilmiştir. Sözlük sahibi terime bir Arap gibi bakarak karşılık vermiştir. Peşinen Arap’lara Arap olmayanların düşmanlığı üzerine bina edilen ve Arap’ların Arap olmayanlar üzerindeki faziletlerini inkâr eden bir harici akım olarak görmesi peşin hükümlü tavrını göstermesi bakımından önemlidir. Arap’ların gayri Araplar üzerinde hiçbir faziletleri olmadığı sosyolojik bir gerçek olup, günümüzde hala bu kafada olanlar Arap psikolojik savaşının mağlubu olanlardır.

Gerçekte ise ŞUUBİYYE Emeviler döneminde Arap üstünlüğüne ve Arapların kendilerini köle olarak kullanıp sömürmelerine karşı Türkler ve Farslar (İranlılar) arasında ortaya çıkan, kavim bilincini şiddetle uyandıran ve “Bütün Müslümanların eşitliğini savunan” kavmiyetçilik hareketidir. Biraz daha açarsak ŞUUBİYYE “ Kendilerini insanların en üstünü kabul eden, buna karşılık diğer kavim ve etnik unsurları ikinci sınıf kabul eden Araplara karşı başlangıçta eşitlik iddiasında bulunan;  ancak güç kazanınca Araplara rekabete başladıkları gibi, eski idare ve medeniyetlerini de yeniden ihya etmeye çalışan Araplar dışındaki toplulukların gerçekleştirdikleri siyasi, edebi ve dini faaliyetler bütünü ve bunları gerçekleştiren grupların oluşturdukları topluluktur.” Bu tariflerden de anlaşılacaktır ki ŞUUBİYYE Emevilerin ırkçı-ayrılıkçı mahiyet kazanan ASABİYYE duygusuna karşı bir tepki akımıdır.

Müsteşrik Goldziher’e göre ise ŞUUBİYYE “Kur’an ve hadislerin ışığında Araplarla onların dışındaki diğer Müslümanlara eşit davranılması çağrısında bulunan büyük bir topluluğun özünü teşkil eden yazarlar ve düşünürler grubudur.”

Bir tarihi gerçektir ki ŞUUBİYYE mensupları içinde çok çeşitli milletler görünmekle birlikte bu hareketin esas temsilcileri Farslar (İranlılar) dır. Bu nedenle ŞUUBİYYE’Yİ özünde bir Fars hareketi veya FARS-ARAP mücadelesi olarak nitelendiren düşünürler de vardır.

Not: konuya kaldığımız yerden devam edilecektir.

 

Bu yazı toplam 1798 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim