• BIST 107.266
  • Altın 380,789
  • Dolar 6,8105
  • Euro 7,5716
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 19 °C

ASABİYYE VE ŞUUBİYYE (5)

Hasan Dinç

 

Bir önceki yazımızda İslâm tarihi içinde görülen ŞUUBİYYE akımını tarifini yapmış, ŞUUBİYYE akımının ortaya çıkış sebepleri üzerinde durmuştum. Ayrıca Arap ve Fars ŞUUBİYYE akımı mensuplarının kendi kavimlerini yücelten, kendi kavimlerinin dışında kalan kavimleri aşağılayan çalışmalarından örnekler vermiştim. Kendi iddialarının doğruluğunu kanıtlamak için uydurulmuş hadislerden de bir demet örnek sunmuş, bu çalışmalardan birinci derecede iftiraya maruz kalan Türk milleti için bu Arap ve Fars ŞUUBİLERİNİN iftira ve karalamalarını bu hafta yazacağımı ifade etmiştim.

Emeviler zamanında devlete egemen Araplar, fethettikleri yerlerdeki diğer kavimlere karşı hukuki, siyasi tahakküm ve üstünlük iddiaları ve onları mevali olarak değerlendirmeleri başta Farsları ve Türkleri rahatsız etmiş, Kur’an inancına uygun olarak bütün kavimlerin eşitliği fikrini savunan ŞUUBİYYE akımının doğmasına sebep olmuştu. Emevilerin yıkılışında önemli rol alan bu iki kavimden Farslar Abbasilerin ilk dönemlerinde ve de Halife Mansur zamanında devletin yüksek kademelerinde üstünlük sağlayınca Fars ŞUUBİYYE hareketi devletin hoş görüsüyle Arapları ve başta Türkler olmak üzere diğer İslâm kavimlerini küçük görmeye ve kendilerinin üstünlüklerini savunmaya başladılar. Halife Memun ve bilhassa Mutasım zamanında askeri bürokrasi Türklerin eline geçince, devlet yönetiminde Farslar ikinci dereceye düştüler. Bu durum Farsları ziyadesiyle rahatsız etti. Orta Asyadaki savaşlar nedeniyle zaten Türklere son derece düşman Araplarla birleşerek bütün kinlerini yazdıkları sözde kitaplarla Türkleri karalama, onlara iftira etme yarışına giriştiler. Böylece günümüze kadar devam eden bu Arap ve Farsların Türk düşmanlıkları ciddi İslâm kaynaklarına da sirayet etmiş, uydurulan hadis ve rivayetlerle bu iftiralar dini gerçeklik kazanmıştır. Tarih içinde ve günümüzde bu yalan ve iftiralara cevap mahiyetinde kitaplar hazırlayan Türk aydınları ise bilhassa Osmanlı medreseleri tarafından susturulmuş, bu Arap ve Acem yakıştırması bütün yalan ve iftiralar sırtımızda bir yük olarak kalmıştır. Sözde Osmanlı ülemasının desteklediği bu Arap ve Acem uydurmalarının din telakki edilmelerinin sonuçları günümüzde bile milletleşmemizin önünde Çin Seddi gibi dikilmektedir. Bu iki kavmin milletimizle ilgili uydurulmuş hadislerle desteklenen yalan ve iftiraları üç kategoride ele alınabilir.

Birinci kategoride dilimiz Türkçeye yönelmiş yalanlarıdır. Araplar cennet dilinin Arapça olacağını, Farslar meleklerin bile dilinin Farsça olduğunu uydurulmuş hadislere dayanarak iddia ederken, Türkçe’nin bırakın günlük hayatta kullanılmasını, rüyada bile kullanılmasının önüne geçmek istemişlerdir. Bunun için hazırladıkları rüya tabirleri adını verdikleri kitaplarında “Rüyasında Türkçe konuşanların sıkıntı içine düşeceği ve fakirleşeceğini yazarken, Yahudi diliyle konuşanların zenginleşeceğini” çekinmeden yazabilmişler ve İslâmi kaynak olarak bize takdim edebilmişlerdir.(Bakınız Üçdal neşriyat, Rüya tabirleri) Bugün Farsça ve Arapça dini terimler için kullanılırken Türkçe bilhassa Türk din adamları tarafından aforoz edilmektedir. Cumhuriyet döneminde Dua ve Hutbelerin Türkçeleştirilmesini hâlâ içine sindiremeyen yobazları çevremizde görebiliriz. Ahmet Yesevi Hazretlerinin İslâmiyet’i Türklere Türkçe anlatması Orta Asya’nın kısa zamanda Müslüman olmasını sağlamış, Hacı Bektaşi Velinin, Yunus Emre’nin, Hacı Bayram veli’nin Ahmet Yesevi yolundan giderek Türkçe konuşup, Türkçe yazmaları güzel dilimize nefes aldırmış, tarihe karışmasına engel olmuştur. Karahanlı’da Kaşgarlı Mahmut, Anadolu’da Aşık Paşa ve Özbekistan’da Ali Şîr NEVAİ’nin Türkçe’nin güzelliklerini, inceliklerini ve anlatım zenginliklerini ifade eden kitapları; bırakınız Fars ve Arapları, kendi milletinin aydınları tarafından bile dikkate alınmamıştır. Selçuklu Türkçe’yi devre dışı bırakmış, medreselerde eğitim dili olarak Arapça ve Farsça’yı kabul ederken, devletin resmi dili olarak da Farsça’yı uygun görmüş, Türkçe’yi devlet hayatından ve saraydan sürüp uzaklaştırmıştır. Kaşgarlı Mahmut’un büyük eseri Divan-ı  Lugat-it Türk’de rivayet ettiği  “Türkçeyi öğreniniz, Türklerin çok uzun sürecek bir egemenlikleri olacaktır” hadisi başta olmak üzere Türklerle ilgili bütün hadisleri uydurma hadis diye ilân etmeleri bu düşmanlığın bir sonucudur. Hatta peygamberimizin İstanbul’un fethini müjdeleyen “Kostantiniyye muhakkak feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne büyük kumandan, onu fetheden asker ne iyi askerdir” hadisini bile uydurma (Gayri sahih) kabul etmişlerdir. Ne gariptir ki bu hadisin uydurma olduğu İstanbul’un fethinden sonra söylenecektir. Çünkü bu hadiste övülen asker ve kumandan şüphesiz ki Türk askeri ve Türk kumandanıdır. Ve yine ne yazıktır ki bu hadisin gayr-i sahih olduğunu günümüzde savunanlar Müslüman görünümlü Türk düşmanı soy özürlülerdir.

Fars ve Arap ŞUUBİYYE akımının Türklerle ilgili ikinci kategorik iftira ve karalamaları ise milletimizin kendisine yöneliktir. Bu çirkin yalan ve iftiraların kaynağı milletimiz karşısında düştükleri ağır yenilgi ve mağlubiyetlerdir. Arapların Orta Asya’da yaptıkları savaşlarda mağlup olmaları, insanlıkla bağdaşmayan iftira ve yalanları tarih kitaplarına geçirmelerine sebep olmuştur. Bu kitaplarda milletimiz için yazdıkları sözde İslâmi bilgilere göre Türkler “Yecüc ve Mecüc kavmindendirler” Bu kavim İskender-i Zülkarneyn tarafından yapılan seddin gerisinde bırakılan insanlık düşmanı bir kavimdir. Yine bu kitaplara göre Türkler “mezarlardan ölüleri çıkararak yiyen” bir kavimdir. Daha da öte Türkler günümüzde plesanta denilen eskiden eş diye bildiğimiz doğumda çocukla birlikte gelen bir parçayı da yiyen bir kavim olarak nitelendirilmektedir. Herhalde İmam-ı Gazzali büyük eseri İhya-u Ulumiddin’de “Etrak ve Erkad’ın (Türklerin ve Kürtlerin) evlerinde misafir olmayın, hele yemeklerini asla yemeyin. Çünkü onlar eşkıya, hırsız ve çapul malıdır ve haramdır” derken ya bu iftiraların etkisi altında kalmış, ya da Fars ŞUUBİYYE akımının iddialarını dile getirmiştir.

Fars ve Arap ŞUUBİYYE akımının üçüncü kategorik tecavüzleri ise milletimizin tarih içindeki ilim ve medeni eserlerine ve onların büyük şahsiyetlerine yönelik hırsızlamalarıdır. Türkler bilhassa Müslüman olduktan sonra İslâm ilim ve medeniyetine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Araplar’ın ve Farslar’ın Bağdat ve çevresinde meydana getirdikleri büyük medeniyetin eş değerinde ilim ve medeniyeti Semerkant ve Buhara’da oluşturmuşlardır. X. Asırdan XVII. Asra kadar süren bir zaman içinde dünyanın ve İslâm âleminin en büyük medeni merkezleri buralar olmuştur. Günümüz ilim ve medeniyetine en fazla kaynaklık yapan muhitler buralar olmuştur. Buralarda milletimizin yetiştirip insanlığa armağan ettiği büyük ilim adamları Farslar ve Araplar tarafından paylaşılmıştır. Bu büyük âlimler yapay nesepler (soy kütüğü) uydurulmak suretiyle Arap ve Fars soyundan gelen kişiler olarak insanlığa takdim edilmiştir. Bu âlimler kendilerini TÜRKÎ kabul etmelerine rağmen Arap ve Farslar kendilerinden olduklarını inatla savunmuşlar ve bu gün de bu iddialarını sürdürmektedirler. Kendilerinden olduklarını kesinlikle kabul ettiremeyecekleri büyük ilim ve mütefekkirleri ise karalamaktan asla utanmamışlardır. Meselâ Farabi, İbn-i Sina ve Mevlânâ İranlıların Fars olduklarını iddia ettikleri büyük Türk ilim ve mütefekkirleridir. İslâm’ın ehl-i sünnet saydığı en büyük iki mezhebinden birinin kurucusu olan İmam Maturid-i bir Türk soylu olduğu gibi; İslâmın en büyük amel mezhebi Hanefiliğin kurucusu da bir Türk soyludur. Bunlardan İmam Maturidi unutturulmak için gayret gösterilmiş, İmam Ebu Hanife ise büyük iftiralara maruz kalmıştır. İmam Buhari meşhur eseri Tarihu’l Kebir’inde İmam-ı Azam Ebu Hanife için “İslâm’a zarar veren sapık mezheplerden birinin mensubu” diyebilmiştir. Sapık mezhep dediği bu gün İslâm dünyasının yarıdan fazlası tarafından kabul edilmiş HANEFİLİKTİR. Dünyadaki Müslüman bütün Türk’lerin itikaddaki mezhepleri MATURİDİLİK; ameldeki mezhepleri de HANEFİLİKTİR.

Not: bu seri yazımda en büyük kaynağım Türk Diyanet Vakfı’nın çıkardığı İSLÂM ANSİKLOPEDİSİNİN ilgili maddeleri ve diğer İslâmi kaynaklardır. Bibliyoğrafya isteyenler ansiklopedideki maddelere bakabilirler.

   

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1691 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim