• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 5 °C

AŞIK ATMAK

Aykut Karagüzel

Hep söylediğim bir şey vardır. Birileriyle söz dalaşına girecekseniz dikkatli olun, derim.

Karşınızdakinin özellikle, edebiyatçı olup olmadığından emin olun, derim. Bu arada ben edebiyatçı değil, edebiyat öğretmeniyim. Haddimizi biliriz.

Gerçi bu memlekette kimlere sanatçı denilmiyor ki? Eline mikrofon alıp açık giysi giyindin mi tamam. Senin adın sanatçıdır kardeşim, hayırlı olsun.

Bir de memleket aleyhinde konuşmayı kendisine görev edinip, bir de gazetede köşe yakaladın mı adın sanatçılıkla kalmaz “AYDIN(!)” bile olabilirsin bu memlekette.

Her neyse. Asıl konumuza dönelim.

Aşık atacağınız insanları iyi tanımanız gerekir. Bu arada da “aşık atmak” sözünün nereden geldiğini de bana öğreten Bolumuzun (eski)Trafik Şube Müdürü Burhan OFLAZ Bey'in de kulağını çınlatmak ister, İzmir'e selamlarımızı yollamak isterim. Kendisi diksiyon kursumuza katılmıştı Elginkan Vakfı'nda ve orada anlatmıştı “aşık atma”nın ne olduğunu.

Kendisi Aksaraylı idi. Hatırladığım kadarıyla şöyleydi bu sözün kökeni. Çocukken Aksaray'da biz aşık atma oyunu oynardık. Bu oyunun oyuncağı hayvanın ayak bölümünde bulunan yuvarlak bir kemikti. Oyun çok çetin bir oyundu ve kıyasıya bir mücadele gerektiriyordu.

Biz de biliyoruz ki, saz şairlerinin çoğunluğu orta, güney ve doğu Anadolu kökenlidir. Saz şairlerinin arasında geçen bu atışmaya da “aşık atma” denilir. Yalnız buradaki sözcük “âşık” değil “aşık”tır.

Şimdi asıl konumuzu destekleyen bir örnek vereceğim sizlere. Örneğimiz büyük üstatlarımızdan Yahya Kemal BEYATLI'nın yaşamından bir alıntıdır.

O dönemin şair ve yazarlarından biri; büyük üstadı meşhur Abdullah lokantasında yemek yerken yakalar ve sorar:

-- Üstat, ne olursun benim şiirlerime bir bakıver. Fazla zamanını almaz.

Yahya Kemal:

-- Evlat gördüğün gibi yemek yemekteyim sonra görüşelim.

Genç:

-- Üstat ben seni bir daha bulamam ne olursun şu şiirlerime bir bakıver. Ne olacak sanki?

(Aralarındaki bakasın bakmam muhabbeti biraz uzadıktan sonra üstat kabul eder ve şiirlerine bakar.)

Yahya Kemal:

-- Hepsi bu kadar mı?

Genç:

-- Hayır üstadım hepsi bu kadar değil, biraz da evde var istersen onları da getireyim.

Yahya Kemal:

-- Yok yok gerek yok. Bunlar kâfi.

Dedikten sonra tekrar yemeğine döner. Bir söylentiye göre üstadın yemek yeme merasiminin bazen iki saati bulduğu söylenir.

Genç:

-- Üstat son bir sorabilir miyim? Ben resim de yapıyorum. Sizce resim mi yapmalıyım yoksa şiir mi yazmalıyım?

Yahya Kemal:

-- Kesinlikle resim yapmalısın, güle güle!

Genç:

-- İyi ama üstat siz benim resimlerimi görmediniz ki?

Yahya Kemal:

-- Gerek yok şiirlerini gördüm!

(Bu arada Yahya Kemal'e sormuşlar. Dünyanın en mükemmel eseri nedir, diye.

Cevap: Abdullah Lokantasının mönüsü, demiştir.)

13.10.2010

 

Bu yazı toplam 2245 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim