• BIST 106.764
  • Altın 142,206
  • Dolar 3,5340
  • Euro 4,1188
  • Bolu 27 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 31 °C

Aşk

Hasan Dinç

ELİF Şafak'ı son yıllarda hep Türk Ceza Yasası’nın meşhur edilen 302. maddesini ihlal ettiği iddiasıyla mahkemelerdeki serüvenlerinden tanır olduk. Türk Ceza Yasasının 302. maddesi Türklüğe hakareti yasaklayan ve bu yasağı ihlal edenleri yargılayan bir madde idi. Elif Şafak yazdığı BABA VE PİÇ isimli kitabında iddia edildiği gibi Türklüğü aşağılamak ve ona hakaret etmek suçlamasıyla hakkında dava açılmış, davanın her duruşması olay olmuş, Elif Şafak yanlıları ile karşıtlarını hep karşı karşıya getirmiştir.

Aslında Elif Şafak'ın bundan daha öte bir özelliği öne çıkarılmalı, kamuoyu onu bu özelliği ile tanımalıydı. Bu konuda bence tarafların birbirine denk hataları bulunmaktadır. Elif Şafak son dönem Türk Edebiyatının önemli romancılarından birisidir. Bu vasfını yazdığı ve piyasaya Mart ayında sürdüğü AŞK isimli romanıyla pekiştirmiştir. Elif Şafak'ın edebiyatımıza kazandırdığı bu yeni roman bir rekoru da beraberinde getirmiş, dört aydan bu yana 230 bin adet satarak bu yönde bir ilki gerçekleştirmiştir. Bu rakama korsan baskı ve satışları dâhil değildir.

“Aşk öyle bir usturlaptır ki, neresinden tutarsanız sizi Hakk'a götürür” der Mevlânâ. İlk ve orta çağlarda aşk Mevlânâ'nın anlatımıyla insanı Allah'a ulaştıran bir ilahi aşkı ifade ederken, ya da insanı bu derece yükseltirken, günümüzde başladığı yerde kalmış, iki insan arasındaki tutkulu ilişkiyi ifade ve terennüm eder bir sözcüğe indirgenmiştir.

Elif Şafak AŞK romanında sekiz yüz yıllık zaman dilimini içine alan ve çok uzak coğrafyalarda ve ayrı inanç ve kültürlerde iki toplumdan aldığı örneklerle bu terime anlam ve ruh kazandırmaktadır. Bunlardan biri günümüz Amerikan toplumundan bir aile, ikincisi ise 13. asır Anadolu'sundan Mevlânâ ve Şems örneğini almaktadır. Boston'dan Ellâ ve David adında orta halli bir Yahudi aile ile gel-gitler yaparak Mevlânâ ve Şems arasındaki insanların bugün dahi anlamakta zorluk çektiği beraberliği ilişkilendirmektedir.

Ellâ yüksek tahsil yapmış, önemli bir eğitim görmüş ve evlendiği diş hekimi olan David'in isteğiyle ev kadınlığını kabullenmiş birisidir. Amerikan toplumuna göre normal olmakla birlikte zengin bir hayat düzeyi yaşayan ve her türlü ihtiyacı karşılanmış üç çocuk annesi bir kadındır. Kırk yaşlarına geldiğinde yaşamında eksiklikler hissetmeye ve bu eksiklikleri gidermek için arayışlara başlar. Tam bu sırada eşi David ona bir yayınevinde edebiyat editörünün asistanlığı işini bulmuştur. Ellâ burada yayınevine basımı için gönderilen kitaplarla ilgili ön rapor hazırlayacak ve bu rapor doğrultusunda kitap ya yayınlanacak ya da yayınından vazgeçilecektir. İşte roman buradan itibaren başlamakta ve Ellâ'nın hayatına Mevlânâ ve Şems'in hayatını konu alan AŞK ŞERİATI romanıyla Hollanda’da oturan ve sonradan Müslüman olmuş Aziz Z Zahara adında bir yazar girecektir. Romanda Ellâ,David, Zahara ve 13.asır konya'sında Mevlânâ, Şems arasında gidip gelmek suretiyle bir gergef gibi işlenilmektedir.

Elif Şafak bu konuda yazabilmek için çok önemli bir kaynakça hazırlamış. Konu hakkında uzmanlığı tartışılmaz yerli ve yabancı isimlerin kitaplarını gözden geçirmiş. Meselâ Ahmed Hamdi Yazır, Yaşar Nuri Öztürk, Fuad Köprülü, Annemarie Schimmel, Ahmed Eflâki, Talat Halman, Abdülbaki Gölpınarlı ve elbette Mevlânâ eserleriyle bu kaynakçanın içinde yer almaktadır. Ben inanıyorum ki yukardaki kaynakçada adı geçen yazar ve eserleri bugün bile Müslüman Türk aydınının listesinde yoktur ve Elif Şafak bu yönüyle de önemli bir kültürel zenginliği temsil etmektedir.

Ancak Elif Şafak bu romanıyla da doğrulamaktadır ki bir kültürü yaşayamayan ya da o kültürü doğal ortamında teneffüs edemeyenler, o kültürün değerlerini tam anlamıyla özümseyememekte ve de anlatmakta yetersiz kalmaktadır. Ne kadar tasavvufla ilgili kaynakları okursa okusun tasavvufun inceliklerini ve onun ilahi aşkını başkalarına anlatmakta oldukça eksiklikleri hissedilmekte hele de günümüz insani aşkını anlattığı ustalığa bir türlü ulaşamamaktadır. Ayrıca o dönem Konya sosyal yapısını ve toplumsal yapıyı tam olarak kavrayamadığı da romanında hissedilmektedir. Sanki Anadolu Selçuklu Devletinin yönetim merkezi ve medeni Anadolu'nun kültür başkentiKonya'yı bir iki meyhane, bir kerhane, bir han ve bir kaç sokakla Mevlânâ dergâhına sığdırmak istermiş gibi bir hava sezinlemek durumunda kalınmaktadır.

Konya'daki o günün romana konu olan toplumsal kesitlerden alınan örneklerde yetersiz ve Konya'yı temsil etmekten uzak görünmektedir.

Bununla birlikte Elif Şafak günümüz siyasi terimlerini Mevlânâ ve yakınlarına söyletmekle de romanın edebi havasından istifade ederek günümüzdeki bazı kesimlerin reklamını yapma gayretkeşliğine düşmüştür. Mesela İbrahimî dinler ve dinler arası diyalog terimleri bu söylediklerime örnek olabilir. Kaynakçasındaki İslamî kaynakları iyi tetkik etseydi, İbrahimî dinler teriminin doğru bir isimlendirme olmadığını kendiside rahatça anlayacaktı.

Elif Şafak gördüğüm bu küçük eksikliklere rağmen romanın gidişatı içinde Mesnevi'den aldığı hikâyeleri uygun yerlere koyarak ve Şems'in kırk kuralını yerinde yerleştirerek ustalığını göstermiştir. İfadesindeki doğallık ve de olaylar arasındaki akıcı beraberlik romanın bir nefeste okunmasını sağlamaktadır. Bu kitabı bütün okuyucularıma özellikle tavsiye ederim. Roman AKSUNGUR KIRTASİYE'DE satılmaktadır.

21.07.2009

Bu yazı toplam 1031 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim