• BIST 83.037
  • Altın 147,024
  • Dolar 3,7684
  • Euro 4,0483
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -3 °C

Askeri darbeler ve milliyetçilik

Hasan Dinç

2 Mart Salı günü bu köşede yazdığım “MÜDAHALE OLUR MU?” yazım okuyucularım tarafından ilgi ile karşılandı. Bunu bana telefonla ulaşarak sordukları sorulardan ve caddede yürürken konuyu ayaküstü de olsa paylaşmak istemelerinden anladım. Bu kısa telefon konuşmalarından merak ettikleri bir konuyu da ısrarla vurguladıklarını anladım. Benden milliyetçiliğin askeri darbelere nasıl baktığını ve değerlendirdiğini soruyorlar, konuya açıklık getirmemi istiyorlardı. Okuyucularımın haklı olduğu ve ısrarla bekledikleri konuyu bu haftaki yazımda ele almamın sebebi budur.

Milliyetçiliğin birçok tarifi arasında konumuzla yakından ilgili olanı “Millet tarafından, millete göre ve millet için” olanıdır. Milletin bu tarifine göre ona uygun, en iyi yönetim biçimi demokrasidir. Milli irade bir yerde milletin istediğidir ve bu ancak demokrasilerde sandıkla gerçekleşir. Yönetimin değerlendirmesini de belli aralıklarla yapılan genel seçimlerde millet yine sandıkta yapar. Yönetim değişikliği ancak, milletin isteği ve milli irade doğrultusunda gerçekleşir. Askeri darbeler hangi sebeplerle yapılırsa yapılsın, milli iradenin baskı ve zorbalıkla zorla devre dışı bırakılması, milletin genel isteği dikkate alınmadan onun yönetimine el konulmasıdır. Böyle bir yönetim biçiminin de karakter itibariyle milliyetçilikle uyuşması elbette mümkün değildir. Milliyetçilik anlayışının askeri darbelerle uyuşmaması daha birçok sebebe dayandırılabilir. Bunlardan önemli bulduğum birkaçını aşağıya alıyorum.

65 yıllık kısa demokrasi tarihimiz ikisi darbe olmak üzere dört askeri müdahaleye maruz kalmıştır. Bu darbeler incelendiğinde yapılması çok haklı sebeplere dayandırılsa, yapıldığı anda milletin genel teveccühüne mazhar olduğu görülse de, zamanla millet vicdanında mahkûm olduğu ve yapanların dahi yaptıkları darbeyi savunmakta acze düştükleri görülmüştür. Ayrıca darbe yapanların dış destek ve güçlerle işbirliği yaptıkları demokrasi serüvenimizin incelenmesinden anlaşılmaktadır. Darbecilere destek sağlayan güçler, bunun karşılığını kendi lehlerine aldıkları hayati anlamda tavizlerle taçlandırmışlar ve ülkemiz yönetiminin iç ve dış siyasetinde bu tavizler, bağımsızlığımızı tartışılır hale getirmiştir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Çanakkale ve İstiklal savaşı yapıp milyonlarca vatan evladının kanı ve canı pahasına kazandığımız bağımsızlığımızı, milli iradenin tecellisi için ortaya koyduğumuz fedakârlığımızı hiçbir sebep karşılığında dış güçlerle anlaşma masasına getirmemizi bizden kimse beklememelidir. Ancak kısa tarihimiz incelendiğinde bunun hiç de böyle olmadığı ve milli iradenin bazı darbeciler tarafından örselendiği esefle görülmektedir.

Milliyetçilik milli birlik ve kardeşliği esas almakta “İmtiyazsız sınıfsız” bir toplum yapısını hedeflemektedir. Askeri darbeler, mizacı itibariyle bir dargınlar, kırgınlar ve mağdurlar zümresi oluşturmakta; bunun karşısında bir de darbeleri destekleyenlerin oluşturduğu imtiyazlı topluluklar meydana getirmektedir. Hemen darbeyi müteakip iktidardan uzaklaştırılanlar ve onların yakınları haklı, haksız takibata maruz bırakılmakta, zulüm ve işkenceler çok anaların sebepsiz gözyaşını akıtmaktadır. Siyasi ya da başka sebeplerle bir ihbar furyası başlıyor, kişiler kendilerini aklayıncaya kadar emdikleri süt burunlarından fitil fitil getiriliyordu. Bu durum mağdurlar ve mağrurları oluşturuyor, millet kendi içinde birbirlerine buğz ve nefret hisleriyle dolu, zamanla aşılması da mümkün olmayan kırılmalara, ayrışmalara uğruyordu.

Darbe yönetimlerinin kendilerini her türlü korkudan uzak olmalarını sağlamak için yönetimlerini olağanüstü yasa ve mahkemelerle desteklemeleri, bu mahkemelere kendi istekleri doğrultusunda karar verecek sadece sıfatı hâkim olanları tayin etmeleri, adalet duygularının katledilmesine sebep olacak uygulamalar olarak görülmüştür. Milliyetçilikte devlet düzeni esastır ve bunun temeli de adalettir.

Adaletin örselendiği böyle bir yönetime milliyetçiliğin sıcak bakması elbette mümkün olamaz.

Darbelerin dış destek ve yardımlarla yapıldığı gerçeğini yukarda belirtmiştim. Ayrıca bu yardım ve destek karşılığı darbecilerden önemli tavizler kopardığını da ifade etmiştim. Dış güçlerin darbecilerden kopardığı hayati önemdeki tavizlerin başında milliyetçi (şimdilerde bazılarının ulusalcı diye nitelendirdikleri) kişi ve grupları devre dışı bırakmak ve onları suçlu gösterecek suni karalamalara muhatap kılmaktır. Milliyetçi her düşünceyi lanetleyerek, toplumları bu ulusal hassasiyetten uzaklaştırmak olmaktadır. İdealist unsurları tıraşlayarak topluma yön ve hareket verecek başka odaklar oluşturup o odaklarla toplumu şekillendirmeye, renklendirmeye ve yönlendirmeye çalışırlar. Ancak bu şekil, renk ve yönler arasında milli renk, şekil ve yön bulmak mümkün değildir.

İnsanlarının her türlü milli değerden uzak ve milli hassasiyetlere duyarsız yetiştirilmesine seyirci olan darbe yönetimlerine milliyetçi düşüncenin ilgi duyması elbette mümkün değildir.

Bunlardan başka darbeye dış destek sağlayanlar ülke ekonomisine (bütün milli zenginliklerimize, maden ve enerji kaynaklarımıza), insan yetiştirme politikalarımıza, basınımıza, iç ve dış politikamıza müzahir olur ve bunları kontrol altına alırlar. Devleti de milli devlet niteliklerinden uzaklaştırırlar. Böyle bir uygulamaya fırsat hazırlayan darbe yönetimlerine milli düşüncenin muhabbet duyması asla mümkün değildir.

Şimdi okuyucularımın şu itirazlarını duyar gibi oluyorum. Milliyetçiliğin askeri darbeler karşısındaki tavrı yukarda söylediklerin gibiyse, Türk milliyetçiliğinin siyasi hayatımızdaki en büyük lideri Merhum ALPASLAN TÜRKEŞ'in ve arkadaşlarının 27 Mayıs darbesinde ne işi vardır? Ya da bunu nasıl izah ediyorsunuz? Bu ve bunun gibi sorulara bizzat kendisi çok kere açıklama getirmiş, fakat o darbe artıklarıyla siyasi çıkarları milliyetçilikle bağdaşmayanların oluşturdukları sisli hava o açıklamaların halkımıza ulaşmasına maalesef engel olmuştur. Kısaca açıklamalıyım ki Alpaslan Türkeş ve arkadaşlarının darbeye iştirakleri bir zorunluluk olup Amerikan çıkarlarına geçit vermek istemeyince 3 Kasım 1960 tarihinde yine dış güçlerin istek ve arzularıyla 38 kişilik Milli Birlik Komitesinden çıkarılarak on dört arkadaşıyla birlikte yurt dışına sürülmüştür. Daha sonra yurda döndüklerinde arkadaşlarıyla siyasi parti kurarak askeri darbelere karşı siyaseten en sert mücadeleyi vermiştir. Ta o zamanlarda söylediği “En kötü demokratik yönetim en iyi ihtilal yönetimlerinden daha iyidir” sözü onun darbelere karşı tavrını belirleyen en net kanaatini ifade eder.

Bütün bunlara rağmen 12 Eylül ihtilâlinin siyasi olarak bütün ağırlığını Milliyetçi Hareket Partisi üzerinde hissettirip 578 mensubunu hâkim karşısına çıkarıp idamla yargılayarak, sonra hepsinin berat etmesini, idam sehpalarına vatansever ülkücülerin çıkarılmasını neyle izah ederiz. O günden günümüze çok şeylerini kaybetmiş sadece çektikleri ve işkencelere karşı kahramanca direnerek kavuşmuş ülkü erlerine darbeleri milliyetçilikle bağdaştırırsak, nasıl hesap veririz.

16.03.2010


Bu yazı toplam 1045 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim