• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 15 °C

Atatürk'ün izleri silinirken

Hasan Dinç

Bugün Atatürk'ün ebedî âleme intikalinin 71. yıldönümü. Şu anda yurtta ve yurt dışı resmi temsilciliklerimizde onun ölümünün aziz hatırasına törenler düzenlenmekte, konferanslar tertiplenmekte; kişiliği, fikirleri, mücadelesi ve Türkiye Cumhuriyetine yön veren çağdaş uygulamalarıyla devrimleri anlatılmaya çalışılmaktadır. 1938 yılından günümüze her 10 Kasım'da bunu hep yaparız. Tertiplenen toplantılarda büyüklerimiz Atatürk'ü anlatırlar ve konuşmalarının sonunda istisnasız “Atam sen rahat uyu, biz eserlerinin bekçisiyiz ve senin izindeyiz” sözlerini ya da bu anlama gelecek sözleri eksiksiz tekrar ederler. Bu sözleri duyduğunuzda Atatürk'ün eserleri, fikirleri ve de devrimleri sağlam ellerde ve güven altında der huzur duyar ve rahat uyursunuz.

Geldiğimiz noktaya bir bakın. Durumumuz nedir? Büyüklerimiz, gerçekten dedikleri gibi onun eserlerinin bekçiliğini gereği gibi yapabildiler ve de yolunun tavizsiz takipçileri olabildiler mi

Cumhuriyetimiz sağlam ve güvenilir ellerde mi? Milletimiz gerçekten Atatürk'ün arzuladığı çağdaş uygarlık düzeyine çıkma, hatta o düzeyi aşma hedefinin neresinde bulunuyor. Milletimizi medeni âlemin şerefli bir üyesi yapacak her yönden iyi yetişmiş, cehaleti en büyük düşman ve de ilmi mürşit kabul eden bir nesil yetiştirebildik mi? Atatürk'ün en büyük eserim dediği ve gençliğe emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetinin temelleri ilk günkü kadar sağlam ve dostlarının güven, düşmanlarının endişe kaynağı olmaya devam ediyor mu? Bulunduğumuz yerden baktığımızda, bu sorulara samimi ve içten vereceğimiz cevaplar maalesef pek de iç açıcı değildir.

Atatürk, cumhuriyetin onuncu yıl kutlama törenlerinde yaptığı konuşmada “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diye büyük övünç duyduğu on beş milyonluk Türkiye'den dünyaya bakarken heyecan duyuyor, insanlığın bağımsızlık mücadelesinde öncü olan bu millete mensup olmanın gururunu “Ne mutlu Türk'üm diyene” sözüyle tamamlıyordu. Ayrıca bu vecizesini milletleşme sürecinin esası kabul ediyor, Anadolu'daki etnik mensubiyetleri hiçbir ayrılık ve fark gözetmeden Türklük çatısı altında toplayarak dili bir, dini bir, kültürü ve bayrağı bir, herkesi eşit ve kurucu sayan üniter bir devlet kuruyordu. Nüfusumuz şimdi 75 milyona ulaştı. Bayramlarda ve her 10 Kasım törenlerinde Atatürk'e bağlılıklarını ve izinde olduklarını söyleyenler, onun “Ne mutlu Türk'üm diyene” sözünü ilkellik, Türklüğü ise parçalanmış ve bölünmüş millet yapısını oluşturan 36 alt kimlikten ve etnik unsurdan biri kabul ettiklerini ifade etmekten hicap duymamaktadırlar.

Maalesef Atatürk kendisini anlayan ve eserini tamamlayacak bir nesli yetiştirmeye ömrü yetmedi ve çok erken bir çağda aramızdan ayrıldı. Onun, cumhuriyeti emanet ettiği gençlik yönetime el koyma erginliğine ulaşamadan aramızdan ayrılması en büyük handikaptı. Ancak eserini ve ideallerini tamamlaması gereken yakın çevresi ise ilk sapmalarla Atatürkçülüğe yeni bir yön ve hedef tayin ediyorlardı. Greko- Latin kökenli yeni kültür politikalarıyla yetiştirilmeye başlanan insanımız Atatürk'ün tarih, millet ve Türklük politikalarından uzaklaşmaya başladı. Komşumuz Komünist Rusya'nın ağır tazyikini hisseden devlet adamlarımız, politikalarında zorunlu değişiklikleri uygulamaya sokuyor ve her geçen gün Atatürkçü uygulamalardan ödün veriyorlardı.

1946 yılından itibaren çok partili hayata geçişte bütün devlet politikalarımızın üstüne bu sefer de Amerika'nın gölgesi düşmeye başladı.1950 Demokrat Parti iktidarıyla devrimlerden tavizler verilmeyle birlikte geri dönüşler başladı. Tevhid-i Tedrisat kanunundan verilen taviz ikili eğitim politikalarını gündeme düşürmüş ve Cumhuriyet okulları birbiriyle hiç uyuşamayan iki tip insan yetiştirmeye başlamıştır. Daha sonra uygulanan dış politika ve ekonomik politikalarla Atatürk uygulamalarından tamamen uzaklaşılmıştır. Ama her defasında sorumlu devlet adamlarımız Atatürk'ün izinde ve eserlerinin koruyucusu olduklarını ifadeden de geri durmamışlardır.

1960'lı yıllardan sonra cumhuriyetin en sağlam kurumu ve de Atatürk'e bağlılığını her seferinde yüksek sesle duyurmuş olan ordumuz, Atatürk'çü çizgiden uzaklaşıldığı gerekçesiyle yönetimlere müdahalelerde bulunmuş ve her seferinde Atatürkçü çizgiden biraz daha uzaklaşılmıştır.

Bu güne geldiğimizde durum daha da kötüleşmiş görünmektedir. Devlet bizzat Atatürk'ten rövanş almak isteyenlerin işgaline maruz kalmıştır. Millet perişan ve durumu pek de anlayamamış görünmektedir. Atatürk Cumhuriyeti neredeyse yıkılmak ve yerine ikinci cumhuriyeti kurmak üzere harekete geçen dış destekli güçlerin egemenliğini kabul etmek hazırlığı yapmaktadır. Şu anda devletin takip ettiği politikaların hiç birisini Atatürk uygulamalarıyla uzlaştırmak mümkün değildir. İnsan yetiştirme politikalarımız başta olmak üzere, iç ve dış politikalarımız, ekonomi politikalarımız Atatürk'ün uygulamalarından ilham almadığı gibi kendi ihtiyaçlarımızdan da kaynaklanmamaktadır. Bu politikalar milletimizin ve devletimizin elini kolunu bağlamış, hareket kabiliyetini sıfırlamıştır. Egemenlik haklarımızı devrettiğimiz bir kısım uluslar arası kuruluşlar “Atatürk'ü referans almaktan vazgeçin” ve “Atatürk resimlerini duvarlardan indirin” talimatlarını devlet politikası haline getirişimizi esefle seyretmekteyiz.

Sayın Cumhurbaşkanımız İSEDAK toplantılarıyla ilgili olarak ülkemize gelmek durumunda olan Sudan devlet başkanı Beşir Esat'ın ülkeye kabulünü nota ile protesto eden AB yetkililerine “Onlarda kim oluyormuş. Türkiye'ye ne karışıyorlar” diye tepkilerini ifade ederken, aynı AB'nin yetkilileri “Atatürk resimlerini duvarlarınızdan indirin” demelerine sessiz kalması insanlarımızı kahretmiyor mu?

Anaokullarından üniversitelerimize kadar Türkçe eğitim dili olmaktan çıkmış, açılım adı altında milletimizin birlik kaynağı olan dilimizin ikileşmesi gündeme gelmiştir. Atatürk'ün iftihar kaynağı olan Türklük tasfiye noktasındadır. Bütün bunların yanında, Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamakla görevli kahraman ordumuz eli ayağı bağlı, her türlü hakaret ve saldırıya açık, komplolarla karşı karşıyadır. Ordumuza saldırı ve hakaret neredeyse toplumda itibar ve şeref kazanma yolu haline gelmiştir.

İşte bu şartlar altında bile bugün bir kısım devletlilerimiz Anıtkabir'e gidecekler, Atatürk'ün huzuruna çıkacaklar ve özel deftere “Atam sen müsterih ol. Rahat uyu. Kurduğun cumhuriyet emin ellerde. Eserlerini ve kurduğun cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatmaya kararlıyız” yazacaklar. Tabi millet yerse!

10.11.2009

Bu yazı toplam 968 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim