• BIST 91.387
  • Altın 213,642
  • Dolar 5,3390
  • Euro 6,0627
  • Bolu -3 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 1 °C

Atatürk'ün kurduğu CHP'den değil,Deniz Baykal'ın CHP'sinden istifa etmiştik

Atatürk'ün kurduğu CHP'den değil,Deniz Baykal'ın CHP'sinden istifa etmiştik

Nihat Başer'le yaptığımız değerlendirmenin devamında,Türkiye'de nasıl bir siyaset tarzının izlenmesi gerektiğini konuştuk.

RÖPORTAJ: ZEKİ ERCİVAN

Nihat Başer, yaptığımız röportajın devamında “Atatürk'ün kurduğu CHP'den değil, Deniz Baykal'ın CHP'sinden istifa etmiştik” dedi. Başer, CHP'ye geri dönmekle ilgili aldıkları kararın arka planını ve nasıl bir parti istediklerini anlattı.

Deniz Baykal ve yönetiminin son dönemde siyasi yönelimleri biraz daha farklıydı. CHP yüzünü sağa dönen bir siyaset tarzı izledi. Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP'nin söylemleri ve siyaset tarzı sizce nasıl olacak?

Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir parti. Sosyal demokrat partilerin dayandığı nokta emek noktası. Emek değer ilişkilerine önem vermeyen, çalışıp kazanarak hakça bölüşüme önem vermeyen bir sosyal demokrat bir parti olamaz. Deniz Bey'in son zamanlarında emek kavramını bizim tüm afişlerimizden ve pankartlarımızdan çıkartılmıştı. Sağ bir sosyal demokrat partinin olabilmesi mümkün değil. Çünkü genel literatürde ayrılan sağ ve sol kavramlar işçiyle işveren kesimini emekle sermayeyi karşı karşıya getiren kavramlar. Klasik sol söylemle sosyal demokrasi arasında bu konuda temel farklılık her ikisi arasında gerekli dengeyi kurabilmek her iki tarafta eşit mesafede bakabilmek. Sosyal demokrat bir parti ağırlığını emekten yana koymak zorunda. Şimdiye kadar biz bu kavramlardan uzak kaldık. Sosyal demokratların haklarını savunması gereken kesim ki, bu durum Türkiye'de 'varoşlar' diye tarif ediliyorsa biz bu varoşlardan uzak kaldık. Hakkını savunacağımız insanlarla birlikte değil, başka insanlarla birlikte olduk. Varoşların haklarını savunmaya kalktığımızda da yeteri kadar başarılı yeteri kadar inandırıcı olamadık.

Peki, şuan Kılıçdaroğlu ile birlikte bu durum nasıl olacak?

Bundan sonrası için umutluyum. Genel Başkan'ın söylemleri son derece açık ve net. Verdiği sözler son derece net. Yıllardan beri duymadığımız iktidar olma hevesini, ilk defa bu genel başkanın ağzından duyduk. Yıllardan beri ana muhalefet lideri olmayı, ana muhalefet partisi olmayı yüzde yirmi oyu başarı sayanları hep eleştirmiştik. Bu gün yüzde kırkı hedefleyen, tek başına iktidar olmayı hedefleyen bir genel başkanın yanında olmak Türkiye'deki o ya da bu şekilde, o ya da bu partide görev alan bütün sosyal demokratların borcudur. Yıllardan beri Türk solunda bir türlü gerçekleşmeyen, ufak nüanslarla küçük küçük marjinal partilerin kurulmasına neden olan anlaşmazlıkların, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı'nda biteceğini ümit ediyorum. Bitmesi gerektiğini düşünüyorum.

CHP'den 140 kişi ile istifa ettiniz. CHP'ye tekrar dönmekle ilgili kararınız yine bu 140 kişi ile mi gerçekleşecek?

Biz bu sürece toplu olarak başladık. Toplu olarak da devam edeceğiz. Minimum 140 kişi ile katılım gerçekleştireceğiz.

Kılıçdaroğlu ilk genel başkanlık konuşmasında, solun kullandığı söylemleri kullandı. 'Faşizme geçit yok' sloganı bu anlamda önemli bir slogandı. Kılıçdaroğlu ile birlikte diğer sol partilerin güçleneceğini düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum. Çünkü sosyalist solda da amaç bahsettiğimiz gibi emekçi kesimlerin refah içinde yaşaması. Eğer iddialarınızı, siyasal düşüncelerinizi gerçekleştirmek istiyorsanız, iktidar olmak zorundasınız. Türkiye'de artık yüzde birlerle oy almanın bu siyasi partilerin içinde görev alan arkadaşlarımda bir şekilde keşfetmiş olmalarını bekliyorum. Yüzde bir tek başına bir anlam ifade etmiyor gibi görünüyor ama yüzde biri, yüzde otuz dokuzun üzerine koyduğunuzda yüzde kırk yapıyor. Kırkın üzerine koyduğunuzda kırk bir yapıyor. Bu nedenle Türk solunun hiç değilse seçimlerde tek çatı altında birleşmesi ve hep birlikte iktidar olmayı hedeflemesi gerekiyor diye düşünüyorum. CHP artık kendi soluna arkasını dönemeyecek. CHP kendi soluna da dönerek onları kendi içine kabul edecek. CHP geçmiş yönetimlerin kara çarşaflılara verdiği değeri kendi solundakine verirse başarılı olabilir. Ben bu noktada kara çarşaflılara neden değer veriliyor diye eleştirmiyorum. Onlar da bizim insanımız. Onlara da değer veriyoruz. Ama bu kesime değer verirken, kendi solundaki insanları yok saymak, onların düşüncelerini hiçe saymak ve onların bizim içimizde bulunmasını hiçe saymak yanlış bir tutumdur.

Partiye bahsetmiş olduğunuz kadronuzla döndüğünüzde, partinin yönetim kademesinde herhangi bir değişiklik olacak mı? Ya da böyle bir hedefiniz var mı?

Bizim öyle bir hedefimiz yok. CHP'ye üye olmanın onuruyla, genel başkan olmanın onuru aynıdır. CHP'ye üye olarak hizmet etmek çok onurlu bir görevdir. Biz de istifa metnimizde biz Atatürk'ün kurduğu CHP'den değil, Deniz Baykal'ın CHP'sinden istifa ediyoruz demiştik. Deniz Baykal ne olduğu anlaşılmaz bir şekilde belki çok enteresan bir komploya kurban giderek, genel başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. Bu hiçbir CHP'linin kabul etmediği ve istemediği bir durumdur. Keşke Deniz Baykal bu şekilde değil de siyasi anlamda kurultayda delegelerin kararı ile görevinden ayrılabilseydi. Ya da Deniz Bey, partinin onursal genel başkanı gibi bir sıfatla ayrılıp zamanında kendisi daha genç daha umut verici bir ekibe bu işi bırakabilseydi. Deniz Bey'in Genel Başkanlık'tan ayrılma şekli ayrılma şekillerinin en kötüsü olmuştur ama, bir anlamda bakıldığında da önemli olan felaketlerden fırsat yaratabilmektir. Ben CHP'nin, Deniz Bey'in başına gelenlerle çok güzel bir fırsat yarattığını ve bu fırsatın hem CHP için hem de Türkiye için çok ciddi bir umut olduğunu düşünüyorum.

CHP ile ilgili yapılan en büyük eleştirilerden biri de CHP'de il başkanlarının, milletvekili adaylarının ve belediye başkanı adaylarının CHP Genel Merkez tarafından atama yöntemi ile belirleniyor olmasıydı. Önümüzdeki dönemde bu süreç nasıl işleyecek? Demokratik koşullar parti içinde var olacak mı?

Genel başkan yeni seçildi ama onun önünde çok ciddi bir süreç var. Çok çalışılması gereken bir süreç var. Anayasa mahkemesinin vereceği karar doğrultusunda altı ay içinde bir referandum görülüyor. Bu durum için çok çalışılması lazım. Normal süresinde yapılırsa seçime bir yıl var. Bu durumda da çok çalışılması gerekiyor. Bütün beklentilerin bir arada gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Bu araya tüzük değişikliği sığmayabilir. Çünkü tüzük değişikliği çok özel çalışma yapılması isteyen bir alan. Ben yaptım olduyla bir günde iki günde hallolabilecek bir olay değil. Parti içi demokrasinin işlemesi illere göre değişiklik gösterebilir. Genel başkanın iktidarda kullanacağı kadroları mutlaka kendinin belirleyip, belli noktalarda kontenjan adayı göstermesi kadar doğal bir şey yoktur. Ama bu durum, 550 milletvekilin tamamı değil. Genel Merkez mutlaka Bolu'yu iyi tanır ama ne genel başkanın ne de genel merkez yöneticilerinin Bolu'yu Bolululardan daha iyi tanıma şansı olamaz. Bursa'yı Bursalılardan daha iyi tanıma şansı olmaz. Örgütler her zaman her şeyin en iyisini bilir. Kendini örgüte teslim eden adaylar örgütten bağlarını kopartamazlar, ama atamayla gelen adayların örgütle ya da halkıyla pek bağlantısı olmaz. Atamayla gelen adaylar halka ve örgüte karşı kendilerini borçlu hissetmiyorlar. Bunu özellikle büyük kentlerin milletvekillerinde belirgin olarak görülüyor. Şuan da mevcut milletvekillerimiz dahi kendi partilerinin genel başkanları tarafından bir şekilde atandıkları için kendilerini buradaki halka karşı sorumlu hissetmiyorlar. Bu nedenle üst
düzey siyaset yapmak isteyen bir siyasetçi kendini parti üyesinden sakınmamalı. Parti üyesinden korkmamalı. Seçime girmekten korkmamalı. Bu süreçlerden geçmekten korkmamalı.

28.05.2010



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim