• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 8 °C

BAK HELE

Hasan Dinç

Darbelere şerbetlenmiş bir milletiz. Kısa demokrasi tarihimizde 27 Mayıs 1960 ta başlayan ve en son 15 Temmuz 2016 gördüğümüz örneğiyle sayısı sekizi bulan darbe yaşadık. Ben bu darbelerin hepsine şahit olmuş ve birebir yaşamış kişilerden biriyim. 27 Mayıs 1960 darbesinde 18 yaşında ve öğretmen okulu son sınıfında idim. Olanları çok sağlıklı bir şekilde değerlendirebilecek bir yaşta bulunuyordum. Sonrakileri ise daha da iyi değerlendirebilecek durumda idim. Hatta bazıları hakkında siyasi yorum ve değerlendirmelerimi basında okurlarımla paylaşmış, televizyonlarda tartışma programlarına bile katılmıştım. O nedenle darbeleri takip eden günlerde nelerle karşılaşacağımızı ve neler yaşayacağımızı az çok biliyorum.

Darbe girişiminde bulunanlar ya da bu girişimi engelleyerek duruma hâkim olanlar duruma vaziyet ettikten  sonra hemen ülkenin her yerinde muhaliflerini sindirme girişiminde bulunur, gözaltı ve tutuklama faaliyetlerine başlarlar. Bu hemen her darbenin sonunda görülür ve darbelerin kanunudur. Muhaliflerin tutuklama ve gözaltıları hemen ilk günden ve ilk saatlerden başlar. Bu ilk gözaltına alınanlar hem intikam hissinden hem de diğer unsurlara gözdağı vermek amacıyla yapıldığından çok acımasız ve de insan onuruna yakışmayan muamelelere maruz kalırlar. Bu hemen her zaman böyle olmuştur, böyle olmaya da devam edecektir.

Darbelerin rengi ve yönü belli olduğu andan itibaren bir ihbar ve iftira furyası da başlar. Çoğu kişi bu furyadan istifade ile isimsiz ve imzasız şikâyet dilekçeleriyle hayattaki rakiplerini resmi makamlara darbe karşıtı suçlamalarla ihbar ederler. Masumlar kendilerini kanıtlayıncaya kadar uzun süre hem hürriyetlerinden hem de insani onurlarından mahrum kalmış olurlar. Geride bıraktıkları ise neredeyse toplum tarafından aforoz edilecek şekilde muamele gördüklerinden çok acı ve çileyle karşılaşırlar.

Bunun örneklerini son 15 Temmuz felaket girişiminin milletçe bastırılmasından sonra da görmeye başladık. Bazıları istikbaldeki siyasi rakiplerini bu yolla yıpratmaya ve devre dışı bırakmaya azmettiklerinden her türlü çirkinliği sergilemeye başlamışlardır. Son dönemde siyasi yıldızı parlayan ve milletimizin bu alanda dikkatini çeken bir kişilik olarak ortaya çıkmış bulunan Sayın Meral Akşener maalesef böyle ihbar ve iftiraların mihveri ve muhatabı haline gelmiştir.

Bundan bir hafta kadar önce CNN televizyonunda Sayın Ece Üner’in modörötörlüğündeki bir tartışma programında bir yaşlı avukat hiç münasebeti yokken konuşmasına başlar başlamaz 15 Temmuz felaketinin gerisindeki isim olarak Sayın Meral Akşener’i göstermiş ve bir yerlere sanki ihbarda bulunuyormuş gibi bir tavır sergilemiştir. Cevap hakkını kullanmak için telefonla programa bağlanan Sayın Meral Akşener adı geçene çok ağır şekilde yüklenmiş ve kendisini “Şerefsizlik, Namussuzluk ve alçaklık” la suçlamıştır. “Bir hukukçu olarak elinde bilgi ve belge olmadan sadece dedikodu ve gazete haberlerine dayanarak insanlar hakkında ithamda bulunmanın şerefsizlik ve alçaklık olduğunu söylemiş ve kendisini bu yöndeki varsa bilgi ve belgeleriyle mahkemeye vermesini, aksi takdirde toplumda müfteri damgasını yemekten kurtulamayacağını” ifade etmiştir.

Geçtiğimiz Cumartesi günü bu sefer aynı yolu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek denemiş, bir televizyon kanalındaki canlı yayında FETÖ’cülerin darbe girişimlerinde başarılı olmaları durumunda başbakan adaylarının Meral Akşener olduğunu vurgulamış ve aynen “Bunu inkâr etmeye gerek yok. Sloganlarına bakın Meral Akşener’in, bir de bunların bildirilerindeki sloganlarına bakın. Meral Akşener’in propaganda süresince her tarafta dikkat edin, destekleyenler FETÖ’cülerdi. 15’in de çok güzel şeyler olacak ve 15’inden sonra siz görün diyordu. Sen nereden biliyorsun 15’ini? Başbakan olacağım deyip duruyordun. Bazı şeyler geçmişte anlaşılmıyor ama olaylar ortaya çıktıktan sonra anlaşılıyor. Her iki tarafında sloganları aynı. “Yurtta sulh, Cihanda sulh” olacak iş değil. Sen bu sloganı kullanacaksın ve alıp başını gideceksin” demiştir. Bütün bunlara ve gelecekte bu yöndeki ihbar ve iftiralara cevap olsun diye Sayın Meral Akşener Yeniçağ Gazetesinde Sayın Aslan Bulut’a verdiği bir mülâkatta “Elinde bilgi, belge olup da bunu mahkemeye götürmeyen müfteridir, şerefsizdir, ahlâksızdır, korkaktır”diyerek son sözünü söylemiştir.

Ben GÖKÇEK soyadını taşıyan iki değerli dostumdan dolayı Sayın Melih GÖKÇEK’e içimden atamadığım bir saygı duyardım. Yıllar önce Adıyaman’da tanıyarak dost olduğum Ziraat mühendisi Latif Gökçek ve Gaziantepli Avukat Cengiz Gökçek benimGÖKÇEK ailesine ve mensuplarına hep muhabbet duymama sebep olmuşlardır. Daha sonra Sayın Latif Gökçek MHP koalisyonunda ilk Tarım Ve Toprak Reformu Müsteşarı olmuş, Sayın Cengiz Gökçek ise Yine MHP’nin ilk Sağlık Bakanı olmuştur. Gökçek Soyadını taşıyan bu iki değerli isimden dolayı Sayın Melih GÖKÇEK’e ülkücü camia tereddütlü olsa da diğerlerine yaklaştığı gibi soğuk kalmamış, saygısını muhafaza etmiştir. Sayın Gökçek de ülkücülerin bu tavrını siyasi hayatında hep istismar etmiş, zaman zaman bu camiayı zor duruma düşürecek davranışlardan uzak kalmamış, Ülkücülerin kendisine destek olduğunu söyleyecek kadar da sahte girişimlerde bulunarak, bir kısım soytarılara bozkurtlu tişörtler giydirerek camiayı parçalama teşebbüsleri gözden kaçmamıştır.

Her geçen gün kendisine duyduğum saygı giderek azalmıştır. Sayın Akşener’e söylediği yukarıdaki son iftiralarla bu sevgi ve saygının bütün kırıntıları da yok olup gitmiştir. Sayın Gökçek Milletimizin teveccüh gösterdiği Sayın Akşener’e doğru olmayan iftiraları söylerken amacı ilgili mercilere ihbar ve şikâyette bulunmaktadır. Ve Sayın Akşener’i milletimizin temiz vicdanında kirlemek istemektedir. Onu 15 Temmuz girişiminin Başbakan adayı göstermek isterken ortaya koyduğu deliller ise kargaları bile güldürecek cinstendir. Neymiş “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” demiş. Bu slogan belki unutturduk sanıyorsun diye hatırlatıyorum ki Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından konulmuş değişmez dış politika prensibidir. Cumhuriyeti benimseyen herkes bu prensibe gönülden bağlılık duyar. Duymayanların ülkemizi ve milletimizi ne hale getirdikleri de meydandadır. Sayın Akşener 15 Temmuzdan sonra güzel şeyler olacak demiş. Bir kere o tarih 15 değil 10 Temmuzdur. 10 Temmuz tarihi ise MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından tespit edilmiş MHP olağanüstü kurultay tarihidir. Eğer bu kurultay yapılsaydı kendisinin MHP Genel Başkanlığını delegelerin oylarıyla kazanacağını bildiği için, hem MHP hem de Milletimiz için güzel şeylerin olacağını söylemesi seni ne kadar da endişelendirmiş. Sayın Akşener başbakan olacağım deyip duruyormuş. Sayın Akşener’in bu siyasi geleceği için söylediği bu iddiası da onun FETÖ’cü olduğunun bir kanıtıymış. Sayın Gökçek söyler misin hangi siyasetçi siyasete girdiğinde başbakanlık koltuğunu hedeflemez. Bu hedefe inanmayan hangi siyasetçinin peşine bu millet takılır. Sayın Akşener bu iddia ile MHP Genel Başkanlığına aday olduğu için uykuların kaçmış bulunmaktadır. Seni ihbar ve iftiralara yönlendiren de onun gerçekten başbakan olacağına dair olan halkımızın teveccühlerinden kaynaklanmaktadır. “Güzel şeyler olacak söz”üne takılmış bulunuyorsun. Yoksa sana başka çağrışımlarda mı bulunduruyor. Hani birileri Habur sınır kapısında çadır mahkemeleri kurdurup bölücü teröristleri ülkeye kahramanlar gibi girmelerini sağlarken “iyişeyler oluyor” demesini mi hatırladın? Sayın Akşener’in “ iyi şeyleri”sizin patronların söylediği ve anlatmak istediği “iyişeyler”den farklıdır ve bu mesajı milletimiz iyi anlamıştır. Hiç merak etme o “iyi şeyler” olacak ve milletimiz hak ettiği güzel günlere ulaşacaktır.

Bir de Sayın Akşener’i her yerde FETÖ’cüler desteklemiş. FETÖ’cülerin kimi destekleyip iktidar yaptıkları hatta belediye başkanı yaptıkları belli değil mi? Onlara devletin bütün imkânlarını açarak belli yerlere götürenler ve “ siz ne istediniz de biz vermedik” diyenleri bu millet bilmiyor mu? Sayın Bülent Arınç Ankara’nın belli yerlerini FETÖ’cülere tahsis ettiğini kimin için söylemişti? Sayın Gökçek bu millet bazı şeyleri unutabilir ama o kadar da balık hafızalı değildir.

Yazılarımın uzunluğundan şikâyet eden okuyucularıma hak veriyorum. Ama ne yapayım ki söylenmesi gerekenleri söylemekten ve hak edenlere hak ettiklerini vermekten geri duramıyorum. Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplam 1655 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim