• BIST 96.636
  • Altın 144,667
  • Dolar 3,5715
  • Euro 4,0214
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C

BAŞBAKANA KATILIYORUM

Hasan Dinç

Kamuoyunun malumu. Son iki yıldan bu yana Sayın Başbakan nikâh şahitliği yaptığı eşlere evlilik cüzdanlarını verirken “En az üç tane” diyerek şaka yollu mesajlar vermektedir. Günümüzde üç çocuk fazla bulunmakta ve Sayın Başbakanın bu isteği eleştirilere sebep olmakta, hatta siyasi çekişmelere konu olmaktadır. Üç çocuk konusu ülkemizin şartları açısından dikkate alınmalı ve yeniden değerlendirilmelidir. Bu konunun ülkemizin geleceği açısından taşıdığı önemi iyi idrak etmeli ve siyasi tartışma konusu, hele de hafife alınıp gülüşme meselesi olmaktan çıkarılmalıdır.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ATATÜRK’ÜN takip ettiği nüfus politikası o günün açlık, hastalık ve yoksulluk şartlarında bile bugünkünden çok farklı ve fazla doğumu teşvik yönündeydi. O günün vatandaşını ödemede en fazla bunaltan “YOL VERGİSİ” altı çocuklu ailelerden alınmıyor, böylece doğurganlık devlet tarafından teşvik ediliyordu. Memurlar bile çocuk başına aldıkları “ON LİRA” ile çok çocuklu olmaya özendiriliyor, şartların bu yönde zorlanıldığı açıkça görülüyordu. (On lira bugün için az gibi görünse de o günün şartlarında çok para olduğu bilinmelidir. Mesela bir köy eğitmeninin aylık ücretinin de on lira olduğu dikkate alınarak bu konuda doğru bir karara varılabilir.)

Cumhuriyet kurulduğunda ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış ve nüfusumuzun 13,6 milyon olduğu görülmüştür. Cumhuriyetin kuruluşunun onuncu yılında “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diye övündüğümüz gibi nüfusumuz on beş milyonu ancak bulmuştu. 1950’li yıllarda nüfusumuzun 20 milyon olması hepimiz için bir güven kaynağı ve iftihar vesilesi idi. Şaşırtıcıdır ki en fazla nüfuslanmanın olduğu dönem 2.Dünya Savaşına rastlayan ülkemizde açlığın kol gezdiği 1940-1945’li yıllar olduğu nüfus sayım sonuçlarından anlaşılmaktadır.

Artan nüfusumuzun problem olarak ilk defa gündeme getirildiği dönem 27 Mayıs Devriminin yapıldığı 1960’lı yıllar olduğu dikkati çekmektedir. Amerika,  İhtilâl liderlerinin beynine girerek “Aile Planlaması” adı altında ilk telkin ve tavsiyelerde bulunmuş; 1964 yılında ise konu TBMM’sinden geçirilerek yasal zemine oturtulmuştur. O dönemde nüfusumuzun 26-27 milyon olduğu ve nüfus yoğunluğumuzun da 25-30 kişi olduğu dikkate alınırsa bu yasanın ülke ihtiyaçlarından ziyade ABD zorlamasından kaynaklandığı hemen anlaşılmaktadır.

O günkü şartlarda “Bakabileceğin kadar çocuk” ve “Sağlıklı aile” gibi güzel ambalajlarla topluma teklif edilen bu uygulama önemli tartışmalara sebep olmuş, siyasi taraftarları uygulamanın lehinde ve aleyhinde kendilerini haklı çıkaracak birçok deliller ifade etmişlerdir. O zamanın Diyanet işleri Başkanı Dr. Lütfi Doğan (Daha sonra CHP’den milletvekili olmuştur) zorlama bir fetva ile “Doğum kontrolü” olarak da bilinen aile plânlamasının “İslâm Dinine uygunluğunu” savunmuştur.

Bu uygulamaya ilmi anlamda ilk karşı çıkan ve zamanın cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e bir mektup yazarak yasayı veto etmesini talep eden merhum Prof.Dr. Recep Doksat olmuştur. Siyasal olarak da Adalet partisi ve daha sonra adı MHP olacak olan CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) olmuştur. Yaşı ellinin üzerinde olanlar belki hatırlarlar. Bilhassa AP’den kayseri milletvekili olan Ali Vedat Özkan bu yasaya şiddetle karşı çıkmış “Yasanın iptali benim için şeref meselesidir” diye seçimlerde konuyu seçim meydanlarında en fazla dile getiren kişi olmuştur. 1965 seçimlerinden sonra kurulan AP (Adalet Partisi) hükümetinin Sağlık Bakanı olan Vedat Ali Özkan (Jet Bakan) kanunu ilk uygulamaya koyan kişi olarak dikkati çekmiş, seçim öncesi muhalefetini unutmak zorunda kalmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi ise kanuna muhalefetini 12 Eylül müdahalesine kadar diri tutmuş, “Yüz milyonluk Büyük Türkiye” sloganını siyasi programının bir argümanı haline getirmiştir. Günümüz MHP’sinin bu meseleye bakışı nedir bilemiyoruz. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da redd-i miras ettiğini tahmin ediyorum. Çünkü çok önemli bulduğum bu konuda düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmamakta ısrar etmekte, tahminlerimizi haklı çıkaracak derecede sessizliğini muhafaza etmektedir.

Şimdilerde nüfusumuzun 75 milyon olmasına rağmen ilerlemesinin durduğu maalesef görülmektedir. 2030’lu yıllarda nüfusumuzun 90 milyon olacağı ve daha sonraki yıllarda çoğalmanın tamamen duracağı ve şimdilerde Avrupa’da olduğu gibi gerileyeceği hesap edilmektedir. Bu durumdan Başbakan haklı olarak  endişe duymakta ve yeni evlilere üç çocuk konusunda telkin ve tavsiyelerde bulunmaktadır. Ancak Sayın Başbakanı endişelendiren konu sadece çalışma hayatından kaynaklanmakta, nüfusumuzun yaşlanmış olması nedeniyle iş hayatında duyulacak insan gücüne ihtiyacın karşılanamayacağı varsayımından kaynaklanmaktadır.

Elbette yukarıdaki sebepte dikkate alınmakla birlikte takip edilen nüfus politikasının endişe verici en önemli yönü  “ milli beka” anlamında geleceğimizi endişelendiren yönüdür. Çünkü nüfus hareketlerine ve doğum oranlarına bakıldığında durum apaçık görülmekte, İç ve Batı bölgelerimizde doğum oranı düşmüş, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yüksek oranlı nüfuslanma bütün hızıyla sürmektedir. İç ve Batı bölgelerimizde  her aile 1 ya da 2 çocukla yetinirken, Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki her aile 9, 10, 11,..15’e kadar sayıyı artırmaktadır. Bu durum ülkemizde demografik yapıyı, yani nüfusun şekillenmesini değiştirmektedir. Bu mesele her Türk aydınını derinden düşündürmelidir. Çünkü cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun ancak %6-7 sini oluşturan Kürt nüfusu şimdilerde %12-14’e ulaşmış düzeydedir. Durum bu şekilde devam ederse çok yakında demografik yapı Türkler adına endişe verecek düzeye ulaşacaktır.

Şu soruyu bütün aydınlarımız vicdanlarında cevaplandırmak üzere kendilerine sormalıdırlar. APO önceden davranmasaydı da Kürt hareketini doğal seyrine bıraksaydı, zaten çok değil 25-30 sene sonra adı Türkiye olan bu devletin yönetimini sandıkla ele geçirmezler miydi? Demokratik yolla iktidara gelmezler miydi?

Dahasını yazmıyorum. Ancak her Türk insanının zamanı varken çocuklarına ve torunlarına bırakacağı ülke ve devlet emanetini bir değil bin düşünmesinde fayda görüyorum ve Sayın Başbakanın gerekçesi farklı olsa da en az üç çocuk teklifini saygı ile karşılıyorum.

11 Aralık 2012

Not: 1971 yılında Diyanet işleri Başkanına konu ile ilgili yazdığım ve üç gün süreyle o gününün ulusal gazetelerinden olan BİZİM ANADOLU gazetesinde yayımlanan açık mektubu önemine binaen gazete yöneticilerimizin uygun görmesi halinde yeniden yayımlayabiliriz.

Bu yazı toplam 1081 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim