• BIST 97.713
  • Altın 144,219
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 16 °C

BAŞBUĞ’DAN HATIRALAR

Hasan Dinç

 

Bu haftaki yazımın konusu “BİR BASIN AÇIKLAMASININ ANATOMİSİ” başlığıyla MHP Sayın İl Başkanının Aday adaylığımı geri çekmemle ilgili yaptığı açıklamaya ayırmıştım. Ancak araya Rahmetli Genel Başkanımız ALPASLAN TÜRKEŞ’İN 18. Ölüm yıldönümü girince o yazıyı askıya almak durumunda kaldım. O konu da bir daha gündeme gelmemek üzere arşivime gönderilmiş oldu.

Bundan bir ay kadar önceydi. Türk Ocağı Bolu Şube Başkanımız Hamdi Zenginbal beni telefonla arayarak 4 Nisan 2015 günü ALPASLAN TÜRKEŞ’İN ölümünün 18. Yıldönümüyle ilgili olarak ocak binasında yapılacak anma töreninde ALPASLAN TÜRKEŞ’TEN yaşanmış hatıraların anlatılması konusunda yardım talebinde bulundu. Bu isteği seve, seve kabul ettim. Daha sonra programın akşam saatlerinde yapılacağını öğrenince üzülerek Sayın Türk Ocağı başkanına programa katılamayacağımı bildirdim. Eşimin hastalığı nedeniyle o saatlerde evden ayrılma durumumun olmadığını kendilerine özür dileyerek bildirdim. Özür beyanımı büyük bir anlayışla kabul etmeleri sebebiyle Sayın Türk Ocağı başkanımıza teşekkürler ediyorum. Ancak hazırlıklarımın bir kısmını bu vesile ile okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

1965’li yıllardan beri Rahmetli ALPASLAN TÜRKEŞ’LE tanışmışlığım vardır. O dönemde Ankara Kızılay Karanfil Sokakta Mülkiyeliler Birliğinin tam karşısında iki katlı küçük bir binada CKMP genel merkez binası vardı. Küçük bahçesinde oturur hem sohbet eder hem de çay içerdik. O dönemde partinin ziyaretçileri çok az olur, gelen giden hep birbirini tanırdı. Parti Genel Merkez Yönetiminde görevli olanlar bizlerle bol, bol sohbet ederler, ülkenin genel durumu hakkında bizleri bilgilendirirlerdi. O dönemde bizler anlatılanların hemen hepsini sanki ezberimize alır, gittiğimiz her yerde eksiksiz anlatmaya çalışırdık.

Yine böyle bir yaz günü akşam üzereydi. Bahçede sohbet ediyorduk. Bir ara sokakta bir hareketlenme oldu. Hepimiz gözlerimizi o tarafa çevirdik. Başbakan DEMİREL kalabalık bir gurupla oradan geçiyordu. Demirel henüz çok genç ve birazda gururla TÜRKEŞ’E baktı. Türkeş saygıyla ayağa kalkarak ona doğru yürüdü ve tokalaştı. Sonra da bahçeye çay içmeye davet etti. Demirel önce bir arkasındakilere baktı ve TÜRKEŞ’E dönerek “Benim arkamda milyonlar var. Bahçeniz almaz” deyince rahmetli TÜRKEŞ hemen cevabı yapıştırdı “Sayın Demirel! Ben de zaten onları davet ediyorum” deyiverdi.

1969 yılıydı. Ben o zamanlar Akyazı Ortaokulu müdürüydüm. CKMP ismini ve amblemini değiştirmiş, Milliyetçi Hareket Partisi adını almış, terazi olan amblemini de şimdi olduğu gibi üç hilâle çevirmişti. Bu değişiklik parti içinde azda olsa ayrılmalara sebep olmuş, ancak tabanda geniş bir heyecan meydana getirmişti. Yine yaz aylarına tesadüf eden bir zamanda Ankara’da tarihi Türk Ocağı binası konferans salonunda parti KÜÇÜK KURULTAY toplamıştı. Bizde bu kurultaya Sakarya’dan on kişi kadar bir gurupla katılmıştık. Divanda Sadi Somuncu oğlu ve TÜRKEŞ bulunuyordu. Türkeş bir açış konuşması yaptıktan sonra illerden gelenlere sırayla söz vermeye başladı. Sakarya gurubunun sözcülüğünü ben yapıyordum. Sıra bize gelince ayağa kalktım ve Hasan Dinç diye kendimi tanıttım. Bana “konuş Hasan Tunç” dedi. Hâlbuki beni ve adımı biliyordu. Herhalde unutmuş olmalı diyerek tekrar “Hasan Dinç” dediğimde “Hasan Tunç konuş seni dinliyorum” dedi. Israr etmedim. O günkü şartlarda Sakarya’nın düşüncelerini ifade ettim. Bir çay molası verildiğinde yanına yaklaştım. Bana “Hasan Bey! Ben senin soyadının DİNÇ olduğunu biliyorum. Ama, buralarda istihbaratçılardan çok fazla kişi var. Bir zarar görmeyesin diye TUNÇ dedim” dedi.

1973 yılıydı. Tokat Reşadiye Hasan Şeyh Ortaokulu müdürüydüm. Yaz tatilinde Bolu’ya dönerken yanına uğradım. O zaman Genel Merkez binası Bahçelievler Mahallesine taşınmıştı. Partinin Hasan diye bir çalışanı vardı. İçeri girdiğimde beni hemen tanır ve rahmetliye haber verirdi. Beni hiç bekletmeden içeri alır ve dinlerdi. Yine öyle oldu. İçeri girdim. Beni kucakladı ve oturttu. Zaman geçti. Neler söylediğimi pek hatırlamıyorum. Ancak söylediği bir şeyi hiç unutmadım. Onun elinde bir fihrist vardı. Belli ki dostlarının adres ve telefonları o defterde kayıtlıydı. Bana döndü ve “Hasan Bey! Senin adresin ne çok değişmiş. Defterde yazacak yer kalmamış” dedi. Ben o dönemde yeri sıkça değiştirilen ve bu yolla kendisine sözde işkence edilen biriydim. Zamanın Adalet Partisi iktidarı benim 17 yılda 18 kez yerimi değiştirmiş, eşyalarımı bile kullanılmaz hale getirmişti. Her gittiğim yerden TÜRKEŞ’LE mektuplaştığım için adres değişikliği nedeniyle fihristinde bana ayrılacak yer kalmamıştı.

1979 yılının Ekim ayı başıydı. Çok sevdiğim mesleğimden ayrılmış ve Ankara’ya davet edilmiştim. Rahmetli bana Bolu İl Başkanlığı görevini vermiş, bazı özel nasihatlerde bulunduktan sonra  “Hasan Bey! Siyaset elbette doğruluk, dürüstlük, ahlâk, iman, fazilet ister.  İrade, kararlılık ve direnç ister. Ama en başta da yalana, iftiraya, dedikoduya karşı yılmadan ayakta kalabilmeyi ister. Bunu hiç aklından çıkarma. Çünkü bundan sonra karşılaşacağın en büyük zorluk bu olacaktır” dedi.

Rahmetli Başbuğ’un ölüm yıldönümüyle ilgili daha birçok hatıramı Türk Ocaklılarla paylaşmak üzere not etmiştim ama durumum nedeniyle mümkün olmadı. Ancak birkaç tanesini okuyucularımla paylaşmadan geçemedim. Daha sonrasını inşallah başka bir zamanda paylaşmak üzere. Merhuma Allah’tan rahmet, mekânının cennet olmasını diliyorum. 7 Nisan 2015   

Bu yazı toplam 2139 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim