eryaman escort , ankara escort, ankara escort, bursa escort
  • BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Bolu 19 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 22 °C

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24)

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24)
BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24)
Hazırlayan: Mehmet Tunçkol
ÇELE DERGİSİ'NDE BOLU HABERLERİ
BOLU'DA 1963 YILI AĞUSTOS-EYLÜL AYLARININ OLAYLARI:

*Bolu'da yeni açılan geniş caddenin üzerinde bulunduğu için yıkılması konusunda, basında geniş yazılar yazılan ve tarihi olduğu iddia edilen meşhur Tabaklar Hamamı,31 Ağustos 1963 gecesi elektrik kontağı neticesinde yandı ve böylece bu konu da halledilmiş oldu.

*Kentimizin özelliklerinden biri olan Bolu Panayırı 3 ile 10 Eylül 1963 tarihleri arasında açıldı. Geçmiş yıllardan farklı bir görünüşe sahip olan bu yılki panayır, gelecekteki Bolu Fuarı'na öncülük edecek nitelikte idi.

*Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Alman Prof. Lessing yönetiminde 7 Eylül 1963 Cumartesi akşamı Bolu İnkılâp İlkokulu salonunda başarılı bir konser verdi.

*Bolu Yüksek Tahsil Derneği Tiyatro Klubü, Halkevi Salonu'nda Atila Alpöge'nin yazdığı “Çürük Elma “ adlı oyunu başarı ile oynadı.

*Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim üyelerinden Osman Koçtürk, Çocuk Sağlığı konusunda Halkevi Salonunda bir konferans verdi.

*Bolu Suni Tahta Fabrikası'nda yapılan Atatürk büstü, bir törenle açıldı.

*Abant Turistik Bölge Açıkhava Tiyatrosu'nun ihalesi, Bolu Özel İdaresi tarafından yapıldı.

*İstanbul Lokal Tiyatrosu,22-23 Eylül 1963 günleri, Yeni Sinema Sahnesi'nde, Kerpiç Mehmet ile Cahit Atay'ın bir perdelik “Pusuda” oyununu başarı ile oynadı.

*Bolulu tarihçilerden, şimdi Yüksek İslam Enstitüsü'nde öğretmenlik yapan sayın Zekai Konrapa'nın yazmış olduğu, yedi yüz elli sayfalık, Bolu Tarihi'nin I.Cildinin 36 forması geçen sene basıldığı halde, bu sene içerisinde yalnız bir formasının basıldığı öğrenilmiştir. Muhasebenin, Bolu için büyük değer taşıyan bu eserin basım işinin bu sene içerisinde bitirilmesine söz verdiğinden, basım işinin bir an evvel bitirilmesini dileriz.

(Çele Dergisi 7.Sayı. Eylül 1963.Sh:18)(Çele Dergisi 8.Sayı. Ekim 1963.Sh:24)
“1960'lı Yıllarda; tarihi, kültürel, doğal miras değerlerinin korunduğu ve geliştirildiği bir Bolu'ya duyulan özlem…”

 

BİR GEZİ DOLAYISIYLE İZLENİMLER VE BOLU
Yücel ÖZKAYA

(Bolu ve Anadolu'nun diğer şehirlerini düşündüm. Kaç sokağımıza büyüklerimizin isimleri verilmiş veya meydanlara anıtları, küçük de olsa büstleri dikilmiştir? Bugün, bir Hanif, bir Dertli, bir İbrahim Ağa, Bir Mustafa Efendi, Dörtdivanlı Hilmi ve daha ortaya çıkaracağımız birçok şahıslar unutulmak üzeredirler.)

Temmuz ayı içinde ”Doğu Avrupa'nın Uyanışı” adlı, Doğu Avrupa'nın 15. Ve 16. Yüzyıllardaki durumu ile ilgili konferansları dinlemek için, Fransa'nın Tours şehrine davet edildim. On yedi gün süren bu konferans sırasında, beş millete ait, otuz öğrenciye, Türkiye'nin bir asır önceki Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrı, değişik bir memleket olduğunu tanıtıp, iyi hatıralar ile ayrıldık. Nitekim kurs yöneticileri, kurs sonunda bunu belirtmişlerdir. Kurs direktörü Prof.Mesnard, ayrılacağımız sırada, yazılı olarak verdiği bildirisinde şöyle demiştir. “Tourain'de sevinç ile karşıladığımız Türk dostlarımıza, Uluslar arası Humanizm etütlerinin yedinci stajına katılan, birinci değerdeki Prof.Dr. M. AKDAĞ ile onun Ankara Üniversitesi'ndeki öğrencilerinin bizi ziyaretlerinden çok şeref duyduk ve memnun kaldık, ümid ediyoruz ki biz de yakında onları ziyaret edeceğiz.”

Yolculuğum sırasında, Avrupa ülkelerinin yol boyunca hiç eksilmeyen sık ormanlarını görerek, ülkemizle, özellikle, Doğu Anadolu ile karşılaştırarak üzüntü duydum. Fakat Bolu ormanları ve Abant çevresi bu üzüntümü az da olsa azalttı. Gönül ister ki, yurdumuzun her yeri ormanlarla kaplanmış olsun, çorak yer kalmasın. Bu görev de ormancılara düşüyor.

Fransa'da; Paris, Tours şehri ve çevresinde köy unsurunun kalktığı, onun yerine her nehrin kenarında(Loire,Seine) kasabalarının olduğunu gördüm.Paris'in ortasından geçen Seine ve Tours'dan geçen Loire nehri bu iki şehrin adeta hayat damarı.

Fransızlar çok değerbilir kişiler. Özellikle, Paris şehrinde, hemen hemen 30-40 adımda bir anıt yahut heykel var. Tarih ve medeniyetlerine verdikleri değer, müzelerinin çokluğundan da belli oluyor. Tarihi eserlerden, heykellerle süslü Seine nehrinin, birçok köprülerinden bir tanesini teşkil eden III. Aleksandre'nın yaptırdığı köprü en ilginci.

Tours şehrinde ise, Feodalite'den kalma 25 şato büyük bir titizlikle korunuyor ve bu şatoları her gün binlerce turist ziyaret ediyor. Tarihi kişilerin yaşadığı, yahut az da olsa gelip, yerleştikleri bir şehir olan Touas da, bunların geliş, kalış,ölüm tarihleri ile ilgili resimler,heykeller,yazılar,anıtlar hemen bunların geldikleri sıralarda yapılmış ve bu zamana kadar korunmuşlardır.Örneğin,Ambois şatosundaki Louis Philip'in tabloları,şimdi müze olan Kardinal Rişliyö,Honore de Balzac,Leonardo da Vinci konakları,Hotel de Ville(Fransızların Belediye Sarayları)deki muazzam anıtlar…Ayrıca, sokaklara Honore de Balzac,Danton,Rosseau,Rıchlıeu gibi verilen isimler, bu kişileri ölümsüzleştiriyor.

Bunları görürken, Bolu ve Anadolu'nun diğer şehirlerini düşündüm. Kaç sokağımıza büyüklerimizin isimleri verilmiş veya meydanlara anıtları, küçük de olsa büstleri dikilmiştir? Bugün, bir Hanif, bir Dertli, bir İbrahim Ağa, Bir Mustafa Efendi, Dörtdivanlı Hilmi ve daha ortaya çıkaracağımız birçok şahıslar unutulmak üzeredirler.

Öyle sanıyorum ki, şehrimizin gözle görülen meydanlarına, bunların çok az masraf isteyen küçük büstlerinin dikilip, altlarına yazılacak küçük yazılar şehrimizin turist sayısını artırır ve bizim gurur duymamızı sağlar. Avrupa memleketleri biraz da kendilerini bu şekilde tanıtmışlardır.

Belediye yahut Hususi Muhasebe, az bir para ayırmak ile bu işe girişirse, çok yerinde ve yararlı bir iş yapmış olur kanısındayım. Parklarda yahut yeni imar planına göre meydanların görülecek yerlerinde, dergimizde de görülen, kıymetli şahsiyetlerin, küçük büstlerinin dikilmesi, hem değerbilirlik, hem de onları tanımamız ve tanıtmamız için yararlı bir işlem olacaktır.

Bizans İmparatoru Hadrianus'un doğduğu yer olan ve en çok Üskübü'de tarihi Bizans eserlerinin kalıntıları ile dolu olan (Açık Hava Tiyatrosu vs.)

Bolu'nun tarihi tanıtımını iyi yapamıyoruz…

(Çele 6.Sayı. Ağustos 1963. Sh:2,3. Yücel ÖZKAYA)

 

FIKRA VE GEÇMİŞTEN HATIRALAR (Muhsin KARAMANOĞLU)

BOLU'DA İLK ŞAPKA

(Tabaklar Hamamı'nın köşesini yeni dönmüştük; karşıdan gelen siyah çarşaflı bir kadın yüzünü örtmek için çarşafını çenesinin altından tutan ellerini koyuverdi. Çarşafın pelerini omuzlarına düştü. İki eliyle dizlerine vurarak: “Amanın dostlar memleketin, Din'in direği Hoca Süreyya Efendi gâvur olmuş, bunu da mı görecektik!” diye bağırmaya başladı. Bu kadın, Hocabey Mahallesi'nden Kayyum Hatcesi idi.)

Günlerden Pazartesi, Bolu'nun pazarı. Daireye yeni gelmiş işe bile başlamamıştım. Memurum Zeki Etiz, benden sonra geldi ve kapıdan girer girmez; Muhsin Bey, deden seni istemiş, evde bekliyormuş hemen gideceksin dedi.(1)

Dedem beni vakitsiz çağırmazdı. Mühim bir sebep olmalıydı. Koşarak eve geldim, doğru odasına çıktım. Dedem odada bir aşağı bir yukarı geziniyordu. Beni görünce karşımda durdu; Muhsin Efendi oğlum, ben tahkik ettim, en iyi şapkayı tuhafiyeci Abbas Bey getirmiş. Git iki şapka al gel; benimki siyah olacak ha!

Dedem Hoca Süreyya Efendi; hakikaten münevver, memleket sever ve ileri görüşlü bir insandı. Bilhassa herkese nasip olmayan bir hafızaya malikti. Bunun için de kendisine (Bolu'nun canlı tarihi, ayaklı kütüphanesi derlerdi (2). Evde bizim hakkımızda konuşulurken; onlar bizim zamanımızdan başka bir zaman için yaratılmışlardır ona göre terbiye edilmeleri lazımdır derdi.

Şapkaları almaya giderken, Ebedi Şefimiz Atatürk, Kastamonu seyahatlerinde şapkayı giydiler, kanun da kabul edildi. Bizim de şapka giymemiz normaldi. Fakat dedem ilmiye sınıfına mensup; Bolu'nun en ileri gelen hocalarındandı. Bolulular onu küçük yaşından beri sarıklı görmeye alışmışlardı.

Vilayetlere gelen emirde, ilmiye sınıfının (o zaman için) ibadethaneler haricinde de sarıklı gezebileceklerini amirdi. Bunları düşünerek mağazaya girdim. Bir siyah röleve, bir de gri fötr şapka aldı, koşarak eve geldim.

Odasına çıktığım zaman üzerindeki Lata'yı (3) çıkartmış mevsimlik bir pardesü giymişti. Elimden siyah şapkayı aldı. Her zaman sarığını giydiği gibi aynanın karşısına geçti, giydi ve gülümsedi. Bana da döndü, yakıştı mı diye sordu. Büyük Annem hiç sesini çıkartmadan bize bakıyordu. Ben de giydim, benimle gel, dedi. Sokak kapısından çıktık.

Bolu'nun pazarı olduğu için sokaklar kalabalıktı. Herkes hayretle bize bakıyor, fakat dedemin asabi mizaçlı olduğunu bildiklerinden bir şeyler sormaya cesaret edemiyordu.

Tabaklar Hamamı'nın köşesini yeni dönmüştük; karşıdan gelen siyah çarşaflı bir kadın yüzünü örtmek için çarşafını çenesinin altından tutan ellerini koyuverdi. Çarşafın pelerini omuzlarına düştü. İki eliyle dizlerine vurarak: “Amanın dostlar memleketin, Din'in direği Hoca Süreyya Efendi gâvur olmuş, bunu da mı görecektik!” diye bağırmaya başladı. Bu kadın, Hocabey Mahallesi'nden Kayyum Hatcesi idi.

Dedem birisine cevap vereceği zaman aldığı tavrını takınarak durdu, bastonuna dayandı: “Kadın, elinin hamuru ile erkeğin işine karışma. Sen işine git, Allah kimin gâvur, kimin Müslüman olduğunu bilir” dedi. Fakat o hala bağırıyordu.

Etrafımız kalabalıklaşmıştı ki; kimseden bir ses çıkmıyor, sessiz bizi takip ediyorlardı. Ağır ağır yürüyerek Belediye Meydanı'na geldik. Kanaat Mağazası'nın önünden, kalaycılar içinden, Taşhan ve Büyük Cami, manifaturacıları takiben yukarı çarşıya, oradan da Eski Buğday Pazarı'nı takiben Lordlar Kamarası'na geldik. Bolu'nun Ayan ve Eşrafı hepsi oradalardı. Her zaman oturduğu yerine oturdu. Merhabalardan sonra; Murtaza Efendi(Damakoğlu) ,Hoca Efendi çok güzel yakışmış mübarek olsun diye takıldı. Murtaza, güzele her şey yakışır, dedi dedem.

Tayyip Efendizade Hafız Hakkı Efendi; Hoca Efendi, bu şapka giyilmesine ne buyurulur ,dedi. Ona aynen şu cevabı vermişti:

“Hafız; Muradullah ne ise o tecelli eder, o olur. Bir zamanlar kavuklular, daha sonra Fesli ve Kalpaklıların secde etmesini isteyen Cenabı Hak, şimdi de şapkalıların secde etmesini murad etti. Gazi hazretleri de milletine bunu emir buyurmuşlardır. Bize, Ulülemre itaat etmek ve halka örnek olmak düşer. Bolumuzun kaderi kötüdür, kalk sen de bir şapka al ve giy” dedi.

Dedemin o tarihi şapkasını saklıyordum. Ne çare ki,1944 Bolu depreminde yıkılan mahzenin arasında kaldı.

(1) Eskiden Pazar günleri resmi devair kendiliğinden tatil yapardı. Köylü de öğleden evvel dairelerde işini takip etmezdi. M.Niyazi Çalıkuşu'nun şikâyeti üzerine, Dâhiliye Bakanlığı bu tatilin kaldırılması emrini vermiş olmasına rağmen, bu itiyad senelerce devam etmiştir.
(2) Bolu Salnamesi. Sh:452,453.
(3) Hocaların giydikleri siyah ve laciverd uzun cübbe.

(Çele Dergisi 9. Sayı. Kasım 1963.Sh:14,15. Muhsin KARAMANOĞLU)


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Diğer Haberler
  • Adalet etiği Bolu’da görüşülüyor22 Eylül 2017 Cuma 16:30
  • SÜRÜCÜLER DİKKAT! 21 EKİM’E KADAR KAPALI OLACAK22 Eylül 2017 Cuma 15:32
  • Belediyeden muhteşem çözüm22 Eylül 2017 Cuma 14:01
  • Esnaf duası Oktay Beykoz için yapıldı22 Eylül 2017 Cuma 14:00
  • Mudurnu panayırı başladı22 Eylül 2017 Cuma 12:55
  • “Bozuk mal vatandaşın hem sağlığına hem kesesine zarar”22 Eylül 2017 Cuma 12:01
  • Mazot kazaya neden oldu: 5 Yaralı22 Eylül 2017 Cuma 11:34
  • 4 Sığır telef oldu22 Eylül 2017 Cuma 11:12
  • Bolu’da şimşek paniği22 Eylül 2017 Cuma 10:17
  • Çalışma Bolu’da tamamlandı22 Eylül 2017 Cuma 10:13
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim