• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C

BEŞER ŞAŞAR DA “YA YAŞAR”?

N. Gürkan Yetkin

Yanılgı insanoğluna ait ilahi bir özelliktir.Yanılacağı,hata yapacağı ve bu hatasından dolayı pişman olacağı ,tövbe edeceği tüm dinlerin öğretisidir.”Beşer!Şaşar!”
Beşer ,şaşar da, ya Yaşar?
…
Yanılgının bir numaralı organıdır göz!Kusurludur bir nevi!Gerçekte kırık olmayan bir kalemi ,yarısına kadar su ile dolu bir bardağa koyduğunuzda kırık gibi görülmesi bir göz yanılgısı değil midir?
Gözümüz gibi kulağımızda yanıltır bizi.Küçükken oynadığımız kulaktan kulağa oyunu gibi.başta söylenen sonda nasıl da değişebilir?
Dokunduğumuzda yanıltır bizi ,meşhur fil hikayesinde olduğu gibi!
Yaşar Taşkıran meselesi adli bir mesele olduğu için konunun hukuki kısmına girmek yanlış olur.Bunun yanlış olduğunu en iyi bilmesi gereken kişilerden birisi de sanırım asıl mesleği avukatlık olan Milletvekilimiz Sayın Tanju Özcan'dır.Ancak bakıyoruz …..içinde boncuk bulmuş gibi sevinçli ,dört elle sarılmış ……boncuğa!
Açıklamalarını baştan aşağı takip ettiğimizde ahlaki olup olmadığı geliyor ilk olarak akla!”Siyasettir!”deyip geçemiyoruz bu sebeple!
Olay ilk patlak verdiğinde ve yerel basında yer aldığında konunun özünde 18.madde uygulaması varmış gibi gözükse de işin aslını araştırırsanız kolaylıkla öğrenebileceğiniz üzere ,şikayetçi şahsın şikayet konusu arsasında 3194 sayılı İmar Kanunu'na dayalı 18.madde uygulaması yoktur!
Peki işin aslı nedir?
Şikayette bulunan kişiye ait, şikayete konu arsa, akaryakıt istasyonu olarak kullanılan ve tapu kayıtlarına kullanım şekli işlenmiş olduğu halde daha sonra hazırlanan imar planlarında akaryakıt istasyon alanı olarak işlenmemiş bir arsadır.bu aksaklık birkaç yıl önce davalı Yaşar Taşkıran'ın Bolu Belediyesi İmar Müdürü olarak görev yaptığı süreçte şikayetçinin talebi üzerine ,konu meclise taşınmış ve imar komisyonunda da uygun görülerek ilgili imar paftasına plan notu olarak işlenmiştir.Bu zaman içersinde şikayetçi olan kişi defalarca davalı ile görüşmüştür.”Şikayetçi” için gerçekten önem arz eden bu sorunun çözümünde birinci derecede sorumlu kişi olan davalı “rüşvet” anlamı taşıyacak herhangi bir talepte bulunmuş mudur?
Daha sonraki süreçte ,yine aynı arsa ile alakalı olarak akaryakıt istasyonu yanında LPG ruhsat talebi de “şikayetçi” tarafından İlgili belediyeden ve davalının imar müdürü olarak görev yaptığı tarihlerde yapılmış mıdır?
Yıllardan beri süre gelen yazışmalar .görüşmeler olmasına rağmen şikayetçinin ,davalıyı tanımaması ihtimali var mıdır?
Konu olan suç rüşvet olunca işin rengi bir hayli değişiyor.Buradaki en önemli husus ise kamu vicdanı!
Meselenin ortaya çıktığı ilk günden bu güne kadar, özellikle yerel basınımızın ilgili internet sayfalarına yapılan vatandaş yorumlarına bakıldığında, kamunun duyduğu rahatsızlık ortadadır.Bu durum ilgili idareyi ve uygulamalarını da sıkıntılı hale getirmiştir.
Kafalarda “Acaba?”sorusu yer almaktadır.

Benim anlatmak istediğim konu ise tamamen farklı!
Ya yanılıyorsak?
Ya yanıltılıyorsak?

5237 sayılı yeni TCK'nın 252. maddesinde;
* Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı.
GEREKÇE:
Kamu hizmetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü, kamu görevlilerinin rüşvet kabul etmez ve “satın alınamaz” oldukları hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir.
Rüşvete ilişkin suç tanımı, bu güveni korumayı amaçlamıştır. İzlenen suç siyaseti gereğince, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, “rüşvet” olarak tanımlanmıştır.

* 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin gerekçesinde “Rüşvet suçunun oluşabilmesi için amaçlanan şeyin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması gerekir. Kamu görevlisinin görevine girmeyen bir işin yapılması amacıyla menfaat temini halinde, rüşvet suçu oluşmaz.” Denilmek suretiyle rüşvet suçunun oluşabilmesi için yapması veya yapmaması gereken işin kamu görevlisinin görev alanına girmesi gerektiği hususu açıkça belirtilmiştir.
Suçun oluşumu bakımından yapılması veya yapılmaması gereken iş,doğrudan kamu görevlisinin görevi içinde olduğu takdirde bir problem bulunmamaktadır. Keza yapılması ya da yapılmaması istenen iş kamu görevlisinin hiçbir şekilde görevi kapsamında olmadığında da mesele yoktur. Ancak kamu görevlisinin söz konusu işle, dolaylı olarak vazifeli olması halinde durum ne olacaktır? Görev koşulu dar mı yoksa geniş mi anlaşılmalıdır?
Uygulamada rüşvet suçunun bir görev suçu olduğu ve rüşvete konu işin kamu görevlisinin görev alanına girmesi ilke olarak kabul edilmekle birlikte doktrinde “görev” kavramının anlam ve kapsamının ne olması gerektiği hususunda birliktelik yoktur. İleri sürülen bir görüşe göre, göreve girme unsuru dar anlaşılmalıdır.
Bu görüşe göre, yapılması veya yapılmaması gereken işte kamu görevlisinin her hangi bir görev ve yetkisi bulunmamakta ise rüşvet suçu oluşmaz. Bu görüşe göre, yapılması veya yapılmaması gereken işte kamu görevlisinin her hangi bir görev ve yetkisi bulunmamakta ise rüşvet suçu oluşmaz.
Diğer bir görüşe göre, göreve girme unsuru geniş yorumlanmalıdır. Bu görüşe
göre kamu görevlisinin söz konusu işle dolaylı olarak görevli olması,diğer bir anlatımla iş kamu görevlisinin doğrudan görevine girmemesine rağmen, çalışmakta olduğu kurumun yetkisinde bulunmuş ve failde statü ve kıdem itibariyle emir verme hak ve yetkisine sahip, ayrıca görevin gereklerine aykırı olarak yapması veya yapmaması gereken iş ile rüşvet arasında uygun nedensellik bağının var olması halinde de rüşvet suçunun oluşabileceği kabul edilmektedir.
Dolayısıyla görevli olma kapsamına kamu görevlisinin başka kamu görevlileriyle birlikte yapacağı işler de dâhildir. Kamu görevlisinin işin tamamından sorumlu olması da şart değildir. Ayrıca, kamu görevlisinin yaptığı işin kamu görevlisinin dâhil olduğu kurula ait bulunması veya yapılması ya da yapılmaması gereken işin kesin ya da itirazı kabil olması, ya da üst makamın denetim veya onayına tabi olması, bir başka makam tarafından iptal edilebilir olması ile işlemin diğer kamu görevlilerinin imza ya da mührüyle tamamlanması işin onun görevine girmediğini göstermez.
Hâkim, somut olayda yapılması veya yapılmaması gereken işlemin
failin görev alanına girip girmediği hususunu, görev ve yetkileri belirleyen yasal düzenlemelere, failin konumuna ve yapılması veya yapılmaması istenen işlemin niteliğine göre olaysal olarak saptaması gerekir. Yargıtay kararları da bu doğrultudadır. Son olarak rüşvet suçunun işlenebilmesi için göreve giren bir işle
ilgili olarak yarar sağlanması zorunlu olduğundan, görevine girmeyen
bir işin yapılması veya yapılmaması için yarar elde eden kamu görevlisinin
fiili yerine göre; yetkili olmadığı iş için yarar sağlama (TCK m.
255) veya dolandırıcılık suçunu oluşturabilir ise de bu halde rüşvet suçu
oluşmaz. (*Erdal BAYTEMİR-makaleler)
Yaşar Taşkıran suçlu mudur?Değil midir?Buna karar verecek olan hakimlerdir!Ancak başından beri konu ile alakalı olanların kafalarını karıştıran ve komplo teorileri üretmelerine sebep olan gariplikler yok değil hani!
Olayın tarih yönüyle yerel seçimler öncesinde patlak vermesi ve Yaşar Taşkıran'dan çok meseleye Belediye Başkanı'nın ve Meclis üyelerinin çekilmeye çalışılması bir çok kişiye göre tesadüf gibi gelebilir.Ancak işin aslı öyle midir?
Şikayetçi olan kişinin ,bir “Ajan” göreviyle bu işten sıyrılması ve daha önceleri de başkaları hakkında da benzer suç duyurusunda bulunmuş olması, dikkat çekici bir başka detaydır!
Bu olay meydana gelmeden birkaç gün önce Fransa'ya giden teknik ekip listesinde, Yaşar Taşkıran'da yer aldığı halde ,kısa bir süre önce liste dışı kalması ve ardından bu hadisenin meydana gelmesi, düşünülmesi gereken bir diğer başlıktır!
Yaşar Bey uzun yıllardan beri Bolu Belediyesi'nde hizmet vermiş ,çalışmalarından dolayı bir çok kez takdir belgesi almış bir kişidir.Uzun yıllar İmar Müdürü olarak hizmet yapmıştır.Bu konuda enteresandır.Sayın Yüksel Ceylan'ın Belediye Başkanlığı döneminde bu görevde bulunup ardından Sayın Alaaddin Yılmaz döneminde de görev yapması konu “güven!”olduğunda düşünülmesi gereken bir konudur.
Bu süreçte şikayetçi olan kişi dahil bir çok kişinin sorununun çözümünde etkin bir görevde olan kişinin ,bu dönemde suçlanmayıp ,pasif bir görevde bulunduğu bir zaman diliminde yetkisi ve etkisi olmadığı bir konu üzerine böyle bir olayın gerçekleşmesi asıl en garip ve en anlaşılmaz durumdur!
Şöyle ki ,olay esnasında Bolu Belediyesi'nde “Başdanışman” sıfatıyla görev yapan Yaşar Taşkıran'ın yetki ve sorumluluk anlamında bir “görevi” bulunmamaktadır.Başka bir deyişle ,hiçbir konuda imza yetkisi ve sorumluluğu bulunmamaktadır.Konu İmar Ve Şehircilik Müdürlüğü kapsamında olduğu halde,Belediye Başkan Yardımcısı gibi İmar Müdürlüğü üzerinde etkisi ve yetkisi bulunmamaktadır.
Konu ile alakalı Belediye Meclis toplantılarına ve İlgili İmar Komisyonu toplantılarına da yetki ve sorumluluğu bulunmadığından katılmamaktadır.Bu durumu Ak Partili Meclis Üyeleri kadar Cumhuriyet Halk Partili Belediye Meclis Üyeleri de gayet iyi bilmektedir.
Kim,hangi maksatla görev yetkisi bulunmayan bir kişiye herhangi bir işini çözdürmek için “rüşvet” kapsamına girebilecek bir teklif götürür ki?Bu durum kafaları tam anlamıyla allak bullak eden bir meseledir!
İleriki günlerde görülecek olan dava ve sonrasında, bu soruların cevapları belki bulabileceğiz belki bulamayacağız! Ancak davası görülmemiş bir kişiyi ,daha hakkında hüküm verilmemişken suçlu gibi ima etmek ,öncelikle hukuk adamı olan bir milletvekiline yakışmamıştır.
Bu kötü ve çirkin olay aydınlanmadan,sis perdeleri dahi aralanmadan, konuyu siyasi kulvara çekmek ise çok farklı bir edepsizlik değil midir?
Çok daha vahimi ,bu dava sonuçlandığında Yaşar Taşkıran suçlu durumuna düşerse bu konu ferdi bir olay gibi değerlendirilir mi?
Hukuksal olarak olay derinleştirilmeyip kapatılsa dahi kamu vicdanında kapanır mı?
Hadise imar plan değişikliği üzerine kurgulandığında ,bu konuda asıl yetki sahibi olan Ak Partili ya da CHP'li meclis üyeleri ,Karar merciindeki belediye encümeni bu konudan kendilerini sıyırabilir mi?
Yakında daha da hızlanacak olan yerel seçim çalışmalarında, halk bunların hesabını hem Ak Partililere hem de CHP lilere sormaz mı?
Bu hadisede yanılmamak ve yanıltılmamak için en azından mahkeme sonuçlanan dek fevri hareket edilmese kamu vicdanı bakımından ve ahlaki yönden daha doğru olmaz mı?
Bu konu ile alakalı şu an için yapılması gereken en önemli adım, aylar öncesinden başlatılan ve Ak Parti Grup Başkanı ,encümen üyesi ve imar komisyonu üyesi olarak görevleri bulunan Sayın Burak Balaban'ın 18.madde dosyasını ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşması ve sürece CHP li teknik adamları da dahil ederek hadiseyi şeffaflaştırmasıdır.
Aksi halde konu hakkındaki yanılmalardan herkes nasibini alır! Konu ile alakalı tüm siyasi kimlikler ,siyaset mezarlığında yerini garantiler!
Biz ,kamuoyu adına soruyoruz!
Daha fazla “Yanılmamak” adına soruyoruz!
Ne oldu bu dosyanın akıbeti?

Bu yazı toplam 1076 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim