eryaman escort , ankara escort, ankara escort, bursa escort
  • BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Bolu 16 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C

BEYİN YIKAMAK

Hasan Dinç

Güzel Türkçemizde bazen çok sayıda kelimeyle bile anlatılması zor olan kavramları, deyimlerle çok güzel ifade edilip anlatıldığını görürüz. Kelime sayısı bakımından orta zenginlikteki dilimiz, şüphesiz deyim sayısı itibariyle dünyanın en zengin dillerinden biridir. Dilimizde bulunan binlerce deyimden birisi de “BEYİN YIKAMAK” deyimidir. “BEYİN YIKAMAK” deyiminin anlamını “Deyimler ve Atasözlerimiz” adlı bir kitap  “Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek” şeklinde tarif etmektedir. Türk Dil Kurumunun hazırladığı iki ciltlik Büyük Türkçe Sözlükte ise “BEYİN YIKAMAK” deyiminin  “İnsanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne yabancılaştırmak, başka yönde düşünür ve davranır duruma getirmek amacıyla çeşitli yollarla etkilemek” şeklinde tarif edildiğini görmekteyiz.

İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri bu gerçekle karşı karşıyayız ve hem fertler hem de topluluklar beyin yıkama ameliyesinden geçirilmiş, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne yabancılaştırılarak, başka yönde düşünür ve davranır hale getirilmişlerdir. Bunun yüzlerce örneği vardır ve günümüzde de acımasız bir şekilde devam etmektedir. Beyin yıkama deyimi uluslar arası boyutlarda yapılırsa adına psikolojik savaş denilmekte, günümüzde güçlü devletler bu savaş şeklini daha çok kullanmaktadırlar. Emperyalist güçler bu yolla hem ucuz, hem de silah kullanmadan egemenlik sınırlarını genişletmekte; hem de insan kaybını en asgari düzeye düşürmektedirler.

Her dönemde kitleleri sürükleyen sihirli kavramlar ortaya atılmakta, reddi mümkün olmayan bu kavramlar maalesef fertlerin ve toplumların tuzağa düşürülmesinde yem olarak kullanılmaktadır. Fert ya da toplumlar bir kere tuzağa düştükten sonra kurtulmaları da asla mümkün olmamaktadır. Osmanlının son dönemlerinde ittihad-ı İslâm (İslâm Birliği) ve Osmanlılık gibi topluma hoş gelen siyasi kavramlar ve Uhuvvet (kardeşlik), hürriyet, eşitlik sloganları koca imparatorluğun çöküşünü hızlandırmaktan başka bir işe yaramamış, milletimiz bu günkü son vatan parçasını Kuvvay-ı milliye’nin akıl almaz direnişi, milletimizin azim ve kararıyla kurtarmıştır.

Günümüzde insanlığın hayır diyemediği sihirli kavramların başında herhalde “DEMOKRASİ” gelmektedir. Hiçbir toplum bu sihirli kelimenin tutkusundan kendisini kurtaramamakta, demokrasi adına her girişim meşru ve hak olarak karşılanmaktadır. ABD ise toplumların bu tutkusunu istismar ederek, demokrasinin hamisi ve onun bir numaralı pazarlayıcısı rolünü üstlenmektedir. Demokrasi adına mazlum milletleri içten çökertmekte, adamları vasıtasıyla demokrasi adına karışıklıklar ve isyanlar çıkartmakta, onlara yardım ve siyasi destek çıkarak devletleri çökertmektedir. Böylece milyonlarca insanı katletmekte, onların bütün zenginliklerini sömürmek adına demokrasiyi bir güzel kullanmaktadır. Günümüzde Irak, Afganistan, Suriye, Libya, Tunus örneklerinde olduğu gibi bu masum milletlerin çektiği acı ve ıstırap oralara sözde demokrasinin getirilmesi adına çektirilmekte, gerçekte ise demokrasi ABD’nin sömürge aracı olarak kullanılmaktadır.

Beyin yıkama işi, milletimizin son yıllarında karşılaştığı yoğun iç politika girişimlerinden biri olarak da karşımızda bulunmaktadır. Yanına aldığı şer güçlerle işbirliği içindeki günümüz iktidarı maalesef milletimizin beynini yıkamada çok yol almış ve milletimizin ömründe kabul etmeyeceği bazı durumlar karşısında onu “Eh öyleyse ne yapalım” noktasına getirmiştir.

Milli Kıbrıs politikamızı düşünün. Bu iktidar milli politikayı değiştirmek ve bağımsız Kuzey Kıbrıs Devletine son vermek için halkımızın karşısına maskeli ve makyajlı bir politika ile çıkmış ve onu “Çözümsüzlük çözüm değildir” ve “Kazan, kazan” sloganlarıyla ambalajlayıp Kıbrıs Türk Halkına takdim etmiştir. Bu makyajlanmış ve maskelenmiş proje iç politikada da kullanılmış, aksi görüşü savunan kişi ve kurumlar neredeyse çözüm istemeyen savaş taraftarı olarak damgalanmıştır. Başta milli kahraman Merhum Rauf Denktaş olmak üzere bu davayı omuzlayanlar halk indinde itibarsızlaştırılmış, Kıbrıs politikamız geri dönülmez bir rotaya sokulmuştur. Şükür ki referandumda Rum’lar hayır dediği için Annan plânı uygulama imkânı bulamamış ve Kıbrıs eski rotasına dönmüştür.

Cumhuriyetimizin neredeyse bir asra yakın uyguladığı komşularıyla geliştirdiği dış politikadan “Komşularla sıfır sorun” ambalajlı reddi mümkün olmayan bir sloganla vazgeçilmiş, yeni uygulanan dış politikamız devletimizi bütün komşularıyla sorunlu hale getirerek, savaşla çözümlenebilecek ihtilaflar üretmiştir.

Gerçek beyin yıkama ise devletimizin otuz yıldır uyguladığı “TERÖR SORUNUNU” çözmek politikalarından vazgeçerken yapılmıştır. Önce terörü bitirmek için yasal zeminde çok değişiklikler yapılmış, güvenlik güçlerinin hareket kabiliyeti daraltılmış, terörle mücadelede sivil inisiyatif hakim duruma getirilmiş, bu durum halkımıza “Artık analar ağlamasın” diye takdim edilmiştir. Bunu yaparken askeri yöntemlerin sonuç vermediği, silahın çözüm üretmediği yaygarası pompalanmış, 2002 de terörün bitirildiği bir Türkiye devraldıkları gerçeğini halkımızın hafızasından silmeye çalışmışlardır. Gün gelmiş terör müsait zemin bulunca yeniden alevlenmiş, halkımız terörden duyduğu rahatsızlığı meydanlara taşımaya başlayınca, yeni beyin yıkama politikalarıyla teröre müsait zemin hazırlama çalışmaları hız kazanmıştır. Önce “Kürt sorunu” olarak isimlendirdikleri, halkın tepkisi üzerine “Milli birlik ve kardeşlik projesi” olarak revize ettikleri ve adına “Açılım” dedikleri bir yeni uygulamayı devreye sokmuşlardır. Bunun sonucu olarak büyük gösteri ve nümayişlerle ülke sınırları teröristlere açılmış ve Habur rezaleti yaşanmıştır. Hiçbir makyajla ve maskeyle hoş gösterilmesi mümkün olmayan bu rezalet, halkın büyük tepkisiyle karşılaşınca geri adım atılmış ve uygulamadan geçici olarak vazgeçilmiştir.

Habur’da çöken açılım politikası uygulamalardaki eksiklik ve hatalar gözden geçirilerek düzenlenmiş yeniden  “İmralı görüşmeleri” adı altında uygulamaya sokulmuştur. Açılımın bütün ayakları harekete geçirilmiş, öncelikle halkın tepkisini çeken sivrilikler törpülenmiştir. Önce “İmralı görüşmeleri” denilerek girişimin masumlaştırılması sağlanmış, görüşmelerin Apo ile yapıldığı gerçeği halktan saklanmaya çalışılmıştır.  Sonra sözde kamuoyu yoklamaları yayınlatarak açılımın halkın büyük bir kısmı tarafından kabullenildiği haberleri pompalanmıştır. Şehit ailelerinden bir ya da iki kişi televizyon ekranlarına çıkartılarak açılıma destek verdikleri söyletilmiş, böylece halkımız şehit ailelerinin açılıma muhalefetinin kalktığı yalanına inandırılmıştır. Türk medyası bütünüyle açılım adına harekete geçirilmiş, muhalif bütün unsurlar neredeyse savaş taraftarı gösterilerek susturulmaya çalışılmıştır. Siyasi ayağı ise CHP’nin iktidara açık kredi tanıması sonucu MHP yalnız bırakılmıştır. MHP yalnız bırakılmakla kalmamış, barış düşmanı, kandan ve terörden beslenen vampir olduğu bizzat hükümet yetkilileri tarafından ifade edilmiştir. Ayrıca bu koroya Amerika’dan bir Hoca Efendi de katılmış, dinin barış emrettiğini, barışın sağlanması için  “el etek öpülmesini, kan kusulup kızılcık şerbeti içildiğinin söylenmesi” gerektiğini ifade etmiştir. Halkın beynini açılım için yıkamak bunlarla da kalmamış, halkın hissiyatını açılım aleyhine çevirecek her türlü gelişme halkın gözlerinden kaçırılmış, meselâ Diyarbakır’daki terörist cenaze merasimlerinin görüntüleri perdelenmiş ve karartılmıştır. Bizzat basının kendisi kendisine gönüllü sansür uygulamış, güya orada gelişen olayları halkın gözünden salkıyarak bölücü teröristlerin barış taraftarı olduğu yalanına halkı inandırmaya çalışmışlardır.  

Beyin yıkama toplumlar için çölde bir seraptır. Tam suya kavuştuğunuzu zannettiğiniz bir anda çölün ortasında susuzluktan kıvrandığınızı hissedersiniz. Ama iş işten geçmiş, felâket kapıya dayanmıştır.  Beyin yıkamakla toplumu bir yöne sürekli götürebileceklerini zannedenlerde yanıldıklarını yakında anlayacaklardır. Halkı aldattığını zannedenler HAK’KI aldatamadıklarını göreceklerdir. Herkesin bir hesabı vardır. Allah’ında elbette bir hesabı olacaktır. Onun hesabına herkesin şimdiden hazırlıklı olmasını dilerim.

 

Bu yazı toplam 1294 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim