• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 0 °C

BİR AKADEMİSYENİN BİLMEDİKLERİ YA DA BİLMEK İSTEMEDİKLERİ

Hasan Dinç

Yerel basınımızın öncülerinden biri de “BOLU EXPRESS” gazetesidir. Bağrında barındırdığı birbirinden ayrı düşünce ve fikirlere sahip yazarlarla tam bir “FİKİR PLATFORMU” oluşturur. Gerek sahibi H. Hüseyin Aykan, gerek Genel yayın yönetmeni çatal yürek Mehmet Demirci, gerek yayın editörü ve yerel meselelerin amansız takipçisi İmdat Aslan yerel gazeteciliğin parlak örneklerini vermektedirler. Zengin yazar kadrosunun okuyucularının irfanına en az bir okul kadar önemli katkılar yaptığından kimsenin şüphesi yoktur. Günlük yazılarıyla ulusal basınımızın yüz aklarından olan Bekir Coşkun, Türk Milliyetçiliğinin yılmaz askerlerinden Raif Yavuz, Üniversitemizin ve Türk Halk Müziğinin önemli temsilcisi Kemal Bilsel Sarısözen, ilahiyatçı yazar Abdulkadir Ergül, Bolu’nun nabzını tutan Cevat Özsoy, Nilgün Özerdoğan, Mete Ferah,  Nizamettin Yıldırım, Ekrem Sezer ve hâlâ kişliğini merak ettiğim ve bir türlü tanıma fırsatını bulamadığım yazılarının sürekli okuyucusu olduğum MAKİNİST ilk aklıma gelen yazarlarındandır. Bu yazarlardan önemli biri de kuşkusuz Sayın Hüseyin Kaya’dır. Sayın Hüseyin Kaya uzun zamandır üniversitemize bağlı Meslek Yüksek Okulunda öğretim görevlisi olarak hizmet vermekte, ayrıca gazetelerde yazdığı yazılarıyla da halkımızla bilimsel temas kurarak onlara belli konularda düşünce berraklığı sağlamaktadır. Ancak Sayın Hüseyin Kaya zaman zaman da akademisyen kişiliğinden uzak konulara girmekte, bilmediği konularda söz söyleyip kalem oynatmakta ve doğru olmayan şeyler yapmaktadır. Bu yazılarından birine “TAVLANIN DİLİ” yazımla cevap vermiş, yazımda akademik kişiliğine halel gelmemesi için azami dikkat ve özen göstermiştim.

Geçtiğimiz hafta Sayın Hüseyin Kaya gazetedeki “Turlu YORUM” köşesinde “HIGHWAY” başlığını taşıyan bir yazı yayınladı. Yazarın akademik kimliği ve yerel medyada çok tartışılan bir konu olması yazıyı benim açımdan çok çekici kılmıştı. Merakla okumaya başladığımda konu beni biraz daha çekmeye başladı. Yazının sonunu getirdiğimde bir hüsranla karşılaştığımı buradan okuyucularımla paylaşmak isterim.

Sayın Hüseyin Kaya yazısında Bolu Dağı Tünelinin Ankara istikametinde açılan “HİGHWAY OUTLET” alışveriş merkezi ile ilgili düşüncelerini söyleyerek sözü alışveriş merkezinin adına getirmekte ve “Hal böyle iken gereksiz yere bir isim tartışması başladı. HİGHWAY OUTLET yabancı bir isim olarak neden konmuş efendim. Türkçemizin ne kadarı Türkçe diye sorsak daha doğru olmaz mı? Günlük konuştuğumuz ve yazdığımız dilimizin yüzde sekseni zaten yabancı! Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce, Yunanca, Ermenice ve de Türkçe. Bu görmezden gelinip isim tartışmasının öne çıkması abesle iştigal. Yerine konacak doğru dürüst bir isim bulunamaması vahim. Bulunsaydı olabilirdi belki… Ama iş işten geçti.” diye de bir hükümle kanaatini bildiriyor.

 Deveye  “Boynun niye eğri” diye sormuşlar da “ nerem doğru ki” cevabını vermiş. Bu kısa paragrafta bilgi olarak sunulan her şey yanlış. Doğru olan tek bir cümle bile yok. Niye böyle diyenlere şunu söylemek isterim ki; Sayın Hüseyin Kaya bilmediği ve yabancısı olduğu bir konuda yazmakta ve akademisyenlik disiplininden kopmuş görünmektedir. Hâlbuki üniversitemizin konu ile ilgili birimlerinde görevli arkadaşlarıyla temas kurup konuyu onlarla istişare etseydi bu yanlışlığa düşmeyecekti. Şimdi ben yukarıdaki kısa paragrafta gördüğüm yanlışlıkları maddeler halinde sıralayarak düzeltmeye ve doğrularını ifade etmeye çalışacağım.

1-      Bu alışveriş merkezine HİGHWAY OUTLET diye İngilizce isim verilmesinin tartışılması gereksiz değildir. Bu tartışmayı haklı olarak Sayın Hüseyin Kaya’nın yazdığı gazete başlatmış ve haklı bir mücadele vermiştir. Bu tartışma dilimizin egemenlik sınırlarına yapılan bir tecavüzün savunulması bakımından hem de çok gerekli bir tartışmadır. Tahminim odur ki halkımızın büyük çoğunluğunun duygularına da tercüman olmuştur. Başta gazetenin sahibi Sayın Hüseyin Aykan, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Sayın Mehmet Demirci ve Yayın editörü Sayın İmdat Aslan başta olmak üzere diğer yazarları ve okuyucu mektuplarıyla birlikte mesaj sayfalarına gelen yüzlerce mesaj bu tartışmanın Bolu için çok anlamlı ve gerekli bir tartışma olduğunu göstermiştir. Bu İngilizce ismi tercih edenler kendilerini savunamaz bir duruma düştükleri ve hatta geri adım atmak üzere oldukları bir sırada Sayın Hüseyin Kaya’dan böyle bir hamle gelmesinin mantığı ve lüzumu anlaşılamamıştır. Sayın Hüseyin Kaya en azından Gazetesinin yayın politikasına, beraber çalıştıkları arkadaşlarının haklı mücadelelerine katılmasa da sessiz kalarak kendince gereksiz gördüğü tartışmada taraf olmaktan kaçınabilirdi.

2-      “ HİGHWAY OUTLET” yabancı bir isim olarak neden konmuş efendim. Türkçemizin ne kadarı Türkçe diye sorsak daha doğru olmaz mı? Günlük konuştuğumuz ve yazdığımız dilimizin yüzde sekseni zaten yabancı” diye kestirme bir hükümle okuyucularını dilimiz Türkçe açısından yanlış bir yöne ve de dilimizi karma bir dilmiş intibaını uyandıracak hükme yönlendirmektedir. Bu konuda ne kadar yetersiz bir bilgi sahibi olduğu da ortaya çıkmaktadır. Şimdi konuşulanı kalmamış ölü dilleri de sayarsak insanlığın konuştuğu dillerin sayısı 6000’i bulmaktadır. Birleşmiş Milletlere bağlı ÜNESCO tarafından yapılan bir değerlendirmeye göre konuşulanı en fazla olan diller sıralamasında dilimiz Türkçe Çin, Hindistan, İngilizce, İspanyolcadan sora beşinci sırada bulunmakta ve 220 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Konuşulduğu alan genişliği itibariyle  22 milyon kilometre kareyle dünyada birinci sırada bulunmaktadır. Dünyada hiçbir dil saf ve kendi kelimelerinden oluşmamakta, kültürel temasta bulunduğu diğer dillerden etkilenmekte ve kelime alışverişinde bulunmaktadır. Konuştuğumuz dilimiz de tarih içinde yakın kültürel temas kurduğumuz milletlerin dillerinden etkilenmiş, onlara kelime vermiş ve onlardan kelime almıştır. Konuştuğumuz dilin belkide yüzde sekseni değil daha fazlası da başka dillerden ithal edilmiş olabilir. Dünyadaki bütün diller de bu oranda bünyelerine ithal kelime almışlardır. Mesela bugün konuşulan Rusçada 5000’in üzerinde Türkçe kelime vardır. Çok zengin ve kibar bir dil olduğu kabul edilen Fransızcanın ancak elli tanesi Fransız kökenli olup diğerleri başka dillerden ithal edilmiştir ve bu durumdan hiçbir Fransız aydını rahatsız olmamaktadır. Ama dilin kendi kuralları içinde yeni kavramlara karşılık bulma yolu varken de hiçbir Fransız aydını başka dillerden kelime ithaline çalışmamakta, lüzumsuz kelime ithaline de geçit vermemektedir. Evet dilimiz Türkçede başta Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce, Yunanca, Ermenice Almanca, Rusça ve diğer dillerden alınmış çok sayıda kelime vardır; bu milletlerin dillerinde de çok sayıda Türkçe kelime bulunmaktadır. Kelime almak yalnızca Türkçenin bir zaafı değil bütün dillerin ortak bir yasasıdır.

3-      Durum bu olunca dillerin kelime alışverişiyle ilgili bir gerçeği daha okurlarımla paylaşmak isterim. Hiçbir dil başka bir dilden ithal ettiği kelimeyi aynen bünyesine kabul etmez. İthal kelimede başta ses ve zaman zaman da anlam değişikliği yapar ve kendi kimliğini yeni kelimeye kazandırır. Yani kelime girdiği dilde eski halini, şeklini ve anlamını yitirir, yeni bir kimliğe bürünerek eski halinden tamamen uzaklaşır. Geldiği dilin ses ve hançere yapısına uygun değişikliğe uğrar. Hiç kimse yeni kimliğiyle o kelimenin eski haliyle münasebetini dahi kuramaz. Buna çok örnekler verebiliriz. Yazının çok uzamaması için örnekleri sınırlı tutmaya çalışacağım. Meselâ Arapça “tali” olan kelime “talih” olarak, “tecribe” olan kelime “tecrübe” olarak; Farsça “bağçe” olan kelime “bahçe” olarak, “bazaar” olan kelime “Pazar” olarak, “gufte” olan kelime “güfte” olarak dilimize girmiş ve Türkçe kimlik kazanmıştır. Arapçada ön anlamında kullanılan “peş” kelimesi Türkçede anlam değişikliğine uğrayarak “arka” anlamında kullanılmış; Arapçada yaralı anlamında olan “hasta” kelimesi Türkçede bu anlamın dışında bütün ağrı ve sızıların genel adı anlamında kullanılmıştır. Bizde üniversite öğretim üyesi anlamında kullanılan “profesör” kelimesi Fransızcadan dilimize girmiş, hem şekil ve hem de anlam değişikliğine uğramıştır. Bunun gibi Fransızcadan dilimize girmiş olan “clup” kelimesi dilimizde “kulüp” şekline gelmiş ve Türkçeleşmiştir. Türkçeden başka dillere geçmiş kelimelerde de durum aynıdır. Meselâ dilimizde “yurt, çadır” anlamında kullanılan kelime Almancaya “jurte” olarak, “sancak” kelimesi “sandschag” olarak, “başlık” kelimesi “baschlik” olarak, “başıbozuk,eşkıya” kelimesi “baschibosuk”, “kılıç,pala” kelimesi “pallasch”, “kırbaç”kelimesi “karbatsc”, “kilim” kelimesi “kelim”, “haydi “ kelimesi “heidi”, “vilayet” kelimesi de “wilajet” şeklinde Almancaya geçmiş ve halen Almanlar tarafından zevkle kullanılmakta zengin Alman diline zenginlikler katmaktadır. Türkçeden bütün dünya dillerine geçen “yoğurt” kelimemiz her dilde ses ve şekil değişikliği ile karşımıza çıkmakta Almancada  “joghurt”  kimliği ile görünmektedir. Bazen de batı dillerine bizden geçmiş kelimeler bir zaman sonra kimlik ve şekil değiştirerek dilimize başka bir kimlikle ithal edilmektedir. Mesela Ortadoğu kökenli olan ve bizde yıldız anlamına gelen “Sitare” kelimesi bize “star” şekliyle, bizden Avusturya kanalıyla batı dillerine girmiş “kahve” kelimesi “kaffe” ya da “cafe” şeklinde yeniden dilimize dönmektedir. Ayrıca bu kelimenin dilimizde yerleşmiş şeklini çağrıştıran birleşiği de yapılmakta “cafe hane” diye kullanılmaktadır. Bazen de dilde kelime varken aynı anlamada kullanılan başka bir kelime ithal edilebilir. Mesela dilimizde “ak” kelimesi varken bir de aynı anlamda Arapçadan “beyaz” kelimesini, “Kara” kelimesi varken “siyah” kelimesini ve “sidik” kelimesi varken “idrar” kelimesini ithal etmişiz. Ancak bu kelimeler aynı anlama gelmiş olsalar da dilimizde ayrı yerlerde kullanılırlar ve birinin kullanıldığı yerde katiyen ötekisi kullanılmaz. Meselâ Türkçede “Ak günler göresin” deriz de “beyaz günler” göresiniz diye dua etmeyiz. “Beyaz giyme toz olur” deriz de “Ak giyme toz olur” demeyiz. “Kara bahtım” deriz de “siyah bahtım” demeyiz. “gözü kararmış” deriz de “gözü siyahmış”demeyiz. “kara kaş” deriz de “siyah kaş” demeyiz. Mesela kışın en şiddetli anına “Kara kış” deriz de “siyah kış” demeyiz. Meselâ hastanede  “idrar tahlili” yaptırırız da “sidik tahlili” yaptırmayız. Biz kötü şeylerdeki iddialaşmaya ve tartışmaya “sidik yarışı” deriz de “idrar yarışı” demeyiz. Ve aynı anlamdaki bu kelimelerin sanki dilimizde kullanılacağı yerler bir “ictimai mukavele” ile tespit edilmiş ve onun haricinde başka yerde kullanılması sanki yasaklanmıştır.

4-        Sayın Hüseyin Kaya paragrafın sonunda “isimle tartışmasının öne çıkması abesle iştigal. Yerine konacak doğru dürüst bir isim bulunamaması vahim. Bulunsaydı olabilirdi belki… Ama iş işten geçti” demekte işin ciddiyetinden ne kadar uzak olduğunun farkında bile  olamamaktadır. Bu cümleden çıkan hüküm alışveriş merkezinin isim tartışması abesle iştigaldir. İngilizce HIGHWAY OUTLET konulması Türkçe isim bulunamamasından kaynaklanmaktadır. Sanki aranmış da Türkçenin kelime türetme kısırlığı içinde olmasından bir isim bulunamamış gibi bir anlam çıkmakta ve İngilizce isim tercihinde bulunan kişi ya da kişiler temize çıkarılmaktadır. Bugün dünya dilleri kelime türetme yönünden donmuş ve yeni kavramlara karşı kelime türetme yeteneğini kaybetmiş diller ve yeni kavramlara karşılık bulmada yetenekleri ve canlılığını muhafaza eden diller olarak ikiye ayrılabilir. Övünerek söyleyebilirim ki dilimiz Türkçe yeni kavramlara karşılık bulma bakımından en üretken dillerden biridir. Yeter ki biz dilimizin bu kabiliyetini özenle ve ısrarla kullanmaya devam edebilelim. Dünyada Türkçe kadar aydınları tarafından ihmal hatta terk edilmiş bir başka dil yoktur. Orta Asya’da Çinceyi; Orta, yeni ve yakın çağlarda Arapça ve Farsçayı; son bir buçuk asırlık dönemde de Fransızca, Almanca ve İngilizceyi Türkçeye tercih eden aydınlarımız kendi ihmallerinden kaynaklanan eziklikten kurtulmanın yolunu, bütün vebali Türkçe üzerine atarak manen kurtulmanın çaresini aramışlardır. Halbuki yirminci yüzyılın hemen başında ciddi bir çalışmayla devlet koruması altına alınan Türkçe nasıl bir işlek ve üretken bir dil olduğunu yabancı diller boyunduruğundan kurtularak ispat etmiştir. Milletimizi esaretten kurtaran BÜYÜK ATATÜRK dilimizi de bağımsızlaştırmış, onu edebi ve ilmi bir dil seviyesine yükselterek Türkçenin zenginliğini dünya âleme göstermiş, bunu bir türlü anlamak istemeyen sözde aydınlara, dilimizin kurallarını işleterek binlerce terim ve kavrama karşılık Türkçe kelimeleri bizzat kendisi bulmuştur. Bütün aritmetik, geometri terimlerinin yanında yeni nesiller Türkçenin incelik, güzellik ve zenginliğini bu devirde yaşama mutluluğuna ulaşmıştır. Son dönemde her sahada olduğu gibi dilimiz konusunda da büyük ihmal ve ihanetle karşı karşıya olduğumuzu üzülerek seyrediyoruz. Sayın Hüseyin Kaya’ya göre doğru dürüst bir isim bulunsaydı belki olabilirdi ama şimdilik iş işten geçmiş durumda. Onun doğru dürüst isimden kastı nedir bilemiyorum ama Türkiye’de hiçbir zaman iş işten geçmeyecektir.

5-      HIGHWAY…(okunuşu HAYVEY) miş. Sayın Hüseyin Kaya yazısında öyle diyor. Türk milleti daha okumasını ve telaffuzunu bile hançeresine uyduramadığı bir kelimeyle karşı karşıya kalıyor, bundan Sayın Hüseyin Kaya “iş işten geçti” diye işin içinden sıyrılarak milletimizi kültürel bağımsızlık mücadelesinde ümitsizliğe sevk ediyor. Bu durum özerk üniversitemizin vicdanı ve irfanı hür bir akademisyenine hiç yakışmıyor.

6-      Türklerin yirminci yüz yılda yetiştirdiği en büyük beyinlerinden biri olan Sayın Sinan Oktay “Dil gönlü yüzdüren gemidir. Dil gemisi batarsa gönül de batar” demekte büyük bir gerçeği TÜRK GENÇLERİNE duyurmaktadır. Bir başka önemli simamızda “ Türkçe Türkiye’ye hâkim olmazsa Türkler de Türkiye’ye hâkim olamazlar” gerçeğini gelecek nesillere bir altın nasihat olarak sunmaktadır. Ayrıca “Tarih, dilini unuttuğu için milli varlığı yok olan milletlerin akıbetine sahne olmuştur. Bu bakımdan, bir milletin gerçek yurdu onun dilidir. Türkçe Türk’ün anayurdudur.” realitesini de unutmamak ve gençlerimizin belleklerine hiç çıkmayacak şekilde kazımak gerekir. Bununla birlikte bir de dilimiz Türkçenin bizim ses bayrağımız olduğu gerçeğiyle birlikte yaşamamız icap eder. Nasıl al bayrağımız milli egemenliğimizin sınırlarını temsil ediyorsa; ses bayrağımız da milli kültürümüzün sınırlarını temsil etmektedir. HIGWAY OUTLET bu haliyle dilimize girerek Türkçeleşmiş ve milli kimliğimizi kabul etmiş değildir. Kendi ses ve anlam yapısını koruyarak Bolu dağı alışveriş merkezinin Bolu’ların rızası hilafına ismi olması, gerçekte Türkçenin  egemenlik sahasında İngiliz bayrağının dalgalanmasından başka bir anlam ifade etmemektedir. Dilimize karşı gösterilen bu olumsuz tavır bilgisizlikten kaynaklanıyorsa üniversitemizin ilgili birimleriyle hemen temas kurulmalı, onların göstereceği doğru yolla doğru karar verilmelidir. Yok, bu tavır dilim varmıyor ama başka sebeplerden kaynaklanıyorsa kimse ortalığı boş sanmasın. Geçmişin bize mirası, gelecek nesillerin ise bize emaneti olan bu güzel dilimiz; bu aziz vatanımız ve bu mübarek milletimiz için kendini feda etmeye hazır çok insanımızın bulunduğunu hiç hatırlardan çıkarılmasın. Şimdilik şartların müsait görünmesi de onları aldatmasın. Bir gün bu yapılanların hesabı hiç kuşkunuz olmasın mutlaka sorulacak, kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır. 9 Eylül 1922 de İzmir Vilayet konağından Yunan bayrağı nasıl indirilmişse, bir mübarek kurtuluş gününde, Türkçenin egemenlik sahasına içimizdeki bazı gafil ve hainlerin gayret ve istekleriyle bayrak açan ve egemenlik ilân eden İngilizce HIGHWAY OUTLET tabelası da Bolu Dağı alışveriş merkezinden indirilecektir.

7-      Yazımın sonunda bir maruzatımda Sayın Cumhuriyet Savcılarımızdan olacaktır. 1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı TÜRK HARFLERİNİN KABUL VE TATBİKİ hakkındaki inkılâp kanunu anayasal koruma altına alınmış ve yürürlüğü devam etmektedir. Bu kanunun 4. maddesi aynen “ 1928 senesi Kanunuevvelinin ( Kasım ) başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha, tabela, ilân, reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe özel resmi bilcümle mevkut, gayri mevkut gazete, risale ve mecmuaların Türk harfleri ile basılması ve yazılması mecburidir. Türk harfleri ise sırası, sesi ve şekli kanunda belirtilmiş 29 tanedir.” Sayın savcılarım, bu 29 harfin arasında (w) yoktur. Bu yasak kimlere ve ne zaman işleyecektir. Doğrusu çok merak etmekteyim. Bu yasa tanımazlarla kimler hangi yolla mücadele edeceklerdir. Cumhuriyetimizin yasalarla sınırları tespit edilmiş yasaklarının takipçisi hangi kurum ve kişilerdir? Doğrusu olanları hayretle izlemekteyim. Türkiye Cumhuriyetinin temellerini aşındıranlar bu kadar rahat hareket edememeli ve meydanı bu kadar boş bulamamalılar. Değil mi efendim?

20 Eylül 2011  


Bu yazı toplam 1631 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim