• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 14 °C

BİR BAYRAM DAHA

Hasan Dinç

 

Eylül 1942 doğumluyum. 1 Şubat 1944 Gerede-Bolu büyük depreminde henüz bir buçuk yaşında imişim. Bunu rahmetli annemden çok duydum. Bunu niye söyledim. Doğduğumdan beri 73 yılda 75 Ramazan bayramı yaşamış olduğumu ifade etmek için. Okuyucularımdan çoğu 73 yılda 75 bayram nasıl yaşanır diye sorabilirler. Açıklayayım. Şimdi kullandığımız miladi takvim güneş yılı esasına dayandığı için bir yıl 365 gün altı saattir. Dini bayramlar için esas alınan hicri takvim ise ay yılı esasına dayanır ve 355 gündür. Yani hicri takvim miladi takvime göre on bir gün daha kısadır. Bu da her 33 yılda bir yıl fazla saydığından ben 73 yılda hicri takvime göre iki bayram daha fazla idrak etmem nedeniyle 75 bayram yaşamışım demektir.

Gerede’nin Çoğullu köyünde doğdum. Çocukluğum bu köyde geçti. Çocukluğumun ilk yıllarındaki bayramları pek hatırlamam. 3-5 yaşlarımdaki bayramlar çok silik bir şekilde gözlerimin önündedir. Ne olup bittiğinin pek farkında değilim. Sadece farklı olarak eve gelen çok sayıda ziyaretçiler rahmetli Yemen Gazisi dedemin ve ninemin ellerini öperler, oturmadan ellerine tutuşturulan bir kısım hediyeleri aldıktan sonra giderlerdi. Ben de onları meraklı gözlerle izler, diğer zamanlardan farklı bu ziyaretleri anlamaya çalışırdım. Peşlerine takılıp onlarla bende diğer komşulara gitmek istediğimde beni küçük olmam sebebiyle pek kabul etmezlerdi. Ben de buruk bir şekilde eve geri dönmek zorunda kalırdım.

Daha sonraki çocukluk yıllarımın bayramlarını şimdi çok canlı bir şekilde hatırlıyorum. Benim yaşımda olanların çoğunun söylediği gibi “Nerede o bayramlar” diyenlerdenim. Küçücük köyümüzün az sayıdaki nüfusuyla mutluluğu doya, doya yaşadığımız bayramları hatırladıkça hâlâ yüreğimin titrediğini duyar gibi olurum. O küçücük köyümüzün mütevazı topluluğunun gözümde oluşturduğu mahşeri kalabalığın içinde kendimi ne kadar da mutlu ve güçlü hissederdim. O küçük topluluk bayramın yaşattığı birlik, beraberlik ve kardeşliliği duyar; o havayı iliklerine kadar hem hisseder hem de hissettirirdi. Şimdilerde kalabalık şehirlerde insanın yaşadığı ve hissettiği yalnızlığı bayramlar bile gideremiyor.

Bayramlara günler öncesinden hazırlıklar yapılmaya başlanırdı. Önce bayram temizliği yapılır, ev bütünüyle elden geçirilirdi. Sonra bayram da yenilmek üzere yufka açılır, varlıklı olan aileler baklava yaparlardı. Ama her evde mutlaka börek bulunurdu. Komşu kadınlar yardımlaşırlar ve sırayla birbirlerinin bayram hazırlıklarına katkıda bulunurlardı. Bayram öncesi akşamları gece yarılarına kadar annemin uyumadığını, bizlere bayramlık giysiler hazırlama için uykusuz kaldığını hatırlıyorum. Arife günü akşamı bütün hazırlıklar tamamlanmış olurdu. Annemin ablamla birlikte banyo yaptırarak bizi erkenden yatırdığını hatırlıyorum. Yastığımızın üstüne bayramda giyeceklerimiz mutlaka konulurdu. Sanki uykuya onların kokusuyla dalardık. Uyandığımızda yerinde olup olmadıklarını yoklar, elimizle varlığını hissedersek uykuya biraz daha rahat dalardık. Her nedense bayram geceleri sabah olmak bilmezdi. Uyur uyanık sabah ezanının okunmasını dört gözle beklerdik. Evin büyük erkekleri sabah namazı ve bayram namazı kılmak için camiye gider, biz de bayramlıklarımızı giyerek onların gelmesini beklerdik. Bayram namazından çıkıncaya kadar annemin pilav pişirdiğini, bu pilavı büyükçe bir tepsiyle ve yanına konulmuş yufkalarla babamın camiye taşıdığını hatırlıyorum. Bu pilav yakın ve komşu köylerden bayram namazı kılmak için gelen misafirlere ikram edilir, böylece bayramın ilk ikramı onlara yapılmış olurdu.

Pilav ikramından sonra başta dedem, amcam, babam eve gelirdi. Ocak başına sırayla dedem ve diğerleri otururlardı.  Dedemden başlamak üzere büyükler birbirleriyle bayramlaşırlar, sonrada bayramlaşma sırası bize gelirdi. Biz de dedemden başlamak üzere herkesin elini öper, onların başımızı ve yüzümüzü sıcacık elleriyle okşamalarını beklerdik. Dedemin kuru toprak gibi derin yarıkları olan ellerini ve de yüzündeki o çizgili simasını hiç unutmadım. O zaman kenarları tırtıklı olan kırk paraları (Günümüzün bir kuruşu) ortası delik yüz paraları (şimdiki ikibuçuk kuruş) cebindeki para kesesinden çıkarır bize birer tane verirdi. Biz paraların elimize değmesiyle ikinci bir bayram yaşardık. Aynı şekilde amcamın ve babamın da bizi parayla ödüllendirmesiyle elimize o günün şartlarında önemli bir para geçmiş olurdu.

Başımıza giydiğimiz boncuk ve oyalarla süslenmiş takkeler, omzumuza özenle iliştirilmiş işlemeli mendiller bizim bayramdaki en büyük aksesuarımızdı. Onlar bizim başkalarına karşı en büyük ayrıcalığımız olurdu. Hemen dışarı çıkar kendi akranlarımızdan üç-beş kişilik bir gurup oluştururduk. Böylece önce komşularımızdan başlamak üzere akşama kadar köyün bütün evlerine gider, oralarda bizleri bekleyenlerin ellerini öper, onlarla bayramlaşırdık. Bizlere verdikleri dökdök (kırık leblebi), iğde, üzüm ve çok nadir olarak da şekerleri alır ve torbalarımıza koyardık. Torbalarımız dolduğunda evimizde bizler için hazırlanmış tekneye (tahtadan yapılmış kutu) doldururduk.

Öğle namazını müteakip helva duasına katılırdık. Annemin özenle tabağa yerleştirdiği un helvasını ve üzerine koyduğu yufkaları elime alarak camiye götürürdüm. Herkes aynı şeyi yapardı. Helvalar caminin ortasına konulur, sonrada Kur’an okunarak duası yapılırdı. Bütün tabaklar sırayla açılır, helvalar bir örtü üzerine, yufka ve ekmekler başka bir örtü üzerine konulurdu. Sonrada iki kişi kalkar, önlerine bağladıkları peştemalların içine doldurdukları helva ve yufkaları sırayla herkese dağıtırları. Dualı helva ve yufkalar özenle evlere taşınır, evde olanlar onu hastalıklara şifa olarak değerlendirir ve öyle yerlerdi. Fazladan kalan ekmekler ise köyün fakirlerine verilirdi.

İkindi namazını müteakip bu seferde bayram yemekleri yenilirdi. Bazen camide, bazen köy odasında, bazen de meydanlara kurulan sofralara köyün bütün erkekleri katılırdı. Büyükler aralarına çocukları da alarak sofralara oturur, sonrada bakın bizden sonra bu geleneği devam ettirin dercesine muhabbetle bayram yemeklerini yerlerdi. Yemek sonunda yine dualar edilir, herkes mutlulukla sofralardan kalkarak kaldığı yerden bayramlaşma ziyaretlerine devam ederlerdi. Ertesi gün sabahtan bu yemek faslı yeniden devam eder, erkeklerin bayramı sona ererdi. Sıra kadınlarımızın bayramlaşmasına gelirdi. Kadınlarımızda guruplar halinde köyümüzün en yaşlıları öncelikli olmak üzere hastaları ziyaret eder onlarla bayramlaşırlardı. Bu bayramlaşma ziyaretlerinde her evde mutlaka sofralar kurulur, bayram ziyaretçilerine yemekler ikram edilirdi. Küçük nazlanmalardan sonra herkes sofraya oturur ve karınlarını doyururlardı.

Bende bayram algısı budur. Bayram deyince hep bunlar gözümün önüne gelir, bunu beklerim. Büyüklere ziyaret ve onların ellerinin öpülmesi, onların bizi sevgiyle kucaklayıp okşamaları, bizi sevindiren ödülleri, topluca yenilen yemekler ve yapılan dualar, günler öncesinden hazırlanan bayramlıklar ve bayram günü takılan aksesuarlar.

Ya şimdi..

Bayram dönmüş tatile. Size bayramlaşmaya gelen yok. Siz de gittiklerinizi evde bulamıyorsunuz. Ne öpülecek el, ne başınızı okşayacak büyük kalmış. Yıllarca sıcak bir elin başımızı okşamasına hasretim.  Eh yaşımız yetmiş üç olmuş. Birkaç vefalı öğrenciniz de olmasa bayramın farkında bile olmayacaksınız. Yani cemiyet içinde yalnızları oynayan insan. Bu benim anladığım bayram değil. Günler öncesinden hazırladığın bayram harçlıklarını bile dağıtamadığım bayramlar. Dağıtmak üzere özenle aldığın çikolataların geleceğe devrettiği bayramlar. Bayram süresince dört gözle beklediğin ve bir türlü gelmeyen ziyaretçiler ve çalmayan kapı zilleri. İşte günümüzün bayramı. Eğer bayram buysa bir bayram daha geçirmiş olduk. Hepinizin bayramı kutlu olsun

Bu yazı toplam 1346 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim