• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Bolu 4 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

BİR DUA VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Hasan Dinç

 

Dinimize göre ibadet için illa mescide ihtiyaç yoktur. Yeryüzünün her yerinde kıbleye dönmek ve gerektiği kadar temiz olmak kaydıyla ibadet yapılabilir. Buna rağmen Müslümanlar ilk dönemlerden bu yana mescitler yapmaya özen göstermişler, çok değerli mabetler inşa etmişlerdir. Bilhassa atalarımız egemen oldukları bütün topraklarda gerçekten sanat değeri yüksek, mimari özelliği olan ve içi hat sanatının en güzel örnekleriyle tezyin edilmiş mabetler yapmışlardır. Başta İstanbul olmak üzere Edirne, Bursa, Konya, Kayseri, Erzurum ve hemen Anadolu’nun bütün şehirlerinde bu güzel mabetleri görmek mümkündür. İçine girildiği andan itibaren dünyevi duygulardan soyunarak kendini ruhlar âleminde hissedeceğin bu mabetlerden bir tanesi de şehrimizde bulunmaktadır. Cennetmekân Yıldırım Beyazit Han tarafından XV. yy başlarında yaptırılan bu muhteşem mabet günümüze kadar birkaç önemli bakım ve yenileme görmüş olsa da hizmet vermeye devam etmektedir.

Dinimiz açısından hiçbir mabedin bir diğerine göre üstünlüğü olmasa da bazı mabetlerde ibadet etmek diğerlerine göre daha efdal (Faziletli, derecesi yüksek) kabul edilmiştir. Kâbe (Mescidi Haram), Kudüs (Mescidi Aksa) ve Medine (Mescid-i Nebevi) Müslümanlar tarafından ibadet derecesi daha fazla olan mabetler olarak bilinirler. Bunlar gibi şehirlerimizde bulunan bazı mabetler diğerlerine göre ibadet için tercih edilirler. Bilhassa bayram, kandil ve Cuma günleri bu mabetlere gitmek neredeyse her müminin başlıca tercihidir.

 Şehrimizdeki Yıldırım Beyazıt Camiide bunlardan biridir. O nedenle Cuma günleri önemli bir sebep yoksa erkenden davranarak bu ulu mabede gider, Cuma namazını orada kılarım. Bolu’ya geldiğim ilk günden beri bu camide yapılan bir dua hep dikkatimi çeker. Caminin müezzini İsmail Orhan hoca büyük bir vecd içinde bu duayı her Cuma ertelemeden yerine getirir. Çekici ve gür sesiyle mikrofondan yapılan bu duaya her mümin anlamını pek kavrayamasa da içten ve yürekten âmin der, bu âminle birlikte bütün günahlarından arındığını hisseder. Cuma namazının sünnetinden sonra İmam Efendinin hutbeye çıkması sırasında yapılan bu dua aynen şöyledir:

“Hz. ResulüEkrem ve nebiyi muhterem Hz. Muhammed Mustafa S.A. vessellem efendimiz hazretleri üzerine salâvatı şerife getirenlerin ahir ve akıbetleri hayrola. Pirimiz Bilâl-i Habeşi anhümül bari hazretlerinin ruhu şerifleri için; Ashab-ı Kiram, Ezvac-ıTahirat, Ashab-ı Güzin, Tabiin, Teba-i Tabii Ensar-u Muhacirin, Rıdvanullahi Tealâ Hazretlerinin mübarek ruh-u şerifleri için; Sultan Yıldırım Beyazıt Han ve Sultan Abdülhamit Han Hazretlerinin mübarek ruhları için, sahibül hayrat vel hasenatın ruhları için, burada hazır bulunan cemaati müsliminin ve bilcümle geçmişlerimizin aziz ruhları için, Allah rızası için el Fatiha.”

Günümüz insanının ve bilhassa yeni kuşak gençlerimizin anlamını pek kavramadığı bu duanın günümüz Türkçesine çevrilmiş hali şöyledir. “Çok cömert, bağış ve lûtfu bol  bir Peygamber olan Hz. Muhammed Sallallahü vesellem Efendimiz Hazretleri üzerine salavat-ı şerife getirenlerin bundan sonraki gelecekleri iyi ve faydalı ola. İyi niteliklere ve özelliklere sahip,  İlk müezzin Bilâl- Habeşi  Hazretlerinin mübarek soylu ruhları için; Peygamberimizin yakın dost ve yoldaşları, temiz hanımları, Seçilmiş arkadaşları, Peygamberi görme şerefine nail olanları gören ikinci ve onları gören üçüncü nesil müminlerin, Mekke’den Medine’ye Peygamberle birlikte hicret edenler ve onları kardeşce evlerinde konuk eden Medine’li ilk Müslümanların (ki Allah onlardan razı olsun) kutlu ve soylu ruhları için, Sultan Yıldırım Beyazıt Han ve Sultan Abdülhamit Han hazretlerinin kutlu ruhları için, sevap kazanmak niyetiyle insanların faydasına olacak iyi, güzel, hoş ve hayırlı şeyler yaptıranların ruhları için, namaz kılmak üzere camiye gelmiş bütün Müslümanların geçmiş ecdat ve atalarının aziz ruhları için el Fatiha”

Her hafta huşu içinde dinleyip can-ı gönülden âmin dediğim bu dua ile ilgili çok düşünmüş, bazı kimselerle de duanın içeriğini istişare etmişimdir. Samimiyetle ifade etmem gerekirse aldığım cevaplardan pek de tatmin olmadım. Bir kere de konuyu bu duayı yapan İsmail Orhan Hoca Efendi ile görüşmeye karar verdim. Bir konuda tatmin olduğum cevapla birlikte öbür düşüncelerimi de siz okuyucularımla paylaşmak ihtiyacı duydum. Yazım bu ihtiyaçtan vücut bulmuştur.

Öncelikle dua içinde zikredilen isim ve topluluklar her türlü tartışmadan varestedir. Onlar elbette daha fazlasına da hak sahibi olup bütün Müslümanların iftiharları ve ortak değerleridir. Ancak biz  bu duaya daha başka isim ve zümrelerin de katılması gerektiğine inanıyoruz. Türk milleti olarak bu Din-i mübine hizmet etmiş, Sancağı şerifi Araplardan alarak önce Ortadoğu’da sonra Anadolu, Kafkaslar, Balkanlar, ta Rusya Bozkırlarından Avrupa içlerine kadar taşımış bir milletin çocuklarıyız. Orta Asya’dan Hindistan’a ve Afrika içlerine kadar İslâm’ı getirmiş, insanlarını İslâm’a kazandırmışız. Bunu yaparken hem gönül kazanmış, hem yurtlar edinmiş hem de oraları muhteşem eserlerle donatmışız. Bunu bir karşılık beklemeden yapmışız. Dua içinde onlarında ismi zikredilerek hatırlanılması ve onlara karşı vefa borcumuzun ödenmesi gerekmez mi diye hep düşünmüşümdür. Mesela Anadolu’nun kapılarını bize açan Sultan Alpaslan, Türklerin İslâm’a girişinde birinci derecede amil olan Ahmet Yesevi Hazretleri ve Horasan erenleri, Küçük bir obadan bir imparatorluk çıkaran Osman Bey ve etrafında toplanan kadınlı erkekli kurucu ruhu tahmil bütün insanların bu duanın içine katılması gerekmez mi? XX.yy başlarında baışmıza  gelen iki büyük facia ile bizi yok olmaktan kurtaran Çanakkale ve İstiklâl Savası şehit ve gazilerimizi, onların muzaffer komutanlarını bu dua ile anmamız o acı geçmişi millet hafızasından hiç çıkmayacak şekilde  beyinlere ve gönüllere nakşetmemiz gerekmez mi?Böylece onların asil ve aziz ruhlarıyla yan yana olmamız sağlanamaz mı? Çünkü duymuşumdur ki dualarda ismi zikredilenlerin ruhları tecelli eder, mekenanında hazır bulunurlarmış. 

Dua içinde iki büyük sultanımızın ismi zikredilmektedir. Bunlardan biri Sultan Yıldırım Beyazıt Handır, diğeri de Sultan Abdülhamit han. Yıldırım Beyazıt Han caminin banisi, Sultan Abdülhamit Han ise yıkılmış caminin bakım ve inşasını yeniden üstlenmesinden bu duada zikredilmektedir. Cami XV. yy ilk başlarında Sultan Beyazıt Han tarafından yaptırılmış, sonradan başına birkaç talihsiz olay gelmiş, 1891 yılında yanmış cami 1901 yılında Sultan Abdülhamit tarafından bugünkü şekliyle yeniden yaptırılmıştır. Bu iki sultandan bilhassa ikincisi yakın siyasi tarihimizde hep tartışılmış ve çoğu kere haksız eleştirilere muhatap olmuştur. Bilhassa Osmanlı imparatorluğunu çökertmek isteyenlerin ilk ve en önde gelenler karşılarında hep onu bulmuşlar ve hep onunla karşılaşmışlardır. Şunu bir kere ifade edelim ki Osmanlı İmparatorluğunu bir Türk Devletine inkılâp etmesinin temel alt yapısını o hazırlamıştır. 1876 yılında yapılan ilk Teşkilatı Esasiye Kanununda (Anayasa) “devletin resmi dili Türkçedir” hükmü, Arapça olmasını isteyenlerin bütün direnmelerine rağmen onun hayati ısrarlarıyla konulmuştur.  Milletvekillerinin Türkçe okuma- yazma bilmeleri hükmünü de o getirmiştir. Keza Cumhuriyeti kuran bütün aydınların yetişmesini sağlayan okulların banisi de Sultan Abdülhamit Handır. Vehimli ve şüpheci hali ne kadar kınanırsa kınansın ama bilinmelidir ki onun kurduğu Teşkilatı Mahsusa cumhuriyeti kuran en güçlü istihbarat örgütüdür. Bunlardan dolayı o her Cuma günü dualarımızda zikredilmeye değer biridir. Ama Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ATATÜRK’DE her Cuma günü ismi zikredilmesi gerekenlerin başında gelmektedir.

Dualarımızın dili Türkçe olmalıdır ve bundan asla taviz verilmemelidir. Allah’a  (C.C)kendi dilimizle kendi duygu ve düşüncelerimizle ve de kendi isteklerimizle el açmalı onları dile getirmeliyiz. Anlamadığımız, bizim ihtiyaçlarımızı ifade edip etmediğini bilmediğimiz ibarelere, bizim duygu ve düşüncelerimizin tercümanı olmayan isteklere, hele de yaşamımıza girmeyen dileklere âmin demenin tartışılacağını sanıyorum. Ayrıca artık din görevlilerimizden atalarımızın günlük ihtiyaçlarına uygun olarak hazırladıkları kafiyeli, redifli, cinaslı ve kulağa hoş gelen ama günümüz insanının anlamadığı eski dua metinlerinden vazgeçerek yeni dua metinlerini hazırlamalarını beklememiz cemaat olarak bizim hakkımızdır. Bu hakkı gözeterek yeni olaylara, yeni şartlara uygun ve ruhi ihtiyaçlarımızı dikkate alan dualara yönelmeleri gerekmektedir. Âmin dediğimiz bütün istekler önce milletimizi, Sonra İslâm dünyasını daha sonra da bütün insanlığı ihata etmeli ve beşerin kardeşliğine hizmet etmelidir.

Cuma günleri Müezzin İsmail Orhan Hoca efendinin yaptığı kısa, özlü ve duygu dolu duası bana konuyla ilgili düşüncelerimi okuyucularımla paylaşmama  sebep olduğu için kendisine hem teşekkür ediyorum, hem de uzun ömürler ve hizmetler diliyorum. Kendisine hürmetlerimi, saygılarımı  ve iyi dileklerimi sunuyorum.

 

 

Bu yazı toplam 1937 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim