• BIST 1.197
  • Altın 488,888
  • Dolar 7,9452
  • Euro 9,4097
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

BİR HAYALİM VAR

Hasan Dinç

 

Şimdiye kadar çok düşündüğüm fakat çeşitli saiklerle yazmaktan vazgeçtiğim bir konu var. Klavyenin başına geçtiğim ve hatta birkaç paragraf yazdığım halde sonra yazdıklarımı yok ettiğim çok çalışmalarım olmuştur. Ama bu sefer bütün cesaretimi topladım. Yazmaya ve konu ile ilgili düşüncelerimi toplumla paylaşmaya kararımı verdim. Bütün iyi niyetime rağmen hakkımda bazı kişi ve gurupların yalan ve iftira silahı kullanarak beni yıpratmaya çalışacaklarına emin olmama rağmen, konuyu toplum önüne getirmekten vazgeçmeyeceğim. Korku her konuda büyük hedeflere varmanın en büyük engelidir. Büyük buluş, keşif ve hedeflere ulaşmanın yegâne itici gücü akıllı ve cesur olabilmektir. Bir kere korku insana egemen oldu mu artık bütün kötülükler insana ve topluma ağını örmeye başlamış, onu Cenab-ı Allah’ın verdiği bütün yetenekleri kullanmaktan uzaklaştırmıştır.

Okuyucularımın merak içinde olduğunu hissediyorum. Onlarla paylaşmak istediğim konu nedir. Bu konuyu dillendirmeden önce konunun alt yapısı olacağına inandığım iki veriyi paylaşmak istiyorum. Bu iki verinin ele alacağım konunun iyi anlaşılmasının zeminini hazırlayacağına inanıyorum.

Sene 1965. Adıyaman Lisesi Edebiyat öğretmeniyim. Burası, Konya Selçuk Eğitim Enstitüsünü bitirdikten sonra ilk tayin edildiğim okul. Lisede son sınıflara edebiyat öğretmenliği yapıyorum. Her sınıf kalabalık öğrenci gruplarından oluştuğu için öğrencilerimi henüz yeterince tanıyamadım. Zamanla öğrencilerimin çeşitli mensubiyetleri olduğunu öğrendim. Aralarında Süryani öğrencilerimin de olduğunu çok sonraları anladım. Ancak bu benim ders anlatırken daha dikkatli davranmamı hiç etkilemedi. İlk günden nasıl başladıysam meslek hayatımın sonuna kadar öyle devam ettim. Türk milletinin milli birlik ve bütünlüğünü ancak bu şekilde sağlayabileceğine inandım ve gereğini yaptım. Aslına bakılırsa Milli Eğitim Bakanlığı da bütün öğretmenlerinden bunu beklemekte, hazırladığı mevzuatla onlardan bunu istemektedir. Temel Eğitim Kanununun amaç bölümüyle de bu isteğini yasal hale getirmiş, öğretmenin kişisel inanç ve eğilimlerine göre hareket etmesinin önüne geçmiştir.

Kurban Bayramının ilk günüydü. Kurbanımızı kesmiş, etlerini henüz eve taşımıştım ki kapımın zili çaldı. Adıyaman’a yeni geldiğim için halktan ya da eşraftan kimseleri henüz yeteri kadar tanımamıştım. Bayramda onlardan gelen olabileceğini düşünmüyordum. Herhalde öğrencilerimden bayramlaşmak için gelenlerden olduğu zannıyla kapıyı açtım. Karşımda melon şapkalı üç kişiyi görünce biraz da şaşırdım. Şaşkınlığımı onlarda anlamış olmalılar ki hemen söze girdiler. Öğretmen Hasan Dinç’le mi tanışıyoruz? Diye sordular. Evet dedim. Ayaküstü hemen kendilerini tanıttılar. Genç olanı bir adım öne çıkarak “Biz Süryani cemaatini temsilen buradayız. Bayramınızı tebrik etmek için geldik. Kabul eder misiniz?” Dediler. Ben telaşla “Evim biraz karışık. Malumunuz kurban kestik de” dedim. Onlar da  “Bayramda böyle durumlar normaldir” deyip anlayış gösterdiler ve içeri girdiler. Kendilerine gerekli ikramlarda bulunduktan sonra karşılıklı konuşmaya başladık. Beni öğrencilerim dolayısıyla tanımışlar. Derslerde Türk Tasavvuf Edebiyatı konularını işlerken Yunus Emre’yi ve onun geniş insanlık anlayışını İnanç farklılıklarına saygılı tavrını anlatmamdan çok memnun kalmışlar. Bayramı vesile ederek beni tebrik etmeye gelmişler. Gelenlerden genç  Süryani Kilisesi Papazı, biri cemaat önderi diğeri de cemaat ileri gelenlerindendi. Söz sözü açtı. Sohbet ilerledi. Papazın çok bilen biri olduğunu hemen anladım. O Eski ve Yeni Ahit’i (İncil ve Tevrat’ı) bildiği gibi Kur’an ve hadis hafızı olduğunu da söyledi. Kilisede cemaatine vaaz ederken Kur’an ve hadislerden de konu ile ilgili alıntılar yapar ve onları da cemaatine telkin edermiş. Bunu konuşmalarından anladım. Ayrıca Süryanice, Türkçe, Arapça, Rumca, Fransızca ve İngilizce de biliyormuş. Hayret etmişim. Bunca eğitimi nerden almış, kimlerden öğrenmişti. Merak ettim ve sordum. Oda bana cevaben ilk hocasının babası olduğunu, sonra da Heybeliada Papaz okulunda okuduğunu söyledi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu bilgi karşısında hem şaşırdım ve hem de kendisine derin saygı duydum. O günden sonra bende Tevrat’ı ve İncil’i okumak isteği doğdu. Bilvesile öğrenci iken Konya’da aldığım ve Kitabı Mukaddes Şirketi tarafından yayınlanan KİTABI MUKADDES ESKİ VE YENİ AHİT TEVRAT VE İNCİL kitabını okumaya, Mukaddes kitabımız KUR’AN-I KERİMLE mukayese etmeye başladım. Bu mukayeseli merakım daha sonra “Kutsal kitaplar, ortak konular ve farklı hükümler” adını verdiğim kitabımı yazmaya sebep olmuştur. O günden bu yana elli beş sene geçti. Bir kere olsun o papaz derecesinde bilgili, sağlam bir teolojik zemini olan İslâm din adamına rastlamadım. Bilen, bilgisiyle hürmete layık, eli öpülesi bir hocayı görmeden gidersem herhalde gözlerim açık gider.

NOT: Konuyla ilgili ikinci veriyi de önümüzdeki hafta yazacağım. Daha sonraki haftalarda esas konuyu okuyucularımla paylaşacağım. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki gelişmeler içimi dağlamakta, Azerbaycan’ın her başarılı hareketi sevincimi artırmakta, Ermenistan’ın milli karakterlerine uygun düşen her kahpeliği beni derinden etkilemektedir Müslüman Azeri Türklerinin milli hedeflerine en kısa zamanda ulaşmalarını temenni eder, şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar dileriz.     

 

 

Bu yazı toplam 1535 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim