• BIST 1.331
  • Altın 461,300
  • Dolar 7,8023
  • Euro 9,4809
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 2 °C

BİR HAYALİM VAR (3)

Hasan Dinç

 

Bir toplumun diğer çağdaş toplumlarla mesafeyi koruyarak medeni mücadelesini ya da siyasal varlığını sürdürmesi için her konuda yetişmiş insana ve çağın gerektirdiği kalitede eğitilmiş insan varlığına ihtiyaç olduğu gerçeği kaçınılmaz bir şekilde ortadadır. Yaptığı görevin gerektirdiği eğitimini almadan ve o görevin ifası için yeterli tecrübeye sahip olmadan birini iş başına getirmek o topluma bir işkence ve toplumun medeniyet yarışında ayağına konulmuş takoz anlamına geldiğini herkes kabul etmelidir. Eski çağ filozoflarından PİTTİCUS “İnsanları denemeğe yarar yüksek mevkiler, Denemek istediğin insana mevki ver” diyordu. Eski çağlarda Yetenekleri uygun olmayan kişileri yüksek mevkilere getirmek onun karakterini anlamak için sınav yeri kabul ediliyordu. Ancak insanın karakterini tanırken insanlığın çektiği ıstırap ve sıkıntı pek dikkate alınmıyordu. Şimdilerde görev için yeterli eğitimi almamış, o iş için yetenekleri uygun olmayan insanları belli yerlere getirmek mensup olduğu topluluğa hem bir zulüm, hem de medeniyet yarışında yoluna döşenmiş dikendir.

Bundan önce yayınlanmış yazımın bölümlerinde bu konularla ilgili iki veri üzerinde durmuştum. Birinde yetişmiş bir Hıristiyan Papazını örnek vermiş, sahasındaki yetkin durumunu anlatmıştım. Günümüz ihtiyaçları da dikkate alınarak yetiştirilen bu papazın aldığı ilmi seviye hem çevresinden saygı görmesine, hem de söylediklerinin kabul görmesine vesile olmaktadır. Mevcut bütün ilahi dinlerin kaynaklarını aracısız bilen, dünyadaki teolojik bütün litarütürü ve gelişmeleri takip edecek derecede yabancı dillere sahip birinin etrafına getirdiği aydınlığı düşünebiliyor musunuz? İkinci örnek ise günümüz toplumlarının her sahada yetişmiş uzmana olan ihtiyacı dile getirilmişti. Günümüzdeki medeniyet yarışına ancak böyle yetişmiş uzmanların bulunduğu toplumlar devam edebilir. Okuma yazma bilen cahil topluluklar günümüz medeniyet yarışından kopmuş toplumlardır. Böyle toplumların medeniyet yapma vasıfları kalmadığı gibi varlıklarını da devam ettirmeleri söz konusu olamaz. Eninde sonunda bu tür toplumlar ileri medeni toplumların içinde ya kaybolur giderler ya da hayat sahasından silinirler. 

Günümüz dünyasında bir durumu tespit ederek yazıma devam etmek istiyorum. Dünyada yedi buçuk ya da sekiz milyar insan yaşamaktadır. Bunlardan Bir buçuk milyarı Müslüman’dır. İki milyarı Hıristiyan, Elli-altmış milyonu da Yahudi’dir. Geri kalan çok büyük bir kısmı da bizim çok Tanrılı dediğimiz dinlere mensup olanlardır. Söylemesi ve kabullenilmesi çok zor gelse de Müslümanlar bu toplulukların en geri olanlarını oluşturmaktadır. Fakirlik, cehalet, hastalık bu Müslüman topluluklarının yakasına yapışmış onların kanlarını emmektedir. Hemen hepsine yakını ya sömürge ya da bağımlı topluluklardır. Yönetimleri sömürgeciler tarafından kontrol altında tutulan içlerinden tutulmuş bir avuç satılmışlar tarafından yapılmaktadır. Halkları açlık, sefalet ve hastalıklarla boğuşurken bu satılmışlar onların enselerinde keyif çatmakta, farklı yaşantılarla lüks bir hayatın sözde tadını çıkarmaktadırlar.

Her konuda ileri ve sömürgen topluluklara bağımlı olan bu Müslüman toplumlar hiçbir konuda artık yeter diyecek durumda değildirler. Kendilerine uygun görülen ianelerle yetinen bu toplumlar çağdaş insanın hiçbir nimetinden yararlanamazlar ve bu hayatı yaşamak yönünde bir isteği dillendiremezler. Başlarına getirilmiş eli kamçılı zorbalar haklarından gelir ve baş kaldıranın başını ezerler. Şimdiye kadar çoğuna şahit olduğumuz bu zorbalıkların kontrolündeki zavallı Müslümanlar niye ve nasıl bu duruma düştüler sorusunu bütün Müslüman aydınların dillendirmelerinin zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.

Batı toplumlarındaki bazı müsteşrikler Müslüman toplulukların son dört, beş asırdır devam eden bu durumlarına bakarak bir iftirayı ortak olarak dillendirmeye başlamışlardır. Bunlara göre Müslüman topluluklarının bugünkü geri kalmışlığı mensup oldukları dinden kaynaklanmaktadır. Bu kanaat maalesef Müslüman toplulukların aydınları tarafından da kabul görüyor ve bu zümrede İslâm Dinine karşı yanlış değerlendirmelere yol açıyor, devletin dine ve dindarlara karşı onların hak etmedikleri soğuk uygulamalara kapı aralıyorlar.

Bu durum gerçekten bazı müsteşriklerin ifade ettikleri gibi İslâm’dan mı kaynaklanıyor? Yoksa bu değerlendirme tarihi İslâm düşmanlığının bir tezahürü müdür? Eğer geçmişte büyük bir İslâm medeniyeti yaşanmamış olsa müsteşriklerin Müslüman topluluklarının durumundan İslâm’ı sorumlu tutan kanatlarına hak vermek mümkün olabilir. Ancak onuncu yüzyıldan başlayarak on altıncı yüzyıla kadar süren ve parlak insanlık medeniyetinin bayraktarlığını İslâm topluluklarının yaptığını nasıl ve neyle izah edeceğiz. O günlerde Orta Doğuda Bağdat, Orta Asya da Buhara ve Semerkant medeni aydınlığını birilerinin açıklaması gerekmiyor mu? Eğer İslâm Dini müsteşriklerin dillendirmeye çalıştıkları ve dinimize yakıştırdıkları “İslâm ilerlemeye engeldir” iftirası doğru olsa insanlığa altı asır aydınlığı yaşatan ve onları medeniyetle kucaklaştıran amil nedir? Sorusu mutlaka cevap bulmalıdır.

 Müsteşrikler ne derse desin, tarih bize şu gerçeği göstermektedir ki bugünkü Müslüman topluluklarının medeniyet yarışından düşmelerinin ve içinde bulundukları hak etmedikleri sefaletin, cehaletin, geriliğin sebebi İslâm değildir. Ya kimdir? Müslümanların ta kendileridir.

NOT: Konuya kaldığımız yerden devam edilecektir. Azerbaycan’ın kahraman ordusu işgalci Ermenilere karşı başarıdan başarıya koşuyor ve işgal altındaki toprakları kurtarıyor. Onların cephedeki bu başarılarından çok derin bir mutluluk duyuyorum. Allah şehitlerine rahmet, gazilerine metanet ve bütün Azerbaycanlı Türklere selamet nasip eylesin.

 

Bu yazı toplam 1465 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim