• BIST 90.182
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,6195
  • Euro 3,9306
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Bir konferansın ardından

Hasan Dinç

Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü şehrimiz önemli iki olaya sahne oldu. Bunlardan birincisi, CHP İl kongresi nedeniyle Genel Başkan Sayın Deniz Baykal şehrimizdeydi. Doğrusu Sayın Deniz Baykal'ı dinlemeyi ve konuşmasını, bu haftaki yazımda değerlendirmeye almayı planlamıştım. Geçmişte de Sayın Baykal'ın şehrimizi ziyaret ederek Belediye eski nikâh salonundaki bir konuşmasını dinlemiş bir değerlendirme yazısı yazarak, o zamanki birçok okuyucumun takdirine mazhar olmuştum. (Bu yazımı merak edenler HEDEF gazetesinin külliyatını inceleyebilirler.) Günümüzde ülkemizin çetin şartlar yaşadığının herkes farkında. Sayın Deniz Baykal'ın bu çetin şartları nasıl değerlendirdiğini ve çıkış yollarını birebir dinleyip, kişisel değerlendirmelerimle paylaşmak istiyordum. Ama boşuna hayal kurmuşum. Çünkü davet edilmediğim için bu konuşmayı takip etme imkânı bulamadım. Bu durumu CHP'nin değerli yöneticileri için sadece bir unutkanlık olarak değerlendiriyorum. Ancak böyle unutkanlıkların kendilerine fayda getirmeyeceğini de takdirden aciz olmadıklarını sanıyorum.

Aynı gün MHP İl Başkanlığı'nın düzenlediği bir konferansa eşimle birlikte katıldım. Ankara Gazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erdem'i, İSLAMİYET VE TÜRKLÜK konulu konferansında dinledim. Yoğun ve seçkin bir dinleyici kitlesinin ilgiyle izlediği bu konferans, gerçekten zamanımı ayırıp dinlemeye değer bir faaliyet oldu.

Din, her zaman insanımızın ilgiyle izlediği konuların başında yer almaktadır. Söz konusu din İSLAM DİNİ olursa, bu ilgi halkımızda katlanarak artmaktadır. İslam Dinine milletimizin hizmetleri ise maalesef bilinmemekte, hatta bu konu bazı maksatlı mihraklar tarafından özellikle gözden kaçırılmaya çalışılmaktadır. 20. Yüzyılın başlarında Osmanlıyı dağılmaktan kurtarmak için devletin son bir çare olarak sığınmaya çalıştığı suni İSLAMCILIK akımı, anlaşıldığı gibi bir inanç hareketi değil, bir siyasi hareketti. Birinci Cihan Savaşı içinde, başta Araplar olmak üzere bütün İslam toplulukları düşmanla işbirliği yapıp Osmanlıya baş kaldırınca ve de Osmanlıdan ayrılarak sözde bağımsız devletlerini kurunca, bu siyasi sloganın kirli tortuları günümüze kadar devam etti. Osmanlıyı kuran ve sonuna kadar sadakatini gösteren milletimiz, en zor günlerde bile milliyetini ifade etmekten çekinmiş, diğer kavimleri tahrik etmemek için TÜRK'ÜM demekten uzak durmuştu. Osmanlının dağılma sürecine girdiği son aşamada Türk aydınları kurtuluş reçetesi olarak siyasal TÜRKÇÜLÜK akımını devreye sokmuş, Türk İstiklal Savaşı bu şuurun yeşerttiği genç nesiller tarafından yapılarak kazanılmış ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ bu zaferin bir sonucu olarak kurulmuştur.

İşte o dönemde siyasal anlamda İSLAMCILIK AKIMININ taraftarları tarafından TÜRKÇÜLÜK AKIMI taraftarlarına siyasal üstünlük sağlamak için gerçeklere uymayan millet ve İslam nazariyeleri halkımızın belleğinde yer etmiş ve milletimiz milli kimliğini ifade etmeyi dinen günah işlemek ve dinden çıkmakla eş değer bir hata olarak değerlendirmeye başlamıştır. Çok yakınlara kadar TÜRK MÜSÜN, MÜSLÜMAN MISIN? Diye sorulara muhatap olur, bunları birbirinin alternatifi gibi sunmaya çalışanlar olurdu. Sanki TÜRK olanların MÜSLÜMAN olmaları mümkün değilmiş, ya da MÜSLÜMAN olanların TÜRK olmaları imkânsızmış gibi düşünceleri ileri sürerek, insanımızın zihninde ayrılıklar oluşturup bu ayrılıkları siyasi kazanç sebebi yapanlar olurdu.

Bir taraftan bu siyasal akımın taraftarları, diğer taraftan 1940-50'li yıllar arasındaki günümüz ERGENEKON soruşturmalarına benzer IRKÇILIK-TURANCILIK davası sonucu TÜRK'LÜK mahkeme karşısına çıkarılmış, Türk milliyetçileri hayali TURAN suçlamalarıyla Türkiye'yi maceraya atmakla yargılanmışlardı. Sonuçta yeni nesillerin taze vicdanlarında milliyetimiz kirlenmiş, bir taraftan İslam dışı bir inanç ve diğer taraftan da rejim dışı bir hareket olarak algılanır olmuştu.

1960'lı yıllardan sonra yeniden siyasi hayatımıza giren milliyetçilik ve TÜRKÇÜLÜK hareketi, günümüzün en aktif ve diri siyasal akımını oluşturmaktadır. Bu hareket hem küresel emperyalizmin hem de bölgede siyasal aktör olmak isteyen diğer güçlerin dikkatini çekmekte, her türlü silahı kullanarak ülkemizi milli güçlere karşı savaş alanı haline getirmiş bulunmaktadırlar. Kullanılan silahların halk nezdinde en etkilisi şüphesiz din olmaktadır. Geçmişte kullanarak sonuç aldıkları bu silahı günümüzde daha da gelişmiş metotlarla kullanmakta, artık LAVRENS'leri içimizden, tanıdık çevremizden bulmaktadırlar.

İşte bu bakımdan konferans ve konusu günümüz insanının ihtiyacına cevap vermesi bakımından çok önem arz ediyordu. Karışık siyasal söylem ve gelişmelerden bunalmış insanımızın derdine deva olacağına inandığım bu konu, gerçekten tam da uzmanına tevdi edilmişti. Baştan sona tam 1,5 saat pür dikkat ve eksilmeyen ilgiyle takip edilen konferans, günümüz insanının problemlerine ışık tuttuğuna ve bir kısım ruhi sıkıntılarına çözüm getirdiğine inanıyorum.

Din insanın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Her insanın ve de toplumun onsuz olması ve de yaşaması mümkün değildir. İnsanın rahimde başlayan hayatı dünyada, kabirde ve ahrette devam etmektedir. Sonsuzluğu olan hayat ahret hayatıdır. Bu sonsuzluğun kazanıldığı hayat ise dünya hayatı olmaktadır. Kısa dünya hayatı sonsuz ahiret hayatının tarlasıdır. O hayat için her şey bu kısa dünya hayatında kazanılır. İslam insanın bu hayatlarını düzenleyen ve Allah tarafından peygamberlerine vahyedilen dinlerin ortak adıdır. İlk peygamber Hz. Âdem ile son peygamber Hz. Muhammed (S.A.) ve arasındaki bütün peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerin hepsinin Allah indindeki ortak adı İslam'dır. Bazı dinlerin kendilerini başka isimlerle takdim etmeleri bu gerçeği değiştirmez.

Dinler vahyedildiği dönemdeki sadeliği ve kolay anlaşılırlığı zamanla kaybederek onu bilmeyenlerin elinde kimliğini ve özelliğini kaybederler. Dinimiz bundan müstağnidir ve Kur'an-ı Kerim ilk günkü halini muhafaza etmektedir. Onun ilahi emirlerini anlayan yetişmiş din bilginlerinin elinde güzelliği bir kat daha anlaşılmakta, gönüllerimizde zamanla oluşmuş şüphe ve zanlardan bunalan insanımıza gerçek bir şifa kaynağı olduğu onların dilinden eksiksiz vicdanlara akmakta, bizi BEZM-İ ELES'teki ruhlarımızın safiyetine ulaştırmaktadır. Bir kısım din adamlarının gerçeklerle bağdaşmayan ve din diye anlattıkları hikâyelerin ağırlığından, bu yetişmiş din bilginlerinin anlattıklarını dinlemek ve yazdıklarını okumakla kurtulabiliriz. Konferansın sonunda işte ben dinleyenlerin yüzlerinde böyle hafiflemiş insanların yüzlerini seyretme mutluluğuna ulaştım.

Bilgilerimi bir kez daha test etme imkânını bulduğum bu konferanstan sonra bir kez daha Yüce Allah'a beni Türk olarak yaratmış olmasından ve bana bu kimliği uygun görmesinden dolayı binlerce şükrettim. Geçmiş şanlı ecdadımın tarih sahnesine çıktığı günden günümüze kadar yaptığı, Allah rızasını kazanma yolundaki hizmetlerini bir kere daha takdirle yâd ederek, onların bir evladı olmanın gururunu yaşadım. İslam'ın getirdiği üstün değerleri yaşayıp yaşatmanın sonucu olan HÜRRİYET, VATAN, DEVLET, BAYRAK, NAMUS VE MUKADDESAT için ölmeyi en büyük rütbe kabul eden ecdadımın yolunda yürümenin günümüzdeki en büyük ideal olduğunu ve ancak bu değerlerle geleceğe sağlam bir köprü kurulacağını bir kez daha teyit etmiş bulunuyorum. ”Allah'ım yalnız sana iman eder, yalnız senden isterim” sözünü günde kır kez söyleyen bir müminin hiçbir güç karşısında eğilmemesini isteyen dinimizin “bir kere secde eder, bin secdeden kurtulurum” sözünün yüceliğini para, makam ve şöhret karşısında eğilenlerin idrak edeceğini sanmıyorum. Kurtuluşu Allah dışında varlıklara bağlılık ve secdede arayanlara bir kere daha durumlarını kontrol etmelerini teklif eder, MHP il teşkilatını böyle bir çalışmasından dolayı kutlarım.

Not: İlimiz müftüsünün hastalığı nedeniyle Devlet Hastanesine yatırıldığını üzülerek öğrenmiş bulunuyorum. Hastane yönetiminden öğrendiğime göre, tedavisi hassasiyetle yerine getirilmiştir. Sayın müftümüze geçmiş olsun derken, gösterdikleri hassasiyetten dolayı Devlet Hastanesi personeline teşekkür ederim.

23.02.2010


Bu yazı toplam 1195 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim