• BIST 97.726
  • Altın 145,625
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C

BİR TOPLANTININ ARDINDAN

Hasan Dinç

“Hükümet politikalarının sivil destekleyicisi olduğumuz için Akil insanlar heyetinde bulunmamız yönünde hükümetten teklif aldık. Teklifi kabul ettiğimiz için sizin karşınızdayız” “Biz hükümetle sizin aranızda köprü görevi göreceğiz. Herhangi bir düşünce ve politika dayatmak gibi bir niyetimiz yok. Bizim sizlerle yaptığımız bu toplantılar barış amaçlı toplantılardır. En azından barışa hizmet etmek amacıyla yapılmaktadır” Bu cümleler “AKİL İNSANLAR” olarak isimlendirilen Karadeniz heyet başkanı Sayın Yusuf Şevki Hakyemez’in geçtiğimiz Pazartesi günü Otel Gazelle’ de sözde halk temsilcileri ile yaptığı açış konuşmasındaki en çarpıcı bölümlerinden alınmıştır ve konuşmasının özünü oluşturmaktadır.

“Bir yola çıktık ve bir yolculuk yapıyoruz. Bu yolculuk bizi nereye götürür bilmiyoruz. Bu yolculukta bizim amacımız doksan yıllık kötü devletten, özürlü ve sorunlu devletten, zorba ve katil devletten kurtulmaktır. Bu şansı yakaladık değerlendirmemiz gerekir” Bu konuşmada aynı heyetin üyesi Oral Çalışlar’ın konuşmasından alınmıştır.

“Milletimizin içine fitne sokmak isteyenler var. Bu fitneye izin vermeyeceğiz. Bayrağımızı ve milletimizin birliğini savunmak bizim görevimizdir” Bu cümleler de heyet üyesi Şemsi Bayraktar’ın konuşmasının özünü oluşturmaktadır. (Şemsi Bayraktar benim öğrencim olmaktadır.)

Diğer konuşmacıların birbirleriyle çelişen konuşmalarını ise buraya nakletmek istemiyorum. Hatta heyetin adında bile anlaşmış değiller. Kimisi kendilerine “AKİL İNSANLAR” derken, kimileri de “DİYALOG GURUBU” adını daha uygun bulduklarını ifade etmektedirler. Görüldüğü gibi heyet hiçbir konuda ittifak halinde değildir. Ne kadar başkanın “biz hiçbir konuda düşünce ve politika dayatmak niyetinde değiliz” dese de, konuşmacıların ifadeleri bal gibi fikri dayatma içermektedir ve birbirleriyle farklı fikirler söylemektedirler.

Sıra toplantıya katılanların konuşmalarına geldiğinde konuşmalara sınırlama getirildi. Her konuşmacıya üç dakikalık zaman tanındı. Takdir edersiniz ki üç dakikalık süre içinde söylemek istedikleriniz anlatmak büyük ustalık işidir. Bu da bizim gibi konuları 45 dakikalık süre içinde anlatmaya alışmış öğretmenler için hayli zordur. Ancak çok kişinin konuşacağı hesaba katılırsa bundan başka da çare yoktur.

Gerçekten de söz alanların sayısı bir hayli kabarıktı. Söz alan herkes söylemek istediklerini güzel bir şekilde dile getirdi ve ifadeye çalıştı. Bazıları konuşmalarını tanınan süreye sığdıramadı. Başkan bende dâhil bazı konuşmacılara süre hatırlatması yapıp ikaz ederken, bazıları bu süreye pek de itibar etmedi.

İkinci sırada söz aldım. Söylemek istediklerimi daha önceden not aldığım için notlarıma baka,  baka konuşmaya başladım. Ama daha notlarımın yarısına gelmeden heyet başkanının zaman ve süre hatırlatmasıyla karşılaştım. Söylemek istediğim en önemli şeyleri söyleyerek konuşmamı tamamladım.

Konuşmama mutad cümlelerle başladım. Bolu’ya hoş geldiniz dedim. Üzerlerine almış oldukları çok önemli görevleri başarmaları yönündeki temennilerimden sonra “ Siz çözüm politikalarında kendi aranızda ne kadar ittifak halindesiniz” diye sordum. Arkasından da “Başkanın konuşmalarıyla üyelerden Şemsi Bayraktar’ın ve Oral Çalışlar’ın konuşmaları tam tezat teşkil etmektedir” diye de ekledim. Ayrıca diğer bölgelerdeki heyetlerin basına intikal eden konuşmaları ile de söylediklerinizin paralelliklerini merak ediyor musunuz? Diye sordum. Mesela Ege Bölgesi heyet üyesi Prof. Baskın Oran’ın “ Bütün kötülüklerin kaynağı 90 yıllık Ulus devlet ve üniter yapıdır. Ulus devlet ve üniter yapı yıkılmalıdır. Biz bunun için görevliyiz” sözleri basına yansıdı. Heyet başkanı Sayın Tarhan konuşmanın zamanlamasına karşı çıkmış özünü ise kabullenmiştir.  Siz heyet olarak bu konuşmaya nasıl bakıyorsunuz? Gerçekten sözde demokratik Türkiye ulus devletin ve üniter yapının yıkılıp yerine “ÇOK ULUSLU FEDERATİF” devlet çözümün esasını mı oluşturmaktadır? Diye sordum. Başkanın zaman hatırlatmasını da dikkate alarak hiç ara vermeden “ Biz Ulus devleti ve üniter yapıyı bir istiklâl savaşından sora kurduk. Masa başında kimsenin istemesiyle bunlardan vazgeçemeyiz. Kurmak için nasıl savaş yapmışsak korumak içinde savaşmaya hazırız. Ulus devletten ve üniter yapıdan rahatsızlık duyup onu yıkmak isteyenler bizimle savaşı göze almak zorundadırlar.” diyerek konuşmamı sonlandırdım.

Zaman yeterli olsaydı daha söyleyeceklerim vardı. Neyse ki benden sonra konuşan bazı arkadaşlarımızın konuşmaları içinde benim söylemek istediklerime tercüman oldular da içim biraz rahatladı. Toplantı sona erdiğinde heyet üyelerinden bazıları bizzat yanımıza gelerek bizimle özellikle sohbet etiler. Bilhassa Oral Çalışlar’ın “En azından karşılıklı konuşmanın bile önemli bir aşama olduğunu”  söylemesi dikkat çekiciydi.

 Toplantının hemen sonrasında ortak akşam yemeğine davet edildik. Toplantının davetlisi olmadığımızı da dikkate alarak otelden ayrıldık. İşte bir “AKİL İNSANLAR” toplantısının Bolu ayağı böyle başladı, böyle bitti. Önümüzdeki dönemlerde neyle karşılaşacağımız pek belli olmasa da niyetlerden sezilmektedir. Bütün herkesin çok dikkatli olması gereken bir döneme gittiğimizi hatırlatmak isterim.

Bu yazı toplam 1003 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim