• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C

BİR YILDÖNÜMÜ

Hasan Dinç

Geçtiğimiz Pazar günü yakın tarihimizde yaşadığımız utanç verici kara günlerimizden birinin yıldönümü idi. İkili anlaşmaların devletimize verdiği haklar çerçevesinde, Kuzey Irak'ta konuşlanmış askeri birliğimize yüz kadar Amerikan askeri ile peşmergeler karargâha girmiş, on iki subayımız teslim alınarak başlarına çuval geçirilmiş, adi birer savaş esiri muamelesine tabi tutularak elleri ve ayakları bağlanıp Bağdat'a götürülmüş, orada tam 60 saat ifadeye çekilerek askerimize büyük hakaretler yapılmıştır. 4 Temmuz Pazar günü bu utanç verici olayın yedinci yılıydı. Milletimizin vicdanında silinmez derin izler bırakan bu olay, ABD'ye karşı duyulan sempatinin yerini düşmanlığa bıraktığı, sözde müttefik iki devletin birbirine güvenlerinin sarsıldığı bir gündür. Ne yapılırsa yapılsın iki milletin arasına girmiş bulunan bu utanç olayı artık ebedi soğukluğun sebebi olarak kalacaktır.

Bu olay, sonuçları önceden hesaplanarak yapılmış plânlı ve stratejik bir hareket olduğu gelişen olaylardan anlaşılmaktadır. Yani bir anda meydana gelmiş ve istenilmeden tesadüfen olmuş bir olay değildir. ABD'nin, 1 Mart tezkeresinin sorumlusu olarak gördüğü Türk askerinden hesap sormak ve iş başına getirdiği AKP iktidarına da bir gözdağı vermek için yaptığı iddia edilen bu hareketin, daha başka ve köklü sebeplerinin olduğu o günden bu yana gelişen olaylardan anlaşılmaktadır.

Dünyanın 4-5 büyük ordusundan biri, NATO'nun da ikinci büyük ordusu kabul edilen Türk Ordusunun bölge üzerindeki gücünü sıfırlamak, Kuzey Irak üzerinde düzenleyici ve dengeleyici gücünü yok etmek, Kerkük ve Musul üzerindeki tarihi haklarımızı görmemezlikten gelmek, bölgenin bin yıllık gerçek sahibi olan ve Türkiye'nin gücünü her zaman arkasında hisseden Türkmenlere gözdağı vermek, onlara “buranın gerçek gücü benim ve ben istemedikçe hiçbir güç bölgede size yardım edemez” anlamına gelece ikazı yapmak, Türkiye'nin ağabeyliğini kabul etmiş olan peşmergelere, Kuzey Irak'ta kurulacak olan Kürt Devletinin başta Türkiye olmak üzere bölgenin diğer devletleri aleyhine büyüyebileceği kanaatini kazandırmak ve özellikle de Türkiye'nin burnunu sürtmek Türk ordusunun gerektiğinde Kuzey Irak'a kara harekâtı düzenlemesine engel olmak, bu yakışıksız ve devletimiz açısından utanç verici olayın sebepleri olarak görülmektedir. Belki şimdilik göremediğimiz ve zamanla ortaya çıkacak olan başka önemli ve gizli sebepleri de olabilir.

Bu gelişmelerin en vahimi, sorumlu devlet adamlarımızın olay hakkında sessiz ve hareketsiz kalmaları olmuştur. Başbakanımız günlerce Amerikalı bir yetkilinin telefonuna ulaşamamış, telefonlar hep meşgul çalmış ya da cevapsız kalmıştır. Günler sonra telefonla temas sağlandıktan sonra da Amerikalı bir yetkiliden özür beyanı alınamamıştır. O günün Dışişleri Bakanı günümüzün Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül gazetecilerin “Amerika özür diledi mi?” sorusuna “Büyük devletler özür dilemez” cevabı hepimizin beynine çakılmış 30'luk çivi gibi kalmış, küçük devlet olduğumuzu ilk defa onun bu cevabı üzerine öğrenmiştik.

O günlerin yeni Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan yine gazetecilerin “Amerika'ya nota verdiniz mi?” sorusuna karşılık “Ne notası, müzik notasından mı bahsediyorsunuz?” cevabı, Amerika karşısındaki acizliğimizi bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Bütün bunlardan daha elim ve acı olanı ise, askerimize bu hakaretleri reva gören ve askerlik terbiyesinden nasibini almamış bir komutanın ülkemizde hüsn-ü kabul görmesi ve başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Genel Kurmay Başkanımız tarafından huzura alınarak konuşulması suretiyle mükafatlandırılmasıdır.

Beş bin yıllık tarihimiz içinde elbette çok büyük zaferler yaşadığımız gibi, büyük felaketler ve bozgunlar da yaşadık. Tarihimiz bu zaferler ve felaketlerin hikâyeleriyle doludur. Ancak milletimiz tarihindeki bozgun ve felaketleri hiç unutmamış, onları destanlarında, halk hikâyelerinde hatta masallarında yaşatmış, kuşaktan kuşağa bunları birer tarihi miras olarak yeni nesillere aktarmıştır. Böylece onlardan ders almamızı, bu bozgun ve felaketlere sebep olanları tarihin kara sayfalarına, bazen de milletimizin temiz vicdanına silinmez hatlarla kazımıştır. Böyle olmasaydı bin beş yüz yıldan bu yana hiç yakın temasımızın olmadığı vicdanımızdaki Çin düşmanlığını izah etmek mümkün olmazdı. Ama hiç şüphe yoktur ki, milletimize bir yapandan on misliyle hesabı sorulmuş, acı ve bozgunu milletimize reva görenler, tarihin çukuruna bir daha çıkamayacak şekilde gömülmüştür. Tarihimizin altın sayfalarını oluşturan Mete Han, Bumin Kağan, Gültekin ve Bilge Kağanlar, Bilge Tonyukuk gibi vezirler, Tuğrul ve Çağrı Beyler, Sultan Alparslanlar, melik şahlar, Kılıç Aslanlar, Fatihler, yavuzlar, kanuniler ve de Atatürk'ler her zaman vicdanımızın mutluluğunu oluştururken, nice Kara Kağanlar da düşmanla işbirliği yapıp milletimize bozgun ve utanç yaşattıklarının karşılığını tarihimizde bulmuştur.

Bu utanç ve kara günlerin bir daha yaşanmaması için hem unutulmaması, hem de bu utanca sebep olanların tarihi veballerinin sorulup, herkesi hak ettiği yere tevdi edilmesi dileğiyle.

EY TÜRK OĞLU İŞTE SENİN HESAPLAŞACAĞIN GERÇEK DÜŞMAN!..

06.07.2010


Bu yazı toplam 1155 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim