ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort ankara escort porno izle kayseri escort

  • BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Bolu 9 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C

Bir’iz, birliğiz yoktur ikilik

Mustafa Namdar

    “Bir’iz, birliğiz yoktur ikilik

    Her zoru yeneriz yaşasın teknik...”

    Bu dizeler okul marşımızda geçen anlamlı mısralardır. Bizim okullarımızda maya böyle tutulmuştur. Bizde beraberlik; etle tırnak gibidir. Bizde zorluklar; dayanışmaya destek olan teknolojiyle aşılır. Bizde, sevgiden kaynaklanan saygı, bizde emek gücü paylaşarak üretmenin, üretebilmenin güzelliği vardır. Bizde alın terini silen sıcak ve sevecen eller, bizde aklı beceride buluşturan coşkulu yürek vardır, samimi, sıcak...

    Örnek mi? Buyurun beraber dönelim yaşadığım olaya;

    Sanırım yetmişli yıllardan bir gündü; “Öğretmenim, bu öğrenci sanki esrar, uyuşturucu gibi bir şey kullanıyor! Dersimi hayal aleminde dalgın dalgın, kendini ve çevresini unutmuş gibi dinliyor. Sınıf içi etkinliklere hiç katılmıyor. Kimseyle konuşmuyor, sorduklarıma da cevap vermekten kaçınıyor. İşte sizin de gördüğünüz gibi rengi kireç gibi, sarı beyaz karışımı. Kesin bunda bir şey var efendim. Ben çözemedim, size getirdim” dedi öğretmenlerimizden biri.

    O dönemlerde müdür yardımcılığı görevimin içinde Rehberlik Servisi çalışmaları da vardı. Getirilen öğrenciyi kayıt işleminden tanımıştım. İl dışından onbirinci sınıfa naklen gelmişti. Öğretmeni gönderip, öğrenciye de oturmasını işaret ettim. Bedensel olarak oldukça zayıf, rengi de gerçekten kireç gibiydi. Karnı, sırtına yapışmış gibi çökmüş, aç olduğu halinden belliydi. “Aç mısın?” dedim, sesini çıkarmadı. İki çay, bir tost söyledim. Çayı içmesi, tostu yemesi gözümün önünden hiç gitmedi; belli ki uzun süredir açtı. Ama yine de sorun açlık olmamalıydı. Daha ciddi bir sorun var gibiydi. Sohbet havasında sorular soruyor ve çoğuna ben de cevap alamıyordum. Veli formunda yazılı olan adresin doğru olup olmadığını sordum, başıyla işaret etti; adres doğruydu. Kız Meslek Lisesi’nin arka taraflarında bir yerlerde oturuyordu sanırım. Ertesi gün evi arayıp buldum. Odunluktan bozma, derme çatma bir baraka, kapısı yarı açık. “Birileri olmalı” diyerek kapıyı tıklattım. Kucağında kundaklı bir çocuk bulunan gençten bir bayan, kapıyı biraz daha aralayarak ürkek bir ifadeyle “Buyurun, kimi aramıştınız?” diye sordu. Kendimi tanıttım, rahatlamış olmalı ki, “Buyurun buyurun, içeri buyurun” dedi. İçerisi sanki çıplak gibiydi; kenarda bir şilte, ‘gece yatak, gündüz minder olmalı’ diye geçirdim içimden. Karşı kenarda yer yer kızılı çıkmış bir bakır sürahi, alüminyum bir tencere, bir iki melamin tabak ve bardak... Görünürde pek başka bir şey yoktu.

    Genç kadın öğrencinin ablasıymış; kardeşinin davranışlarından bahsediyor, içine kapanıklığını anlatıyor, bir derdinin olup olmadığını öğrenmek amacıyla burada olduğumu söylüyordum. Ben konuşurken derin derin iç çekiyor bir taraftan da yemenisinin uçlarıyla gözyaşlarını siliyordu. Hıçkırıklar arasında bir kez daha ablası olduğunu söyleyerek “Hepsi benim yüzümden, hepsi benim yüzümden” dedi.

    Yaklaşık iki yıllık evliymiş, eşiyle ailesinin rızası olmadan evlenmiş, çocuğu doğduktan 4 ay sonra kocası onları bırakıp Almanya’ya gitmiş. Nikahsız olması nedeniyle de baba ocağında kabul görmemiş. “Farkında mısınız bilmem, biz ikiziz; birbirimizi çok severiz. Bu yüzdendir ki kardeşimle beraber kalkıp Bolu’ya geldik” dedi ağlayarak. Kardeşinin hem okula hem de okul çıkışlarında bulduğu geçici işlere gittiğini, böylelikle kendilerine baktığını anlattı. “Bazen ekmeğimiz oluyor, katığımız olmuyor ama, dertlerimizle baş başa tüm bunların üstesinden gelmeye çalışıyoruz” derken, hıçkırıklar boğazında düğümleniyor anlatmakta zorlanıyor, nefesi yetmiyordu...

    Okulun bitmesine az kalmıştı, bu çileyi, bu acıyı kimseye belli etmeden göğüsleyeceklerdi. Acılarına ortak aramıyorlardı; öyle karar vermişlerdi. Durum anlaşılmıştı.

    Öğrenciyi okulumuzda çıkan öğle yemeğine yazdık, bir de sefertası temin edip akşam için de yemek ayırdık. Giyim kuşam için koruma derneğinden, üç beş kuruş da öğretmenlerden yardım aldık. Bütün bunlar fakir öğrencilerimiz için yaptığımız rutin işlerimizdendi. Bu olayda etkilendiğim bu yapılanlar değildi. Asıl etkilendiğim, bu okulların mayasında olan yardımlaşma duygusunun öğrencilerimiz arasında da gelişmiş olmasıydı. Nitekim söz konusu öğrencinin durumunu kısa sürede diğer arkadaşları aracılığıyla öğrenen bölüm öğrencileri, kendi aralarında para toplayıp bana getirdiler; topladıkları bu parayı arkadaşlarının onuru kırılmasın diye benim vermemi istiyorlardı. Düşündükleri gibi yaptım. Daha da önemlisi öğrencilerin bu yardımları okul bitene kadar sürdü. Ve yıl sonunda ev geçindiren öğrencimiz iyi bir derece ile mezun oldu. Diplomasını almaya geldiğinde Ankara Siteler’de iş bulduğunu, Ankara’ya gideceklerini söyledi. Gözleri dolu dolu, hakkımızı helal etmemizi istiyordu. Sarılıp kucaklaşıp helalleştik...

    Aradan yıllar geçti, emekli olduğum yıldı, bir iş için Ankara Siteler’de dolaşırken birinin “Öğretmenim, öğretmenim” diyerek koşup geldiğini gördüm. Onu tanımıştım. Boynuma sarıldı. “Bu günleri size ve arkadaşlarıma borçluyum, iyi bir işim var, ablam ve yeğenimle birlikte mutluyuz. Bu yanımdaki de o gün kundakta olan yeğenim işte. Üniversiteye gidecek, onu ben okutuyorum” dediğinde pek çok duygulandım. Öğretmenin ödülü bu olmalıydı. Dayanışmanın birlik ve beraberliğin ne büyük bir değer olduğunu bir kez daha görmek yaşamak ne güzeldi.

    Çünkü bir’iz birliğiz yoktur ikilik...

14.12.2005

Bu yazı toplam 420 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim