• BIST 98.090
  • Altın 143,479
  • Dolar 3,5672
  • Euro 3,9865
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 15 °C

BOLU HİKAYELERİ

Mustafa Nuri Gürsoy

Bolu’nun Doğa Turizmi Çalıştayı  ile ilgili ön toplantı yapıldığını gazetelerden okuyorum.

Bolu Valimiz İbrahim Özçimen bu ön toplantıya başkanlık yaparken,

Çalıştay toplantısına, Belediye Başkanımız Alaaddin Yılmaz, AİBÜ Rektörü Prof. Dr. Hayri Coşkun, BTSO Başkanı Emin Semercioğlu, Marka Genel Sekreteri Erkan Ayan, ilimizdeki daire müdürleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve otel temsilcilerinin katıldığını öğreniyoruz.

Doğa turizmi çalıştayı adı altında gerçekleşen bu ön toplantıya,

İl Genel Meclis Başkanı Sayın Mücahit Kutlu, ve_veya il genel meclis üyelerinden bir temsilci,

Belki, aynı meclisin eğitim kültür ve sosyal hizmetler komisyonu üyelerinin de bu toplantıya davet edilmesi beklerdim.

İlçesinden haberdar olan, her bir ilçenin hikayesini yakından okuyan, yaşayan, il genel meclisi üyelerinin,

Bu Doğa Turizmi Çalıştayından haberdar olması ile katkılarına fırsat verilmesini beklerdim.

Her ne kadar Bolu Valimiz Sayın İbrahim Özçimen ile il genel meclis kararları sonrasında ve il encümen hizmetleri noktasında buluşuluyor olsak bile,

Bu nevi organizasyonlarda başlayacak hikayelerin, gerçeğe dönüşmesine il genel meclisi üyeleri olarak,

Fırsatı, gerçeğe dönüştürme noktasında, bir kere daha ortaklık oluşturabilirdik.

 

Ve Fakat..

Sayın İbrahim Özçimen’in,

“Bolu’ya turist çekmek için kendimize hikayeler bulmalıyız” cümlesini önemsedim.

Doğrudur.

Bir ilçenin ,bir şehrin mutlaka bir hikayesi olmalı,

Yoksa yaratılmalı.

Bir hikaye, her yerel için, her anlamda gerekli ön koşuldur.

Hikayesi olmayan ülke de olmaz. Şehir de, ilçe de, belde de.

Bu ister kahramanlık, ister mistik,

İster, destan veya ütopik..

Mutlaka böyle bir beklenti vardır, yaşanılmıştır, yaşatılmalıdır.

Gel velakin.

Bir kısım çevreler, bu hikayelere, bu masallara, destan ya da kahramanlık öykülerine,

Oldum olası karşı çıkarlar.

Modern, elit, entel,

Çağdaş olabilmenin, kalabilmenin,

Önünde engel görürler.

 

Tarihe, kültüre, turizme, yerele kattığı katma değer hiç hesaba katılmaz, görülmez.

Bir zamanlar “kökez” diye nerede ise dünya markası olmuş,

Komşu illerden gelerek veya geçerken su kaplarını dolduran insanlara şahit olurduk.

Kendi elimizle, kendi dilimizle,

Kendi yerel ön çıkarlarımızla nerede ise bu güzel “kökez” suyunun,

Özünü kuruttuk.

Erikli’ye, Şaşal’a, vs. ye teslim olduk.

Kökez’den daha mı iyi idi bu sular.

Sırf ön amaç ve çıkarlar doğrultusunda,

Bu hikayenin bu marka haline gelmiş “Kökez” suyunu,

Herkesten fazla yerme, kötüleme, içilmez yaftası ile,

Güzel hikayemizin sonunu hazırladık.

Köroğlu’nu, Abant’ı, Yedigölleri, Gölcük ve Kartalkaya’yı ve daha nicelerini saymıyorum.

Sadece muhalefet olsun diye,

“Kökez” markasını, Bolu ile özdeşleşmiş bu su hikayesini hayatta tutmayı beceremedik.

Bolu ilinin hep yakasını açmaya özendik.

Yakasını paçasını toplamaya özenenlere türlü yaftalarla, haksız işler içinde bulunduk.

Anlatımdan şu çıkmasın.

İçilmesi yudumlanması, kullanılması belli kriterlere bağlı su’yun.

“Kökez”

Adı ile anılan su ise bambaşka  bir şey.

 

Ben bir markadan ve hikayeden söz ediyorum.

“Bolu’ya turist çekmek için kendimize hikayeler bulmalıyız”

Çok güzel bir cümle..

Kökez suyundan daha güzel bir hikaye olur mu.?

Geriye doğru bir düşler manzumesi gerçekleştirin.

Sonuç;

Kökez suyuna kadar dayanır.

İnanın.

 

BOLUSPOR

 

Sakarya ile oynanan karşılaşma beklenmedik bir sonucu beraberinde getirdi.

Güzel goller vardı.

Hat Trick de.

Hat trick kelimesi etimolojik olarak Viktorya Dönemi'ne kadar uzanıyor.

Kelime o dönemdeki sihirbazların şapkalarından üç adet tavşan çıkarmasından türemiş ve ilk olarak kriket sporcuları için kullanıldığı ifade ediliyor.

Bu hikaye Viktorya döneminde yazılmış olsa da.

2012 yılının bir ocak ayında,

Bolusporlu futbolcumuz F.Kiraz için de kullanabiliyoruz.

Boluspor hikayesi farklı ve şanlı bir hikaye.

Küçük şehrin büyük öyküsü diye başlayan sloganımız,

Tüm Türkiye’ye mal olmuş durumda.

 

Bu güzel bir hikayeyi,

Yaşatan ve yaşayanlara binlerce teşekkür.

1800 lü yıllarda, Viktorya Döneminde sihirbazlar şapkalarından üç tavşan çıkarınca Hat Trick öyküsü işlenmeye başlanmış.

2012 yılının ocak ayının bir gününde Kiraz  Boluspor adına şapkadan üç adet tavşan çıkardı.

Boluspor’da görev alan her oyuncunun ayrı bir hayat hikayesi var elbette.

Koca reislerin, ağabeylerin, Boluspor’a, devre arasında Antalyaspor’dan transfer edilen ve maçın kaderini değiştiren Kenan Özer’in ve diğerlerinin.

Her şeyi bir kenara bırakıp, bu işin keyfini çıkaralım.

Hikayelere bir anlam, bir mana yükleyelim.

Küçük şehrin büyük öyküsü ile gururlanalım.

Türkiye,

Hikayemize, Bolu şehrimize, Boluspor’umuza özensin.

 

HAYVAN DERNEKLERİ

 

Artık köpeklerin de tayini çıkmaya başlamış.

Emeklilik haklarından yararlanmakla birlikte, her birinin ayrı bir hayat hikayesi olduğu ayrı bir vakıa.

Onları eğitenler ve_veya bakıcıları da onlarla birlikte,

Tayin oldukları yere gitmek zorunda kalıyorlarmış.

Köpek kadrosu olan ile gitmek zorundalar ve kadro açılmayan yere de atanmak mümkün değil.

Örümcek adam diye bir çizgi roman var, bilirsiniz.

Örümcek genç adamı ısırınca, örümceğin tüm özelliklerini kapması ile ilgili fantastik bir hikayedir bu.

Sekiz yıldır polis olan Ferhat Durdu, iyi bir köpek eğitmeni.

Onun hikayesi de bir farklı.

Üç yaşında kafasını köpek ısırdığında,

Hayat hikayesini şöyle özetliyor.

“O günden beri ben de köpek gibi davranıyor, yaşıyorum.”

Kafasını çevirdiğinde yüzündeki derin yara her şeyi özetliyor.

Şimdi bu tayini çıkan köpekler,

Tarlada bostana girerek köylüyü zarara uğratan domuzlar,

Çakallar, kurtlar, geyikler, zürafalar, kelaynaklar..

Hayvan hakları dernek ve federasyonlarının ilgi alanına giriyor mu.?

 

Çok merak ediyorum.

Bir de “bu hayvan hakları federasyonları” sadece belediyeler tarafından yapılan “barınaklara” neden odaklanır.

Güzel güzel araç giydireceklerine,

Kendileri neden bir barınak inşa etmezler.

Diyarbakır Belediyesi tarafından yaptırılıp, sanki kendileri yapmış gibi övünme yerine,

Osman Baydemir’e verdikleri plaket giderini hayvanların yiyeceğine harcasa idiler,

Daha bir güzel hikaye yaratmış olamazlar mıydı.?

Diyarbakır hayvan barınağının,

Ciwan Haco, Rojda ve Kamkars gibi grupların müziği eşliğinde yapılan açılış töreni,

Hayvanları ne mutlu etmiştir.

Öyle değil mi.?

 

30.01.2012


Bu yazı toplam 1946 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim