• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -2 °C

Bolu'da geçtiğimiz hafta

Hasan Dinç

Geçtiğimiz hafta ülkemizde hava Bolu Dağı gibiydi. Dumanlı ve yoğun sisli olması nedeniyle, görüş mesafesi çok kısaydı. O nedenle olayları kavramak ve tahlil etmek, okuyucuyu yanıltmadan onlara olanları doğru anlatabilmek mümkün değildi. Gelişmeleri olayların kaynağından takip eden ulusal medya bile tam anlayabilmiş değilken, bizim buradan doğru anlayıp doğru anlatmamız mümkün değildir. Bu sebeple biz bu haftaki yazımızı Bolu'da ki gelişmelere ayırdık.

MHP YEREL BASINLA BULUŞTU

Milliyetçi Hareket Partisi'nin yerel basınla olan münasebetleri epey zamandır dikkati çekiyor, parti yetkililerinin basın önüne çıkmayışları her kesim tarafından dile getiriliyor ve konu teşkilatın aleyhine değerlendiriliyordu. Bu durum partinin yeni yöneticileri tarafından da anlaşılmış olmalı ki, son günlerde üst üste yerel basın mensupları ile çok önemli iki toplantı yaptılar. Bu toplantıların sonuncusu geçtiğimiz hafta Salı günü Prestij Otel'de yapıldı. Yerel basınımızın sahiplerinin, muhabirlerinin ve de köşe yazarlarının yoğun ilgi ve katılım gösterdiği bu kahvaltılı toplantı, iki buçuk saat sürdü ve bu süre içinde İl Başkanı Sayın Sabri Şatıroğlu toplantının yapılış sebeplerini ve ülke gündemindeki önemli konular üzerinde durdu. Sonra “Bizim yerel yönetimlerde parti temsilcilerimiz bulunmamaktadır. İl Genel Meclisi'nde ve Belediye Meclisi'nde neler olup bittiğini, nelerin konuşulup kararlaştırıldığını maalesef bilemiyoruz. Ancak bu konuları basından takip edebiliyoruz. Bu sebeple siz bizim yerel zeminde gören gözümüz, duyan kulağımızsınız. Bizim size her partiden ve her zamandan daha fazla ihtiyacımız var” derken hem basının önemini iyi kavradıklarını, hem de yerel basın dikkate alınmadan ciddi bir politika yapılmayacağını ifade etmiş oluyordu.

MHP İl Başkanı Sayın Sabri Şatıroğlu daha sonra yerel gündemi değerlendirmeye aldı. İktidar partisinin İl Genel Meclisinde ve Bolu Belediyesindeki çalışmaları ile ilgili düşüncelerini partisinin görüş penceresinden ifade etmeye çalıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu değerlendirmelerde kurduğu cümlelerle basın toplantısına iyi bir hazırlık yaptığını da hissettiriyordu. Arkasından gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Öyle zannediyorum ki sorduğu soruya aldığı cevaplarla tatmin olmayan gazeteci arkadaşımız olmadı. İki buçuk saatlik toplantının sonunda bu toplantıların sık sık tekrarlanacağı parti yetkilileri tarafından toplantıya katılanlara duyuruldu. “Bir dahaki toplantılara da yoğun ilginizi bekliyoruz, katılımınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyoruz” denilerek bütün gazeteciler ayrı ayrı uğurlandılar.

MHP'nin yerel basınla bu buluşmanın sağlanmasında, bir önceki toplantıda yerel basınımızın önemli köşe yazarı Sayın İmdat Aslan'ın partiyle basın arasında ilişkinin sağlanması hususunda görevlendirilmesinin müspet etkisini görmemek mümkün değildir. Sayın İmdat Aslan'la MHP'nin bu yöndeki önemli atılımlarının önümüzdeki dönemde artarak devam edeceğini umar, MHP'ye ve Sayın İmdat Aslan'a çalışmalarında başarılar dilerim.

ÜÇ SORU

Geçtiğimiz haftanın basınla kahvaltılı ikinci toplantısı Abant Köşkü'nde yapıldı. Bolu Valisi Sayın Halil İbrahim Akpınar'ın daveti ile yapılan bu toplantı da, basın tarafından yoğun ilgiyle takip edilen toplantılardan biri oldu. 24.12.2009 Perşembe günü saat 10'da başlayan toplantı, ortak kahvaltı ile başladı. Abant Tabiat Parkı'nın Çevre ve Orman Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nden on yıl süreyle Bolu Özel İdare Müdürlüğü'nce kiralanması üzerine, burada uygulanacak projeleri basına tanıtılmasını amaçlayan bu toplantı, Sayın Valimizin açış konuşması ile başladı. İl Genel Meclisi Genel Sekreteri Sayın Tahsin Akduman'ın Abant Tabiat Parkı ile ilgili olarak hazırlanan projelerin tanıtılmasıyla devam etti ve konu ile ilgili gazeteci arkadaşların sorularının her iki yetkili tarafından, zaman zaman da konu ile ilgili sorumlu kişiler tarafından cevaplandırılmasıyla sona erdi. Konu ile ilgili olarak cevaplandırılması dileği ile üç soru da tarafımdan soruldu. Bu sorulardan birisi “Projelerinizde Abant alası ile ilgili bir bilgiye rastlamadım. Abant alası ile ilgili düşünceleriniz nedir.” İkincisi “Tabiat parkının Özel İdare'ye kiralanma süresi on yıl olarak duyuruldu. Bunca yatırım yapılacak Abant Tabiat Parkı'nın kiralanma süresi neye daha uzun süreli tutturulmamıştır. Devletin bazı kiralamalarda süreyi 49 yıl kabul ettiği bir zamanda, Abant Tabiat Parkı'nın kiralanma süresi kısa sayılmaz mı?” Üçüncü soru ise “Sayın Valimiz konuşmalarında hep yapacağız, izin vermeyeceğiz, böyle yapılması kararlaştırılmıştır gibi kesin hüküm ve karar ifadeleri kullanmıştır. Abant Tabiat Parkı'nın tarafınızdan yapılan planlamalarının değiştirilemez statüsü mü bulunmaktadır.”

Birinci soruya Sayın Valimizin izin vermesi sonucu konunun yetkilisi olduğuna inandığım bir arkadaş cevap verdi. Abant alasının neslinin devamı için Trabzon'da önemli çalışmaların yapıldığını ve sonuçlarının yakında alınacağını, ilk defa bu arkadaşın verdiği cevaptan öğrendim. İçimden büyük bir mutluluk duyarak kendisine teşekkür ettim. İkinci soruma Sayın Valimiz ciddiyet dışı bir yaklaşımla “On yıl sonra Abant Tabiat Parkı'nı Boluspor'a teslim eder geçeriz” şeklinde geçiştirdi. Üçüncü soruma ise hiç cevap verilmedi. Basın toplantısında gazetecilerin sorularına cevap verilmeyişi toplantının ciddiyetine pek yakışmadı.

GÜRUH

Güruh kelimesi Arapça olup kalabalık, topluluk ve bölük anlamına gelmektedir. Dilimize girerken kısmen anlam değişikliğine de uğrayarak kötü maksatla bir araya gelmiş topluluk ve sürü anlamında kullanılır olmuştur. En güzel örneğini mukaddes kitabımızın mealini dilimize uygulamış bulunan Hasan Basri Çantay'da görmekteyiz. Merhum Hasan Basri Çantay hazırladığı üç ciltlik Kur'an-ı Kerim mealinde, Bakara suresinin son ayetini dilimize tercüme ederken “ente Mevlana, fansurna, alel kavmil kafirin” ibaresini “Ey mevlâmız, bizi kafirler topluluğunun zulmünden koru” şeklinde değil, “Ey mevlâmız, bizi kafirler güruhunun zulmünden koru şeklini tercih etmiştir.” Örnek cümlede görüldüğü gibi kelime dilimizde asıl anlamından farklı şekilde kullanılmakta ve kelimeye olumsuz bir anlam yüklenilmiş bulunulmaktadır. Buna benzer dilimizde birçok kelime bulunmaktadır. Bu kelimeler kullanılırken anlam değişikliğine dikkat edilmezse, kullanan kişiyi toplumda hiç de hak etmediği kötü durumlara düşürebilir.

Konuya nereden geldiğimi merak edenler olmuştur. Hemen onların merakını gidereyim. Gazetemizin köşe yazarlarından ve yazılarını severek okuduğum Sayın Yüksel Gültekin, 17 Aralık 2009 tarihli YORGUN DEMOKRAT başlıklı yazısında “ülkede bir grup gözü kararmış siyasi güruh, ne pahasına olursa olsun bu ülkeyi yalnızlaştırma çabası içerisindeydi. Hiçbir barış mutabakatına, hiçbir olumlu işbirliğine yanaşmayan bu zihniyetin, Başbakanın meclis kürsüsünden söylediği gibi milletten hiçbir zaman onu temsil etme vekâletini alamayacağı belliydi. Fakat ne gam. Bu güruh için önemli olan memleketin huzur ve istikrara kavuşması, demokrasinin bütün kurum ve müesseseleriyle (herhalde bütün kurum ve kurallarıyla demek istiyor) yerleşmesi, ülkenin müreffeh ülkeler düzeyine ulaşacak şekilde ekonomik ve sosyal olarak gelişmesi değildi, Önemli olan bu güzel ülkenin yalnızlaşmasıydı. Çünkü onlar, ancak bu ülke yalnızlaştığı, karanlığa gömüldüğü anda itibar görüp ortaya çıkabilirlerdi” ifadelerini üzüntüyle okudum. Bir demokratın hele de bir avukatın beğenmese de siyasi muhaliflerini iki yerde “Güruh” kelimesiyle nitelemesini kendisine uygun düşüremedim. “Memleketin huzur ve istikrarından” yana olduğu iddiasını taşıyanların, konuşma ve yazılarına biraz daha dikkatli olmaları gerekir. Muhataplarından kötü söz beklemeyenlerin, kalemlerine ve dillerine yakışıksız sözleri yaklaştırmamaları lâzımdır. Aksi halde bazen misliyle, bazen de mislinden daha ziyadesiyle mukabil kötü sözlere hazır olmak gerekir.

Sayın Yüksel Gültekin yine yazısının bir yerinde “Şimdi bu ülkedeki asıl kavganın ne olduğunu büyük bir soğukkanlılıkla iyi irdelemeliyiz. Bunun için olayların taraflarına bakmak lazım. Kim nerede ve nasıl yer alıyor. İlginçtir millet tarafından kabul görmeyen ve vekâlet verilmeyen düşünceleri, geçmişleri, vaatleri halk tabiriyle meşrepleri taban tabana zıt siyasi görüşler, kol kola vermişler. Sebep: İktidarın yıkılması. Ne pahasına olursa olsun, iktidarın yıkılması ve ülkeyi yönetme erkinin kendilerine geçmesi. E peki demokrasilerde ülkeyi seçimle iş başına gelen siyasi partilerin yöneteceğini bilmiyorlar mı? Hepimizden iyi biliyorlar. Fakat onlar seçimle değil de, seçim dışı yollarla, krizlerle, post modern darbelerle, halkın iradesine rağmen iktidar olmaya alışmışlar” demekte ve bence insaf dışı değerlendirmelerle muhalefet partilerine yüklenmektedir. Aslında hangi partilerden bahsettiğini isim vermese de anlamayan yoktur. Ben de “Yarası olmayan gocunmaz” dedirtmek istemediğim için, parti isimlerini vermeden yazacağım. Memleketin huzur ve istikrarı meşrepleri ayrı olsalar da, partileri temsil eden kişilerin yan yana görünmelerinden kaynaklanmıyor mu? Niye siz de onlarla yan yana değilsiniz de böyle kavgalı üsluplar kullanarak huzur ve istikrarın köküne asit dökmektesiniz. Eğer iddia ettiğin gibi o partiler “Demokratik kuralları hepimizden iyi biliyorlarsa” onlardan korkmamak lâzım. Çünkü demokratik yollarla iş başına gelerek antidemokratik yollarla iktidarlarını sürdürmek isteyenlere karşı en büyük sigortamız onlar olacaktır. Gerçek demokrasiden yana tavrınızdan şüpheniz yoksa kavgacı üslubunuzu bırakıp siz de onların yanında yer bulmaya çalışınız. Çünkü devletin üniter yapısı, vatanın bölünmez bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği ve Cumhuriyetimizin zeminini oluşturan milli, demokratik, laik yapımız tehdit ve tehlike altındayken, hiçbir siyasi ve inanç farklılığı bizi bizden koparamamalıdır. Sözümü Mevlana'nın ölüm yıl dönümü münasebetiyle onun dev eseri Mesnevi'nin ilk on sekiz beytinden on sekizincisini yazarak bitirmek istiyorum.

Pişkinin halinden hiç anlar mı ham,/ Söz kısa gerektir imdi vesselâm.

29.12.2009

Bu yazı toplam 1122 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim