• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 19 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 15 °C

Bu çocuk okuyacak!..

Mustafa Namdar

24 Kasım Öğretmenler Günü Öğretmenler Arası Anı Yarışması Birincisi.

“BU ÇOCUK OKUYACAK!.."

Ayağındaki yöresel şalvar, Ankara lastikleri içindeki çorapsız ayaklarını örtüyordu. Kimbilir, belki lastiklerin altı da delikti. Omuzlarını örten siyaha yakın soluk bir atkı, başında oyalı yazmasıyla altmış yaşlarında bir kadındı. Yüzü ve elleri güneş yanığı. Toprakla uğraştığı belli oluyordu. Yer yer kınalı olan elleri çatlamış, kaşlar çatık, alnında yılların çilesini işaretleyen derin çizgiler yüzüne de yayılmış yorgun ve çaresiz bir hali vardı.

Elinden tuttuğu, üzüm karası gözleriyle ürkek ürkek etrafı gözlemleyen sevimli bir çocukla girdi Müdür odasına. Masaya doğru yaklaştı, torunum dedi müdüre sert bir ses tonuyla. “Bu çocuk bu okulda okuyacak!”

Okullarda kayıt dönemiydi. Müdür Bey: “Önce hoş geldin. Yorgun olmalısın. Hele bir otur soluklan da konuşalım” dediğinde, "tarla kıyafetiyle geldim. Koltukları kirletirim diye korkarım” dedi ve devamla; “Bu yavrucakta ana yok, baba yok. Bir kız kardeşiyle birlikte benim elime kaldılar. Ben nineleriyim. Benim de erim yok. Bir başıma konu komşunun tarlasına tabanına koşturuyorum. Kız biraz büyüdüğünde kısmeti çıkar gider. Gider de bu yavrucak ne olacak? Mesleksiz, mesnetsiz nasıl ayakta duracak? Ortalık kötü. Şunun şurasında birkaç günlük ömrüm kaldı. Bu çocuk bir baltaya sap olmalı, bir mesleği, bir marifeti olmalı. Uzun lafın kısası Müdür Bey, bu çocuk burada okuyacak!.. Haa bunun buralarda galacak yeri yuvası da yok. Aha ben derdimi anlattım. Gayri emir senin, himmet senin. Ne yapacaksan yap!” Diyerek kestirip attı.

1945’te açılan bu okul, Mevlana dergahı gibiydi. Kimler gelip geçmedi. Kimler et ekmek iş güç sahibi olmadı ki...

Bir ara müdür beyle göz göze geldik. “Öğretmenim sana emanet. Ne yapacaksak yapalım” dedi. Evraklar nineye verilmişti. Alıp kayıt işlemlerini yaptık. Okulların açıldığı günü gelmesini söyledik. Sevinç içinde ayrıldılar.

Öğrenci ufak tefekti ama zeki olduğu davranışlarından belli oluyordu. Hangi bölümü ister dediğimizde çocuktan önce nine söze girip: “Hangisi münasipse o olsun, yeter ki eli ekmek tutsun” demişti.

O dönemlerde okula koruma derneğimiz oldukça güçlüydü. Bazı ihtiyaçlarını buradan karşılar, yatacak yeri de bir şekilde ayarlarız diye düşündük.

Adı Ali idi. Ali’yi marangozluk bölümüne yerleştirdik. Okul kıyafetini tanıdık bir esnaftan, atölye önlüğünü, okul araç-gereci, kitap, defter gibi malzemelerini Koruma Derneği’nden, kalacak yerini de yurtların birinden hallettik.

Dersler iyi gidiyordu. Hafta sonları yanıma gelip, haftanın değerlendirmesini yapıyorduk. Ali kırsal kesimden gelmiş olmasına rağmen, çabuk uyum sağladı. Birinci sınıfı iyi dereceyle geçti. Ninesi iyi bir zanaat sahibi olsun demişti ya, Ali mahcup etmedi nineyi. Atölyesi çok başarılıydı. İkinci sınıftan itibaren döner sermaye işlerinde çalışıyor, 3-5 kuruş da kazanıyordu. Her bayram öncesi Okul Koruma Derneğimiz ayakkabı, kazak, gömlek, kaban gibi kıyafetler dağıtırdı. Böylesi günlerden birinde ayakkabı dağıtıyorduk. Ali de vardı. Öğrenciler ayaklarına uygun olanları seçerken, Ali hep kız ayakkabıları içinde aranıyormuş. Durumu fark eden öğretmen arkadaşımın bağırmasıyla irkildim. “Ne yapıyorsun sen evladım? Sapık mısın nesin? Sizin ayakkabılarınız burada. Orada işin ne? Ne arıyorsun kız ayakkabılarının arasında?” Kafamı kaldırdığımda Ali ilişti gözüme. Yüzü kızarmıştı. Hiç cevap vermeden koşarak odayı terk edip gitti. Anladım ki bir derdi vardı garibin.

Ders arası haber gönderdim, odama geldi. Başı öne eğik, hiç sesi çıkmıyordu. Hayrola Ali neyin var, neden birşey söylemeden çıkıp gittin dediğimde, kurulu bir yay gibi boşandı Ali. İçin için ağlayan Ali, hıçkıra hıçkıra boğulurcasına ağlıyordu. Kesik kesik konuşarak; “Bağışlayın öğretmenim. Diğer arkadaşlarımın yanında söyleyemedim. Siz hep ihtiyacınızdan fazlasını almayın, paylaşmayı öğrenin demez misiniz? Bakın, bana geçen yıl verdiğiniz ayakkabılar yeni. Ben, ben kız kardeşim için bakıyordum. Anlatsam gerçeği, anlatsam duygularımı acaba verirler mi diye düşünüyordum. O şimdi 5.sınıfa gidiyor. Onun ayağında lastik. Onun da birinin altı delik. Ninem yamattı ama yine de su çekiyor. Bana herşeyi veriyorsunuz. Şu sıra benim ihtiyacım yok. O da sevinsin istedim. Söylemek istedim, söyleyemedim. Konuşamadım. Boğazıma birşeyler tıkandı, konuşup anlatamadım. İşte affedin öğretmenim” dedi.

Şaşırdım, donup kaldım. Hele git şu elini yüzünü yıka diyebildim. Oysa ailenin durumunu biliyordum. Ali odaya döndüğünde ayakkabıları işaret ederek, önce kendine, sonra da kardeşine seç dedim. Ben kendime almasam dedi. Hadi seç de dersine geç kalma diyebildim.

Ali okulunu pekiyi dereceyle bitirdi. "Okumak istiyorum ama biliyorsunuz, nineme ve kardeşime bakmak zorundayım. Ankara’ya gitmek istiyorum. Siteler’de çalışan hemşehriler var, belki daha kolay iş bulurum. Hakkınızı helal edin. Sizi ve okulumu unutamam. Hoşçakalın" dedi.

Sarılıp ayrıldı.

Yıllar sonra Ankara Ulus’ta arkamdan bir ses geliyordu, öğretmenim, öğretmenim. Koca Ankara’da bir ben mi vardım öğretmen.

Umursamadan yürürken, nefes nefese bir el tuttu elimi. Bu bizim Ali’ydi.

Evlenmiş, sevimli çıtı pıtı bir de kızları olmuş. Eşi ile tanıştırdı. Mutlu bir evlilikleri vardı.

İşte öğretmenliğin ödülü bu olmalıydı. Yıllar sonra da olsa, mutlu sonu görmek güzeldi.

Ninesi ile kardeşi mi? “Ninesini kaybetmiş, kardeşi de evlenmiş köyde kalmış.

28.11.2007

 

Bu yazı toplam 385 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim