• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

BU DENKLEMDE FİRAVUN KİM?

Hasan Dinç

Geçtiğimiz hafta mecliste meydana gelen ve şüphesiz AKP'lilerin sebep olduğu kavga endişeyle izlendi. AKP eski Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser'in Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan için bir resmi parti toplantısında söylediği “O bizim ikinci peygamberimizdir” sözünün MHP milletvekili Sayın Osman Durmuş tarafından meclis kürsüsüne taşınması bu kavganın görünürdeki sebebi kabul edilmektedir. Gerçek sebebi ise, zamanla siyasi analistler tarafından ortaya konulacaktır. Ancak, AKP'nin giderek toplumda güç kaybetmesi ve MHP'ye karşı AKP tabanından önemli oy kaymasının tespit edilmesi hem başbakanı, hem de AKP gurubunu kontrol edilemeyen bir korku ve gelecek kaygısıyla bu saldırganlığa ittiği sebebinin önemli bir yer tutacağı ortaya çıkacaktır. Güya dini duyarlılık ve türbana karşı gibi gösterilmeye çalışılan bu cinnet saldırısının MHP'ye karşı tutmayacağını AKP ve onun yandaş basını çok acı bir şekilde görecektir. Bu sebeplerle MHP'nin üzerine giderek onu ve yıllarca milletinin milli, manevi değerleri için mücadele vermiş inançlı tabanını yıldıracağını sanan gaflet erbabı, sert bir kayaya çarptığını sandıkta anlayacaktır.

AKP'nin baştan beri dini litarütür ve kavramlar üzerinden siyaset yaptığı bilinmekte, kelimelere bu anlamlar yüklenerek kullanılmaktadır. Bu durum Anayasa mahkemesi tarafından tespit edilmiş, parti “Laikliğe karşı odak olmakla” suçlanarak durumu karara bağlamış bulunmaktadır. Geçenlerde Denizli'de dağıtılan “İlahilerle hakka çağrı” adlı kitapta yer alan “ Tayyib'i üzmek Allah'ı üzmektir” ifadesi de bu istismar yolunu hala kendileri için açık tuttuklarının bir kanıtıdır. Allahlı, Peygamberli siyaset istismarının en tehlikeli örneği ise eski Başbakanlık Basın Müşaviri Mehmet Akif Beki'nin hazırladığı “Erdoğan'ın Harfleri” adındaki çalışmasında görülmektedir. Sayın Akif Beki bu çalışmasında Erdoğan'ı Hz. Musa'ya, Sayın Abdullah Gül'ü ise Hz. Musa'nın yardımcısı ve kardeşi Hz. Harun'a benzeterek “Başbakan Erdoğan hem Hz. Musa'nın karakteristik özelliklerini taşıyor, hem de hayatı Hz. Musa'nın hikâyesine benziyor. Abdullah Gül'ün geçmişi ve konumu da Hz. Harun'a uyuyor” demektedir. (Bu çalışmanın yapıldığı sırada henüz Sayın Abdullah Gül Cumhur Başkanı değildi)

Hz. Musa ile ilgili geniş bilgi Tevrat'ın Çıkış bölümünde bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim ise Hz. Musa ile ilgili bilgileri başta Bakara suresi olmak üzere bazı surelere yayarak vermektedir. Birbirlerine çok benzer olan bu iki kaynaktaki bilgilere göre Hz. Musa Mısır'da İsrail oğullarından bir aileye mensuptur. Bilindiği üzere Hz. Yakup'un bir adı da İsrail'dir. Hz. Yakup'un oğullarından Hz. Yusuf kardeşleri tarafından kıskançlık nedeniyle kuyuya atılmış, onu kuyudan çıkaran bir kervan Mısıra götürerek köle olarak satmıştır. Yıllarca zindanlarda kaldıktan sonra bir rüya tabir ederek Firavunun hizmetine girmiş, oradaki başarılı devlet adamlığı sonucu Mısır maliye bakanlığına kadar yükselmiştir. Daha sonra yanına babası ve kardeşlerini de alarak orada çoğalmışlar ve İsrail oğullarının çekirdeğini oluşturmuşlardır. İşte Hz. Musa Mısır'daki bu kavme mensuptur.

Firavun çoğalan ve kendisi için tehlike arz eden İsrail oğullarını hem köleleştirmiş hem de erkek çocuklarını öldürterek çoğalmalarına engel olmak istemiştir. Hz. Musa, Firavunun doğumundan haberdar olup da öldürtemediği biridir. Ancak anası tarafından bir sepete konularak bir akarsuya bırakılmış, saray kadınları bu sepetteki çocuğu alarak gizlice saraya getirip ona sahip çıkmışlardır. Sütannesi olarak da Hz. Musa'nın annesini bulmuşlar ve onun bakımına vermişlerdir. Böylece Hz. Musa Mısır sarayında büyümüş 18 yaşlarına geldiğinde bir sokak kavgasına katılarak bir yumrukla bir Kıpti'nin ölümüne sebep olmuş ve cezalandırılmaktan kurtulmak için Mısır'dan kaçmıştır. Bugünkü Sina yarım adasında Şuayp peygamberin bulunduğu yere gitmiş, orada yıllarca kaldıktan sonra Mısır'a geri dönmesi, Firavun'u hak dine davet etmesi ve kavmini esaretten kurtararak vaat edilmiş topraklara ulaştırması için Allah tarafından peygamber olarak görevlendirilmiştir. Tevrat'ın ve Kur'an'ın açık tanıklığına göre Hz. Musa konuşma inceliğine ve diplomatik nezakete sahip olmadığından, kardeşi Harun'un yardımcısı olmasını Allah'tan istemiş ve isteği de kabul edilmiştir.

Böylece Hz. Musa'nın Mısır'daki Firavunla olan mücadelesi başlamış, Firavun'u İlahlık iddiasından vaz geçmeye sonra da İsrail oğullarının serbest bırakılarak Mısır'dan ayrılmalarına müsaade etmesini istemiştir. Bu isteğini çeşitli mucizelerle tekrarlamış olmasına rağmen Firavun'u bir türlü ikna edememiş ve bir gece kavmiyle birlikte Mısır'ı gizlice terk etmek istemiştir. Bunu haber alan firavun ordusuyla Hz. Musa'yı takip etmiş, tam Kızıl Deniz kıyısında onları yakalamıştır. Hz. Musa asasıyla Kızıl Denizi yarmış, kavmini karşı sahile geçirmiştir. Onu arkadan takip eden Firavun ise suların birbirine kavuşması sonunda ordusuyla birlikte helâk olmuştur.

Hz. Musa kavmini Sina çölüne geçirmiş, Allah'ın yardımı sonucu onların her türlü ihtiyacını karşılamıştır. Bir ara Tur Dağına çıkmak için onlardan ayrılırken başlarına Hz. Harun'u bırakmış, hak yoldan ayrılmamaları için sıkı sıkıya tembih etmiştir. Lakin İsrail oğulları Samiri adlı bir putperestin sözüne uyarak onun yaptığı altından bir buzağıya tapmaya başlamışlardır. Hz. Musa bundan haberdar olunca öfkelenmiş ve tur dağından “On emir'le” inerek kavmini tekrar Allah yoluna çevirmiştir. Ceza olarak 40 yıl çöllerde gezilmiş ve Hz. Musa vaat edilen topraklara ulaşamadan vefat etmiştir.

Kutsal kitaplardaki Hz. Musa ve Hz. Harun hikâyeleri kısaca böyledir.

Şimdi Başbakanlık Basın Müşaviri Sayın Mehmet Akif Beki'nin hazırladığı “Erdoğan'ın Harfleri” çalışmasındaki çok bilinmeyenli denklemde iki bilinen bellidir. Bunlardan Hz. Musa Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Hz. Harun ise şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'dür. Bu denklemde bilinmeyenler ise Allahlık iddiasında bulunan firavun, Hz. Musa'nın kurtardığı İsrail oğulları, Firavunun kavmi Kıptiler ve denizde boğulan Firavun'un ordusu bilinmemektedir. Her şeyden önemli olan da Tur Dağı neresi ve oradan getirilen “On Emir” in mahiyeti açık değildir.

Sayın Akif Beki Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ü Hz. Musa ve Hz. Harun'a benzetirken, denklemdeki diğer bilinmeyenleri de müşahhas bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Günümüz bazı siyasilerini bütün insanlığın ortak saygı duyduğu dini peygamberlere benzetirken, hemen hemen herkesin ortak nefretinin muhatabı olan yukarıdaki denklemde bilinmeyenler olarak zikrettiğimiz kişilerin günümüzdeki temsilcilerini de öğrenmek hakkımızdır. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Her Musa'nın bir Firavunu vardır” derken doğrusunu söylemek gerekirse günümüzün firavunu gerçekten merak uyandırmaya başlamıştır. MHP'nin bir AKP il başkanının söylediği “Başbakanımız bizim ikinci peygamberimizdir” sözünü meclis kürsüsüne taşımasından sonra, peygamber olamayacağını sadece diliyle değil, gösterdiği cinnet derecesindeki hiddetle de ıspat eden başbakanın, Müşaviri Akif Beki'nin bu iddiasına vereceği cevap da kamuoyunca merakla beklenmektedir.

09.02.2010

Bu yazı toplam 1590 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim