• BIST 93.616
  • Altın 208,990
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • Bolu 7 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 8 °C

BUNU DA BEN YAŞADIM

Hasan Dinç

 

Bundan önce yazdığım “İSLAM’IN YAHUDİLEŞTİRİLMESİNE FIRSAT VERMEYELİM” başlıklı yazıda Arapların Yahudi inançlarından etkilenip mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ve Peygamberimizin şiddetle reddetmesine rağmen Uydurma hadislere sığınarak kendilerini diğer İslâm milletlerinden üstün görüp efendiliklerini ilân ettiklerini yazmıştım. Diğer İslâm milletlerini bu arada doğal olarak Türk milletini de hor, hakir ve köle olarak gördüklerini; yazdıkları kitaplarla bu fasit düşüncelerini din olarak kutsayıp İslam’ı kabul ederek onunla şereflenen milletlere telkinle ilahi hikmet ve kanunlara ters düştüklerini ifade etmiştim. Bu bozuk inanışın zirve yaptığı dönem olarak da Osmanlı İmparatorluğunun son dönemini işaret etmiş, Osmanlı toplumunu oluşturan etnik unsurların bu imparatorluğu kuran Türk milletini aşağılayan, onları hor ve hakir gören davranışlarına iki önemli örnek vermiştim.

Cumhuriyet sonrası Türkiye de bazı kesimlerin bu fasit düşüncenin tortularını hâlâ canlı bir şekilde yaşattıklarını üzülerek görmekteyiz. Çok örnek arasından bir tanesini okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

 1969 yılında Sakarya/ Akyazı Ortaokulu Müdürlüğü görevine başladım. Akyazı toplumsal yapı itibariyle küçük bir Türkiye modelidir. Hemen, hemen bütün etnik unsurların yaşadıkları bir bölgedir. Başta Gürcü, Boşnak, Abaza, Çerkez, Kürt, Rum, Arnavut, Laz, Roman vb. unsurlar bir arada barış içinde farklılıkları öne çıkarmadan Türk milli çatısı altında kardeşçe yaşamaktadırlar. Etnik farklılıklar hiçbir zaman ihtilaf konusu olmamış, etnik çeşitlilik kardeşçe yaşamanın ve huzur ortamının bozulmasının sebebi olarak görülmemiştir. Etnik farklılıkların oluşturduğu farklı kültür, dil ve inançlar mahalli hoşgörü sınırları içinde hayatiyetlerini sürdürmüş; Türk milli bütünlüğü ve İslâm dini onların kardeşliğinin çimentosu olmuştur.

Mesai saatlerinin dışında kalan zamanlarımı genelde çarşı esnaflarını ziyaretlere ayırır, onlarla her konuda sohbetler ederdim. Bu esnaflar arasında hâlâ dostluklarımı devam ettirdiklerim vardır. Terziler, bakkallar, konfeksiyoncular, sarraflar, manavlar ve mobilyacılar en çok ziyaret ettiğim esnaflar arasındadır.  Hafta sonlarında Kuzuluk, Taşburun,Akbağlık gibi bazı köylere gider muhtarları başta olmak üzere köy halkıyla tatlı sohbetler ederdik. Bazı dernek, vakıf ve odaları ziyaret eder onların düşüncelerini bizzat  yöneticilerinden dinler zaman,  zaman da o konulardaki düşüncelerimi kendilerine anlatmak fırsatını bulurdum.

Bu geniş ilişki ağı kısa süre sonra etrafımda bir güven halkası oluşmasına sebep olmuş, her konuda düşüncelerimin öğrenilmesi ihtiyaç haline gelmişti. Bu nedenle yolda yürürken bile esnaflardan davetler alır ve onların bu davetlerine icabet ederdim.  En çok uğradığım esnaflardan birisi yol üzerinde küçük bir bakkal dükkânı olan Sami Özhan’dı. Her zaman gülen bir yüzü, tatlı bir dili ve anlayışlı bir yaklaşımı vardı. Son derece saygılı ve insanları kırmayan tavrı müşterilerini de bir hayli artırmış olmalıydı.

Akyazı’nın pazarı Çarşamba günüdür. Bugün diğer günlere göre sokaklar biraz daha kalabalık olurdu. Mesai sonrası okuldan çıkmış eve doğru gidiyordum. Arkamdan “Müdür Bey” diye bir ses duydum. Baktım Sami Özhan beni çağırıyordu. “Gel çay içelim” diye beni dükkâna davet ediyordu. Geri döndüm ve içeri girdim. Küçük tezgâhın önüne özenle yerleştirdiği sandalyeye oturdum. Konuşmaya başlamadan bu seferde hemen yakındaki caminin imamı içeri girdi. İmam benim de tanıdığım biriydi. Cuma namazını sıkça onun camisinde kılar Cuma konuşmalarını dinlerdim. Çoğu doğru olmayan şeyleri anlatır, milliyetçiliğe aşırı derecede saldırır ve küfre eşit sayardı. Her ikisi de aynı etnik guruba dâhil oldukları için birbirleriyle daha samimi bir ilişkileri olduğu görülüyordu. Sohbet nasılsın faslından sonra başka konulara kaydı. O sırada vitrinin önüne köylüler geliyor, arabalara binerek köylerine gitmek için dükkân önünde bekliyorlardı.

Bu sırada yaşı 65/70 dolaylarında olan biri sırtındaki büyük sepetiyle birlikte dükkân önüne geldi. Sepeti yere indirdi ve etrafla ilgilenmeye başladı. O da araba bekleyenlerdendi. Bu sırada imam dostumuz “Bizim eşekçi işini bitirmiş” dedi. Eşekçi diye o yaşlıdan bahsettiğini anlamıştım. Merakla sordum. Eşek hırsızlığı mı yapmış? İkisi birden “hayır” diye cevap verdiler. Dilimin ucuna geldi ama utandığım için söyleyemediğim soruyu onlar anlayarak “Hayır o aklına geldiği gibi de değil” dediler. Öyleyse neden “Eşekçi” dediniz.  İmam cevap vermek için eliyle işaret ederek “Biz şu tarafın insanlarına “Eşekçi” deriz dedi. İşaret ettiği taraf Akyazı’nın doğu, güneydoğu tarafıydı. Bu tarafta Akpürçek, Karapürçek, Taşkesti, Mudurnu kasabaları ve onlara bağlı köyler bulunuyordu. Bu kasabalar ve köylerde genelde Türkler yaşıyordu. Bütünüyle o yörede yaşayan insanlara “Eşekçi” diyerek aşağılıyorlardı. Başımdan bir kazan kaynar su dökülmüş gibi oldum. Ama sükût ettim. İçimdeki isyanı hissettirmemeye gayret gösterdim. Gelen çayları yudumlamaya çalışırken söz döndü dolaştı, ata binmekten konuşulmaya başlandı. İmam akşam sinemaya gittiğini, filmin baş rolünü oynayan Cüneyt Arkın’ın çok güzel ata bindiğini öve, öve anlatmaya başladı. Sonunda da eğer “A…. olmasaydı böyle güzel ata binemezdi” diye sözü tamamladı. Kısa zaman içinde kendi etnik mensubiyetini öven ve Türk’ü aşağılayan ifadeler beni gerçekten yaraladı. Kendisine döndüm ve ·”Hoca Efendi etnik aidiyetinle  övünebileceğin başka bir şey daha söyleyeyim mi?” dedim. Gözlerinin içi güldü ve söyle dedi. Fatih Sultan Mehmed’i tanıyor musun? Hani şu İstanbul’u fetheden, Peygamberimizin övgüsüne mazhar olan Fatih’i. Tanıyorum diye yüzüme baktı.” İşte o Fatih Sultan Mehmed’in annesi de A…..dı” dedim. Sözümü daha tamamlamaya fırsat bile vermeden büyük bit mutlulukla  “Eğer annesi A…. Olmasaydı istanbul’u alamazdı” diye hükmünü veriverdi. Artık o densiz imama ders verme sırası bendeydi. Kendimi topladım ve bütün ses ustalığımı da sözlerime katarak “Ama babası da Eşekçi Türk’üydü” deyiverdim.

Biraz önce mutluluktan dudakları kulaklarına varan hoca birden bozuldu. Yüzü önce kızardı. Sonra da morardı. Diyecek bir şeyi olmadığını anlamış olmalı ki sustu. Sohbet yerini sessizliğe terk etti. Birbirlerine baktılar. Hatalarını anlamış olmalılar ki ikisi birden özür dilediler.

Belli bir zaman geçti. Eve gitmek üzere müsaade isteyerek ayağa kalktığımda imama dönerek “ Hocam! Milliyetçiliğe karşı olduğunu biliyorum. İslâm’ın milliyetçiliği meşru görmediğini her Cuma konuşmalarında söyler durursun. Ama kendin milliyetçiliğin çok ötesinde ırkçılık yapıyorsun. Dinimiz İslâm’ın karşı olduğu şey tam da şu senin yaptığın şeydir, Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş bir milleti “Eşekçi” diye aşağılamanı hiç hoş karşılamadım” dedim ve Alah’a ısmarladık diyerek oradan ayrıldım.

NOT: Yazıda (A) olarak kodladığım etnik topluluğun adını kapanmış bulunan bazı yaraları tekrar kanatmak istemediğim için yazmadım. Gerçekte ise bu topluluk Türk milli bütünlüğüne tam olarak entegre olmuş ve bu kutlu yapının şerefli bir unsuru olmuştur. Şimdi ortak kaderin birer kardeşi olarak yan yana, kol kola ebediyen yaşamaya devam edeceğiz.

Sinemada adı geçen ve ata iyi bindiği söylenen artist Cüneyt Arkın’dır. Cüneyt Arkın ise Eskişehir’e yerleşmiş Kırımlı bir Türk (Tatar) ailesine mensuptur. İmamın zannettiği gibi (A) etnik unsuruna mensup değildir.

Fatih Sultan Mehmet hem anne yönünden hem de baba yönünden Türk’tür. Osmanlı sultanları genelde farklı etnik unsurlardan olanlarla evlenseler de Fatih’in annesi öz be öz Türk soyludur.

Son günlerde verdiğimiz şehitler bütün bir milleti derinden üzmektedir. Allah Şehitlerimizin ve gazilerimizin ailelerine sabırlar nasip etsin. Bu kara günlerin biran önce sona ermesini ve millet olarak hak ettiğimiz güzel günlere kavuşmamızı Allah (C.C.) nasip etsin.    

    

 

 

Bu yazı toplam 1660 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim