• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 16 °C

Bunun bir orta yolu olmalı

Mustafa Namdar

Toplumlarda birlik-beraberliğin ortak noktası, güven ve huzurdur. Güven ve huzurun olduğu yerde barış vardır. Sevgi vardır. Bunun için olmalı inançlarımıza göre, üç günden fazla dargın durmamak. Dargınlığın tedavisi, aracı kullanmadan konuşmak, Allah'ın verdiği aklı dilimizle bütünleştirip oturup konuşmak olmalı. Böyle mi oluyor? Çevremize baktığımızda, böyle olduğunu söylemek çok zor. Dedim ki dediydi goygoycuları hep ön sırada, hep baş tacı oluyor.

İnsan haklarının konuşulduğu şu günlerde, herkes sanki birbirinin ayağına basıyor. Canı yanan feryat ediyor, taraf oluyor. “Pardon kusura bakmayın” sözcüğüne kimse aldırmıyor, yangına benzinle koşuluyor. Sanki kimse büyüklüğü kabul etmiyor gibi. Hani derler ya, “Affetmek büyüklüğün şanıdır.” Hiç kimse o şana ait rozeti yakasına takmak istemiyor.

Geçenlerde yazmıştım. Bize bir ombudsman lazım diye. Bir arabulucu gerek. Memur amiriyle barışık değilse, arabulucu gerek. Patron işçisiyle barışık değilse, patronun iş akdini sonlandırması silahı olmamalı. Belde yöneticisinin belde halkıyla dargınlığı olur mu? Hele de halkına iş, aş sağlayanla yöneticisinin arasından soğuk rüzgarlar esmesine olanak sağlanır mı? Bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimiz, dilimizi kullanmak yeteneğimizin olması değil mi? Yanlışı düzeltmenin, anlaşmanın tek yolu, karşı karşıya geçerek oturup konuşmak olduğunu bilmiş olmamıza rağmen, neden araya arabozucu üçüncü şahısların girmesine fırsat veriyoruz?

Ne tuhaf ki, bağırsak sesimizi duyurabileceğimiz yerden, mesajımızı iletebilmek için aracı kullanıyoruz. Ne tuhaf ki, bir taraf içinde yaşanan beldenin güzelleşmesi için, sağlıklı çevre, temiz hava, temiz yol, su verebilmek için tüm olanakları halkına kullanabilme imkanlarını seferber edebilmenin gayreti içinde, diğer taraf, aynı belde insanlarının ekonomisine katkı sağlayıp sofrasındaki azığına katkı yapmak istiyor. Gene ne tuhaf ki, aynı toplumun mutluluğu için çaba harcayanlar, birbirine vermeleri gereken selamı basın aracılığı ile vermeye çalışıyor.

Bunun bir orta yolu olmalı. Bunun orta yolu çeşitli kollara uzanan kuvvetleri bir birleşkede toplamak olmalı. Bunu başarabilmek için yapmamız gereken şartlanmışlık zırhımızı üzerimizden çıkarıp, açıklıkla düşüncelerimizi birbirimize aktarıp, aklın süzgecinden geçirmek olmalı. Meramını anlatamayanların, işi yumruğu döktüklerini her iki taraf da bilmesine rağmen, neden yumruklarımızı sıkarak sorun çözmeye çalışıyoruz? Unutmayalım ki bir tarafın belde halkına, diğer tarafın da iş üreten kesime model olmak görevi var. Allah aşkına başınızı yastığa koyduğunuzda, bu modellik görevimizi ne kadar yerine getiriyoruz diye düşünün.

Olayları şartlanmışlık içinde değerlendirdiğimizde, sağlıklı sonuca ulaşmamız zor. İnsanların düşüncelerini, yakalarındaki rozete göre tartmaya kalkarsak, terazinin kefesinde doğruları bulma şansımız olamaz. Her gün hızla gelişen teknolojilerin şaşkınlığını yaşarken, düşüncelerimizi geliştiremiyorsak, duygularımızı insanların mutluluğu üzerinde yoğunlaştıramıyorsak, dünya değişiyormuş kimin umurunda…

Fuzuli ne güzel söylemiş: “Söylesem tesiri yok. Sussam gönül razı değil.” Ben gene de söylüyorum. Sorunlarımızı duygusal yaklaşımla, bilek gücümüzle, yumruğumuzla çözmek yerine, aklımızla çözelim. Aracılarla değil, konuşarak, görüşerek zorlukları aşalım.

14.12.2007

Bu yazı toplam 343 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim