• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Bolu -5 °C
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C

Büyük Başkan!

Mustafa Nuri Gürsoy

Son Samuray filmini izlerken, çocukluk ve gençlik dönemlerimde okuduğum çizgi romanları, kızılderilileri ve onların dostu, çizgi roman kahramanı Tex aklıma düştü.

Daha filmin başında, Kızılderililerin Amerikalı Albay ve askerleri tarafından çoluk çocuk demeden katledilmelerini, ok ile savaşan ve hatta savunmasız insanlara yapılan kıyımın haksızlığında, kendini içkiye veren, kabuslarını her gece derinden yaşayan Amerikalı.!! Yüzbaşı Nathan karakteri beni fazlasıyla etkiledi.

Çağrışımlar ve karmaşık duygularla izlediğim filmin kurgusu, senaryosu gerçekten beni etkilemiş olmalı ki, gözyaşlarıma engel olamadım.

Cesur, bilge ve ideallerinin korkusuz kimlikleri seyrinde; yaşanılan vahşeti, bir film kurgusunda anlatan “Son Samuray” filmiyle çok şeyleri tekrar sorgulama fırsatı buldum.

Ve geleneklerine bağlı bir gurup toprak köylüsü samurayların, medeniyet dedikleri mitralyözlerle nasıl katledildiklerini büyük bir mahcubiyet içinde izledim.

Bu film için, dünyada en iyi iş yaptığı ülke olarak gösterilmemiz çeşitli biçimlerde açıklanabilir. Hatta toplum bilinçaltımızda, Orta Asya steplerinde kılıç sallayan atalarımızdan kalma bir uzak doğulu ruhun hâlâ yaşadığı dahi öne sürülebilir.

Zaten bizim, Tarkan, Karaoğlan, Malkoçoğlu gibi çizgi roman kökenli kült kahramanlar da bir tür samuray'dır.

Bir başka açıdan baktığımızda ise, samuraylar bizim yeniçerilere de benzetilebilir. Biz de yeniçeriliğin, bektaşilikten etkilenmesinde olduğu gibi, samuraylığın büyük ölçüde Zen Budizm esintisi taşır denilebilir.

Her an ölümün keskin kılıcıyla burun buruna olan samuray için zen, ölüm yaşam çelişkisini sonsuz şimdi yaklaşımıyla ve boş zihin ilkesiyle aşma yolu olarak anlatılır.

Yeniçerilerle ikinci bir benzerliğini de unutmayalım:

Filmin geçtiği İmparator Meiji döneminde, kendi batılılaşma sürecini yaşayan Japonya, bu nedenle, kendini, geleneğin simgesi samuraylardan kurtulmaya mecbur hissetmiştir. Japonya'dan çok önce, II. Mahmut'un da, Batı tipi ordu kurma amacıyla, yeniçeriliği, fena halde tasfiye ettiğini tarih kitaplarımızdan biliriz.

Filmin konusunun, Japonya'da ilk viski fabrikasının kurulduğu bir dönemde 1870 li yıllarda geçtiğini hatırlatmak isterim.

İnsan yaşamını, savaşları, işgalleri ve bir karış petrol ve toprak için ölen öldürülen insanları,hangi film, kurgu, hikaye, roman olursa olsun okuduğumuz; ülkelerinden kovulanları, işgal altında bulunan toprakları ve gelenek ve göreneklerimizi unutmayalım.

Ve; Duwarmish Kızılderililerinin reisi Seattle tarafından 1853-1857 yılları arasında o zamanın Amerikan Başkanı Franklin Pierce'e ithafen yazılmış mektubunu hep birlikte ibretle okuyalım.

"Washington'daki büyük başkan bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Dostluktan söz etmiş büyük başkan... Ama biz sizin, dostluğumuza ihtiyacınız olmadığını biliriz.

Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz? Ya da satabilirsiniz?

Ya toprakların sıcaklığını? Ağzımdan çıkan sözler yıldızlara benzer, büyük başkan, hiç sönmezler. Bu yüzden söyleyeceklerime güveniniz.

Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına, sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?

Kutsaldır bu topraklar benim için ve ulusum için. Yağmur sonrası ışıltılı her çam yaprağı, denizi kucaklayan kumsallar, karanlık ormanların koynundaki sis, şakıyan böcekler...

Ve bilin ki: Kızılderili adamın anıları, ağaçların özsuyunda saklıdır. Toprak bizim anamızdır. Washington'daki büyük başkan bizden topraklarımızı istediği zaman, bütün bunları istemektedir.

Büyük başkan bizim babamız, biz de onun çocukları olacakmışız. Büyük ruh ulusumuzu sever fakat nedendir bilinmez, kızılderili çocuklarını terk etti. Şimdi size makineler yolluyor ve çok yakında beklenmedik yağmurlar sonrası yataklarımıza taşan ırmaklar örneği, beyaz adam bu toprakların her karışını dolduracak.

Bizler yetim kaldık. Çünkü başka ırklardanız, çünkü ihtiyarlarımız farklı öyküler anlatırlar.

Bilesiniz ki: Derelerin ve ırmakların içinden geçen sular, sadece su değildir. Atalarımızın kanıdır o. Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam. Toprağı çocuklarından çalar.

Açlığın dünyayı saracak beyaz adam. Ve ardında koskoca bir çöl bırakacaksın.

Sabahın sisi dağların karnından doğan güneşi görür ve kaçar. Demir at (lokomotif) öldürüp çürümeye bıraktığınız binlerce buffalodan nasıl kıymetli olabilir. Nasıl? Anlamıyorum.

Hayvanlar insanları bıraksa, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi? Hayvanların başına gelen, insanın da başına gelecektir. Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelecek ... Çocuklarınıza bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretin.

Toprak bizim anamızdır.. Ve toprağa tükürülmez. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece...Beyaz adam neyi satın almak istiyor?

Gökyüzü ve toprakların sıcaklığını mı? Koşan antilopların çabukluğunu mu?

Biz size bunları nasıl satabiliriz? Ve siz nasıl satın alabilirsiniz?

Bir kağıt parçasını imzaladığımız ve beyaz adama verdiğimiz için her şeyi yapabileceğini mi zanneder beyaz adam?

Havanın tazeliğine ve suyun pırıltısına sahip değilsek, bunu nasıl satabiliriz size?

Son buffalo da öldüğünde onları tekrar nasıl satın alabilirsiniz? Beyaz adam geçici bir iktidardır ve o kendini her şey zannetmektedir. Bir insan annesine sahip olabilir mi?

Günlerimizin kalan kısmını nerede geçireceğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış gördüler.

Savaşçılarımız utandırıldılar. Yenilgiler sonrası kendilerini içkiye ve yemeğe verdiler. Bu yolla vücutlarını uyuşturuyorlar. Bir kaç kış ömrümüzün kaldığı bu topraklarda, yakında matemimizi tutacak tek bir kişi bile kalmayacak.

Ama niye ağlayayım? İnsanlar denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler. Biz gidiyoruz, ama beyaz adamın da bir gün keşfedeceği şeyi bu günden biliyoruz. Hepimiz aynı büyük ruhtan geliyoruz.

Beyazlar da bir gün bu topraklardan gidecektir. Belki de bütün ırklardan daha çabuk. Yataklarınızı zehirlemeye devam edin. Ve bir gece kendi çöplerinizde boğulacaksınız. Bu kader bizim için şu anda bilinmezdir.

Bütün buffalolar öldürüldükten, yaban atları ehlileştirildikten, ormanın en gizli köşelerine kadar dünya insan kokusu ile dolduğunda, sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra, bir bakacaksınız ki gökteki kartallar yok olmuş. Hızlı koşan taylara elveda demişsiniz. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu yaşamın sonu ve sadece daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır.

Biz kardeşlerininkinden ne kadar farklı olursa olsun, her insanın istediği gibi yaşamasını savunuruz. Eğer biz teklifinizi kabul edersek, bu sadece yeni toprakları güvence altına almak için olacaktır ve orada son günlerimizi rahat ve huzurlu geçirebiliriz belki...

Size bu topraklarımızı sattığımız zaman, siz onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz, onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz. Ve onu bugün bulduğunuz gibi hatırlayınız. Bu toprakları ve üzerindeki canlıları çocuklarınız için koruyunuz. Çünkü bu dünya kutsaldır.”

Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz, belki biz hepimiz kardeşiz.

Bunu zaman gösterecek.

Sevinç ve sağlıklar.

02.09.2009

Bu yazı toplam 507 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim