• BIST 107.693
  • Altın 143,178
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1382
  • Bolu 19 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 26 °C

BÜYÜK DEVLETLER ÖZÜR DİLEMEZ

Hasan Dinç

“Büyük devletler özür dilemez” sözü, Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'e aittir. Milletimizin hafızasından silinmediğine inandığım bir olay üzerine söylemişti. 2003 yılının Mart ayında TBMM, Amerikan askerlerinin Kuzey Irak'a müdahalesi sırasında ülke topraklarımızın kullanılmasına izin verilmesini önleyen bir karar almıştı. Bu karardan hoşnut olmayan ABD, Türkiye'yi cezalandırmak istemiş ve ikili anlaşmalar sonucu Kuzey Irak'ta bulunan bir garnizonumuzu basarak 11 askerimizi kaçırmış, başlarına çuval geçirerek Bağdat'a götürmüştü. Bu olaydan derin infial duyan milletimizin teessürünü dindirmek için gazeteciler o sırada Dışişleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül 'e “Amerika bu olaydan dolayı özür diledi mi?” diye sormuşlar; cevap olarak da “Büyük devletler özür dilemez” cevabını almışlardı. Aynı günlerde soru bir başka şekilde, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a “ABD'ye NOTA verdiniz mi?” diye sorulmuş, o da “ Ne notası, müzik notası mı” diyerek alaycı bir ifade ile Amerika'ya NOTA verilemeyeceği gerçeğini halkımıza anlatmaya çalışmıştı.

Son dönem AKP iktidarında milli hassasiyetlerden uzak ve milli ihtiyaç ve çıkarlarımızla bağdaşmayan dış politikamız tamamen ABD güdümünde şekillenmiş, AB ve ABD'ye endekslenmiş bir görünüm arz etmektedir. Yukarıdaki ifadeler bu politikaların ilgili devlet adamlarımızın sözleriyle teyidinden başka bir şey değildir. Gerçi sekiz yıllık son dönemde dillere pelesenk olan “Komşularımızla sıfır sorun”, “Çözümsüzlük çözüm değildir”, “Türkiye büyük devlettir ve bölgesel bir güçtür” ve “Türkiye dışarıda itibarı artan bir ülkedir” gibi devletlilerimizin beylik ifadeleri söylenip yazılıyorsa da, bunlar resmi politikalarımızın perdelenmesini ve halkımızın bu teslimiyet politikalarına isyanını önlemek amacına yönelik ifadeler olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Yapılan bazı ikili anlaşma ve imza altına alınan protokollerin içeriği halktan saklansa da uygulamaya geçiş, halkın gazabından korkulması nedeniyle çeşitli sebeplerle geciktirilmekte, böylece ülkemiz dış kamuoyunda sözüne ve imzasına sadık kalamayan bir ülke durumuna düşmektedir.

“Çözümsüzlük çözüm değildir” sloganıyla Kıbrıs'ta çözüm süreci başlattıklarını Türk ve Dünya kamuoyuna duyuran AKP hükümeti, işe Sayın Rauf Denktaş'ı iş başından uzaklaştırmakla başladı. Yerine kendi gibi düşünen ve politikalarını paylaşan M. Ali Talat'ı getirdi. Desteğiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde iktidar değişikliği sağladı. Kıbrıs'ta çözüm için ANNAN plânını kabul ederek referanduma gitti. Şimdiye kadar takip edilen milli Kıbrıs politikalarına aykırı birçok madde ihtiva etmesine rağmen, Kıbrıs Türk toplumuna kabul ettirdi. Neyse ki plâna Rumlar hayır diyerek referandum geçersiz sayıldı. Görüldü ki çözüm istemek çözüm getirmiyor. Çözümün taraflarca istenmesi ve kabul edilmesi gerekiyor. Ayrıca Kıbrıs anlaşmazlığının çözümü konusunda AB ilerleme raporunda kaydedilip bizden istenen her şeyi kabul edip imzalayan hükümet, zamanı geldiğinde taahhüt ettikleri bazı hususları uygulamaya koyma konusunda çekimser davrandığı görülmektedir. Mesela Kıbrıs Rum bandıralı gemi ve uçaklara, Türk hava ve deniz limanlarına giriş hakkı verilmesinin geciktirilmesi, Türk halkının gazabından korkulmasıyla yakından ilgilidir. Sekiz sene sonra Kıbrıs'ta gelinen nokta başlattıkları noktadan daha geri ve çözümü daha da zorlaşmış bir konu olarak karşımıza çıkmıştır.

“Komşularımızla sıfır sorun” sloganıyla yürütülen dış politikamızın çıkmazlarından biri de Ermenistan'la olan ilişkilerimizdir. Ermenistan bizim doğu sınırlarımıza komşu küçük ve fakir bir komşumuzdur. Ancak Avrupa ve Amerika'daki yaygın diaspora (kopuntu) ile buralarda etkin kamuoyu oluşturabilen bir ülkedir. 1992 yılında Sovyet Rusya'dan bağımsızlığını kazanınca, Rus ordusunun desteğiyle Azerbaycan'dan Karabağ bölgesini koparttı. Ayrıca Azerbaycan topraklarından önemli bir kısmını işgal ederek halkını sürgün etti. Hocalı'da soykırım yaparak 1200 Azeri Türk'ünü katletti. Bunun üzerine hükümetimiz Ermenistan'la olan sınırı kapattı. Böylece Ermenistan'ın dünya ile bağı koptu. Her geçen gün sıkıntısı artan Ermenistan hem bu sınır kapısını açtırmak, hem de 1915 yılında meydana gelmiş Ermeni Tehciri nedeniyle başlattığı soykırım davasını Amerika'yı aracı kılmak suretiyle her sene bu mevsimde önümüze koyar. AKP iktidarı Ermenistan'la bu anlaşmazlığa son vermek için bir protokol anlaşma imzaladı. Kamuoyunda çok tartışılan ve halkın asla kabul etmeyeceği bu protokol, onay için TBMM'ye sunulamadı. Zamanında onaylanmadığı için Amerika güya Türkiye'yi cezalandırmak adına 4 Mart günü Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde “Soykırım yasa tasarısını” kabul etti. Böylece Ermenistan'la ilgili olarak yürütülen sözde iyi niyetli çalışmalar da sona erdi.

Filistin meselesi için İsrail ile, Ermenistan için Azerbaycan ile zaten dostluk ilişkilerimizi kopma noktasına getirmiş bulunuyoruz. Önümüzde kocaman bir de İran problemi durmaktadır. İran'ın nükleer çalışmaları başta Amerika olmak üzere dünyanın bütün efendilerinin husumetini üzerine çekmektedir. Bu problemde AKP iktidarı şimdilik İran'dan yana politika izliyormuş gibi görünse de Amerika'nın bu konudaki baskılarına dayanamayacağı açıkça bellidir. O zaman 1639 yılından bu güne tam 361 senedir barış sınırı olarak bilinen Türk – İran sınırı da ateş hattına dönecektir. İşe “Komşularımızla sıfır sorun” diye başlayan AKP iktidarı var olan Rum, Yunan, Ermeni ve Kuzey Irak'taki Kürt uyuşmazlıklarına İsrail, Azerbaycan ve İran uyuşmazlıklarını da ilave ederek ülkemizi tam bir ateş çemberi içine atmış olacaktır.

4 Mart 2010 günü Amerika'da yapılan Ermeni oylamasında İsrail lobisinin Türkiye aleyhinde çalışması ve Azerbaycan lobisinin ise hiç harekete geçmediği basına yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır. İsrail Cumhurbaşkanına karşı Davos'ta takınılan tavrın ziyadesiyle intikamının alınmış olduğu yorumları da dünya basınında gündem oluşturmaktadır. Azerbaycan'ın Ermeni'ler karşısında yalnız bırakılmasının cezasını da doğal gaza yapılan 2 Milyar dolarlık ilave zamla halkımız ödemeye zaten başlamıştır.

Geldiğimiz noktayı herkes iç politika saplantılarından uzak olarak düşünmelidir. Hiç kimsenin ve partinin geleceği ülkemizin ve milletimizin geleceğinden daha önemli değildir. Dış politika gerçekleri iç politikadan çok farklıdır ve hiçbir zaman sonuçlar haklı olmakla kazanılamaz. Orada kazanmanın yolu birlik içinde güçlü olmaktan geçmektedir. Atalarımız “Ödünç eşeğe binen çabuk iner” diye ve “Elden gelen öyün olmaz. O da vaktinde bulunmaz” diye boşa söylememiştir. Büyük devletlerle yatağa girmek tehlikelidir. Ne zaman ezeceği ya da kıracağı belli olmaz. Türkiye'yi yönetenler “Türkiye büyük devlettir” söyleminden ziyade, büyük devlet gibi politika yaptığını göstermelidir. Dış dünyaya içteki biçare çiftçiye, memura, işçiye, esnafa ve emekliye davranıldığı gibi davranılamaz. Onlara gereği yapılamayacak efelenmelerin cezasını devletimiz ve milletimiz çeker. “Büyük devletler özür dilemez” gerçeğini söylemeden, hatırdan çıkarmamak daha akıllı olmaktır.

09.03.2010


Bu yazı toplam 2920 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim