• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara -1 °C

CAHİL, CEHALET, CAHİLİYE

Hasan Dinç

   Dilimize Arapçadan girmiş cahil kelimesi öğrenim görmemiş, okumamış, bilgisiz; belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan; deneyimsiz, acemi, toy anlamlarında kullanılır. Dilimize girerken Arapçadaki anlamlarını aynen muhafaza ederek girmemiş, az çok anlam kaymasına uğramış, Arapçadaki kullanımı ve anlamı bazı yönleriyle değişikliğe uğramıştır. Bu kelime İslam’ın ilk yıllarında amansız bir İslam düşmanına verilmiş bir sıfat olarak EBÛ CEHİL ( cehaletin babası) şekliyle de dilimize girmiş ve zaman, zaman bu haliyle de kullanılarak anlam değişikliğine uğramıştır.

   EBÛ CEHİL Hz. Peygamberle çağdaş ve aynı yıllarda 570 yılında Mekke’de doğmuştur. Asıl adı Amr olup Kureyş kabilesinin Mahzum koluna mensuptur. Künyesi Ebü’l Hakem olup İslamiyet’e ve Müslümanlara düşmanlığı sebebiyle EBÛ CEHİL şeklinde değerlendirilmiş, o günden günümüze bu adla anılmıştır. Kendisi DÂRÛNNEDVE (İslamiyet’ten önce Kureyş kabilesinin tartışmalar için toplandığı yeri ya da meclisin adı) üyesi olup Mekke’nin ileri gelenlerindendir. Velid b. Mugre ile Ebû Cehil, kendi kabilelerine mensup olmayan birinin peygamber olmasını hazmedemedikleri için Hz. Muhammed’e inanmayacaklarını açıkça söylemişler ve peygamberin bütün davetlerini başından beri geri çevirmişler ve Müslümanlar aleyhine hazırlanan bütün komplolarda yer almışlardır.

   Ticari nüfuz ve servetinden güç alan Ebû Cehil hayatı boyunca İslamiyet aleyhinde çalışmıştır. Halkın Müslüman olmasına engel olmuş, Müslüman olanları inançlarından vazgeçirmeye çalışmıştır. Müslüman olanlar toplumda itibarlı kişiler ise onun saygınlığını, ticaretle uğraşıyorsa onu iflas ettirmeyi hedeflemiştir. Güçsüz ve kimsesiz Müslümanları ise döverek, zulmederek İslam’dan çevirmeye çalışmıştır. Ashaptan Ammâr b. Yasir ile annesine, babasına ve daha birçok Müslüman’a ağır işkenceler yaptı. Ammâr’ın annesi Sümeyye’yi şehit etti. ( Prof. Dr.Zekeriya Kitapçı’nın araştırmalarına göre bu aile bir Türk ailesidir.)

   Hz. Peygamber İslamiyet’in yayılmasına yardımı olur düşüncesiyle Kureyş kabilesine mensup bazı nüfuzlu kişilerin Müslüman olup hidayete ermeleri için dua ettiği kişiler arasında Ebû Cehil’de bulunmaktadır. Ancak buna rağmen Ebû Cehil Mekke’de Müslümanlara ekonomik boykot uygulanması ve Hz. Muhammed’in öldürülmesi gibi büyük projelerin öncüsü olmuş, elinden geldiğince yeni dine ve onun ilk mensuplarına kötülük yapmaktan vazgeçmemiştir.

   Ebû Cehil Bedir savaşında öldürülmüş, cesedi öldürülen diğer müşriklerin cesetleriyle birlikte kör bir kuyuya atılmıştır. Hz. Peygamberin bu ümmetin firavunu olarak tanımladığı Ebû Cehil gerek İslamiyet aleyhindeki faaliyetleri, gerekse peygambere ve ashabına yaptığı zulüm ve haksızlıklar sebebiyle; ayrıca karakterindeki öfke, şiddet, kibir ve saldırganlık gibi öne çıkan davranışlarının sonucu kendisi EBÛ CEHİL olarak anılmıştır.

   Görüldüğü gibi cahil kelimesi Arapçada dilimizdeki gibi öğrenim görmemiş, okumamış, bilgisiz, acemi, deneyimsiz ve belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan anlamlarından başka özel anlamları da bulunan İslam ve peygamber düşmanı; öfke, şiddet, kibir ve saldırganlık gibi kötü ve kaba davranışları da kapsayan bir anlamda kullanılmaktadır.

   CEHALET

   Cehalet kelimesi de aynı kökten yani cehl kökünden türemiş Arapça bir kelimedir. Bilgisizlik, kibir, bozgunculuk, serkeşlik gibi anlamlara gelen bir ahlâk terimi olarak kullanılır. Sözlük anlamı ise bilmezlik, bilgisizlik, bilgi ve görgüden yoksun olmak anlamına gelmektedir. Dini litarütürde ise anlamı aynen cahil kelimesinde olduğu gibi kaymalara ve değişikliğe uğramakta ve kelime anlamının dışında bazı anlamlar bu kelimeye yüklenmeye çalışılmaktadır. Bu kelimeye çağdaş araştırmacılardan Goldziher özellikle İslam öncesi Arap toplumundaki kullanıma dikkat çekerek anlam bulmaya çalışmış ve cehalet kelimesinin “azgınlık, serkeşlik, arzuların etkisinde kalma, hayvani içgüdülere boyun eğme” kısaca “ barbarlık” anlamına geldiğini ortaya koymuştur. Buna göre kelimenin karşıtı ise “bilgili ve bilen anlamında bilgin” den ziyade “ihtiyatlı, ağırbaşlı, ahlâkı bütün” bugün medeni insan sıfatını tarif eden “halim” kelimesinin olduğunu ortaya koymuştur.

   Cehalet kelimesinin bu anlamdaki kullanımına hem ayetlerde ve hem de hadislerde bol bir şekilde rastlanılmaktadır. Nitekim Furkan Suresinin 25. Ayetinde Cenab-ı Allah iyi kullarının faziletli davranışlarını anlatırken “ Onlar yeryüzünde ağırbaşlı bir şekilde yürürler, cahiller kendilerine sözle sataşınca “selam” derler” buyurmaktadır. Peygamberimiz de bir hadisinde oruçlu Müslümanlara tavsiyelerde bulunurken “ biri size karşı bir cahillik ederse oruçlu olduğunu söylesin” demektedir. Yukarıdaki ayet ve hadisleri yorumlayan İslâm bilginleri “cehalet” kelimelerine bu anlamları yükleyerek açıklamalarda bulunmuşlardır.

   CAHİLİYE

   Bu kelimede tarihi ve dini bir terim olarak özelde Arapların İslâm öncesi inanç ve sosyal hayat telakkilerini, genelde ise kişilerin ve toplumların günah ve isyanlarını ifade eden bir terim olarak kullanılır. Birçok İslâm bilgini kelimenin özellikle üç ayrı anlamı üzerinde dururlar bunlardan birincisi “nefsin bilgiden yoksun olması”, ikincisi “ bir konuda doğru olanın tersine inanma” üçüncüsü olarak da “bir konuda yapılması gerekenin tersini yapma” olarak belirtirler.

   Bu terim İslâmi dönemde ortaya çıkmış, ayet ve hadislerde Arapların İslâm’dan önceki inanç, tutum ve davranışlarını İslâmi devirdekilerden ayırmak için kullanmışlardır. Arapların İslâm’dan önceki tarihlerinin cahiliye kelimesiyle anlatılmasının sebepleri araştırılırken onların hayat tarzına bedeviliğin hâkim olması, çevrelerinde yaşayan topluluklara göre uygarlık yönünden geri kalmaları, bilgisizlik ve gaflet içinde göçebe ve yarı göçebe hayatı yaşayan kabile topluluklarından oluşan, kayda değer önemli tarihleri olmayan, puta tapan, onları kötülük yapmaktan sakındıran bir dine ve peygambere sahip bulunmayan topluluk olmaları hususları üzerinde durulmuştur. O nedenle bu döneme cahiliye dönemi denilmiş, İslami dönem ise aydınlık ve bilgi dönemi olarak değerlendirilmiş ve cahiliye döneminin karşıtı kabul edilmiştir.

   Bazı İslâm bilginleri cahiliye döneminin sadece Araplara münhasır olmadığı, İslâm öncesi bütün devirleri içine aldığı ve cahiliye Araplarının yaşantısını paylaşan bütün toplulukların aynı isimle vasıflandırılacaklarını söylemektedirler. Bu bilginlere göre cahiliye devrini Arapların putperestliğine, kan davalarına ve diğer ahlâki bozukluklarına inhisar ettirmenin, cahiliye dönemi tezahürlerini cahiliye’nin kendisi diye kabul ettirmenin yanlış olduğunu belirtmişlerdir. Bu bilginlere göre toplumların nefsanî ve keyfi arzularına köle oldukları, ilahi kitaba tabi olmayı reddettikleri, zulüm, sömürü ve ırkçılık gibi yaygın kötülüklerle beslenip ayakta duran sistem ve rejimlerin egemen olduğu her zaman ve mekânda cahiliye varlığını sürdürmekte, zulmünü icra etmektedir.

   NOT: Bu konuya devam edilecektir. Bu yazı kaleme alınırken başta Türkiye Diyanet vakfı tarafından yayınlanan İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ’NİN ilgili maddelerinden ve Türk Dil Kurumunun hazırladığı TÜRKÇE SÖZLÜK olmak üzere diğer Türkçe ve OSMANLICA sözlüklerden kaynak olarak yararlanılmıştır.

10.01.2012


Bu yazı toplam 3190 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim