• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Bolu -5 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -3 °C

CEHALETLE MÜCADELE (10)

Hasan Dinç


XI. yüzyıldan günümüze kadar Batı ve özellikle İslâm âleminde etkileri giderek devam eden İmam-ı Gazzalî, gerçekten insanlık tarihinin yetiştirdiği çok büyük insanlardan biridir. Durum böyle olunca kendisi hakkında çok çeşitli incelemeler yapılmış, lehte ve aleyhte birçok değerlendirmelerde bulunulmuş ve sayısız kitaplar yazılmıştır. Bu inceleme ve kitaplarda kendisiyle ilgili yapılan değerlendirmelere göre İmam-ı Gazzalî:

Fıkıh, kelâm (Allah’ın birliğini ve Allah ile ilgili konuları ispatlayan bilim), tasavvuf, felsefe, eğitim, siyaset, ahlâk gibi dinî ve aklî ilimlerde söz sahibi, İslâm bilim ve düşünce tarihinde eşine az rastlanır bir âlim ve düşünür olduğu ortak bir kanaattir. Ayrıca İmam-ı Gazzalî Aristo mantığını İslâmî ilimlere uygulama yolunu açan ilk İslâm düşünürü, filozofların mantığını Müslümanların usulüne karıştıran ilk âlim olduğu, Filozof mutasavvıfların öncüsü olduğu, nassa (Kur’anda ve hadislerde hakkında açık hüküm bulunan şeyler) dayanan gelenekçi ahlâkla felsefî ve tasavvufî ahlâkı birbirine yaklaştıran kişi olduğu, İslâm toplumundaki ahlâk problemlerini ve açmazlarını iyi görerek bunlara çözümler üreten zengin bir ahlâk düşüncesi ortaya koyan kişi olduğu, Batılı bazı filozoflara mesela Carra de Vaux’a göre şark’ta ahlâk felsefesinde hala Gazzalî’nin aşılamamış olduğu da tartışılmaz ortak yargılardır. Ayrıca tasavvufu Müslümanların gözünde meşrulaştıran ve tasavvufu yüceltmek için büyük gayret gösterip İslâm şeriatını tasavvufa yaklaştırdığını, bu yönüyle mutasavvıfları ve ulemayı derinden etkilediğini; hatta İmam-ı Yafi’ye “Hazreti Muhammed’den sonra bir peygamber gelmesi caiz olsaydı bu Gazzalî olurdu” dedirtecek derecede çok sevildiği, Ebu’l Abbas El Mürsi’ye “ Gazzalî sıddîklık derecesini kazanmış kişidir” diye söyletecek güvene sahip olduğu bilinmektedir. Bunun yanında bir kutup (Allah adamlarının yeryüzündeki şefleri) olduğu, Allah katında affa vesile olabilecek ulu bir kişi olduğu, Hiçrî  V. asrın müceddidi (Yenileyen, dini yeni hale getiren) olduğu da kaynaklara geçmiştir. Bunların hepsinin üstünde bazı düşünürler İmam-ı Gazzalî için “ her medeniyetin simgesi haline gelen bir düşünürü vardır. Grek medeniyetini Aristo, modern Batı medeniyetini Descartes ve Kant temsil ettiği gibi İslâm medeniyetini de Gazzalî temsil etmektedir ”ortak kanaatine varmışlar, daha da öteye geçerek ve biraz da haddi aşarak Gazzalî’yi “Hz. Muhammed’den sonra en büyük Müslüman olarak” kabul ve ilân etmişlerdir.

İmamı-ı Gazzalî için bu çok olumlu ve de onu yücelten değerlendirmelerin yanında önemli ve büyük İslâm âlimlerinden bazıları tarafından da olumsuz eleştirilerde bulunmuşlar hatta en önemli kitabı İhyâ-i ulûm-id-dîn’in yakılmasına dair fetva vermişlerdir. Mesela bu eleştiri ve olumsuz tenkitlerde bulunanlar arasında çağdaşı İslâm âlimlerinden Ebû Bekir İbn Ebû Rendeka et- tertuşi ile Ebû Abdullah El- Mâzerî başı çekmektedirler. Ayrıca yine çağdaşlarından Kâdî İyâz ve Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, İmam-ı Gazzalî’nin tasavvuf anlayışına karşı çıkıp kitabı İhya’nın yakılmasına fetva vermişlerdir.

Ebû Velid Et- Tertuşî dostu İbni Muzaffer’e yazdığı bir mektubda İmam-ı Gazzalî için “ çok uzun müddet ilimlerle meşgul bulunmuştu. Bütün bu çalışmalardan sonra o ulemanın yollarından ayrılmış, sofilerin karanlık ve bulanık dünyalarına kaymıştır. Daha sonra kendisini tamamen tasavvufa vererek âlimlerin yolunu büsbütün terk eylemiştir. Tamamen şeytanın vesveselerine ve kâl erbabının hatıratına dalmıştır. Daha sonra bütün bunları felsefecilerin reyleri ve Hallacı Mansur’un halleriyle karıştırdı. Fakihlere ve kelâmcılara şiddetle hücum etti. Az kalsın dinden çıkacaktı. İhyâ adlı eserini yazdığı zaman sahası olmayan sofi remizleri (meramı gizli işaretle anlatma) ve hâl ilimlerinden bahsetmeye koyuldu. Bunları da iyice bilmediği için tepe taklak düştü. İhya adlı kitabını mevzû ( Gerçek olmayan uydurma) hadislerle doldurdu.” demektedir. Mâzurî ise Gazzalî için “İhya kitabında kullandığı hadislerin çoğu asılsız ve temelsizdir” demekte; İbn-i Teymiyye ve öğrencisi İbn-i Kayyım da Gazzalî ‘nin “Hadis ilminde çok zayıf olduğunu ileri sürerek eserlerine birçok fasit felsefi fikirler ve saçma tasavvufî hususlar aldığını” kaydetmişlerdir. İbn-i Cevzi’nin torunu Muzaffer de “Gazzalî İhya adlı eserini Sufiler meşrebine göre yazmış, kitabı yazarken de fıkıh kaidelerini büsbütün terk eylemiştir.” diye hem kendini hem de kitabını bir başka açıdan değerlendirmeye almıştır. Bu türden değerlendirme ve tenkitlere Ebü’l Fereç, İbnü’l Cevzî de katılmaktadır.

Bunların hepsinin fevkinde ve ötesinde son dönem Selefiyye hareketi İmam-ı Gazzalî’yi bir başka anlamda daha değerlendirmeye almışlardır ki hem bu yazının konusu bakımından hem de İslâm âleminin geleceği açısından benim de katıldığım bir yargı ile onun hakkında şu hükme varmışlardır. “ Gazzalî aklın ve ilmin önüne tasavvufu koymakla İslâm âleminin geri kalmışlığına sebep olmuştur.” Yine buna benzer bir değerlendirme de cedel konusunda takındığı tavırdan dolayı yapılmış “ Cedeli alt düzeye indirdiği, şüpheciliği ve fikri muhalefeti zayıflattığı için düşünme canlılığına menfi tesirde bulunduğu” ileri sürülmüştür. Cedel çekişme, Diyalektik, mantık yoluyla tartışma ve çekişme bilimi olarak tanımlanmaktadır.

  On asırdır çok tartışılan ve düşünsel etkilerini günümüze kadar sürdüren İmam-ı Gazzalî’nin, iz bırakan ve beşeriyetin düşüncesine yön tayin eden fikirlerinden bazıları ise kısa, kısa şöyledir.

“ Şüphe gerçeğe ulaşmanın tek yoludur. Zira şüphe etmeyen düşünemez; düşünemeyen gerçeği göremez; gerçeği göremeyen de körlük ve dalâlete saplanıp kalır”

“ Kesin bilgi, her türlü şüphe ve hata ihtimalinden arınmış olandır.”

“ Rüyalar uyku halinde kaldığımız sürece doğru olabilir; fakat uyandığımızda rüyadaki hayat ve inançların birçoğunun asılsız ve saçma olduğu anlaşılır. Bunun gibi hayatın da bir tür rüya olması mümkündür. İnsan bu hayatın ötesinde bir hal yaşayabilir ve o halde iken şimdiki aklî bilgilerin çoğunun yanlış olduğunun farkına varabilir. Belki de bu sufîlerin yaşadıkları ve aklî bilgilerle uyuşmayan şeyler gördüklerini ileri sürdükleri haldir veya aklın hükümlerinin de sorgulanacağı bu hal ölüm sonrasındaki hayattır. O hayata göre dünya hayatı bir tür uyku, burada olup bitenler de bir tür rüyadır.”

“Aklın mantık ve matematikteki, hatta tabiat bilimlerinin deneysel alanlarındaki yetkisini red mümkün değildir. Ancak beşeri aklın metafizik problemlerin çözümünde aciz olduğunu ve çözüme ulaşabilmek için bâtinî keşfe ya da vahyin desteğine muhtaç olduğumuzu kabul etmek gerekir.”

 

“Akıl zorunlu bilgilerin bir kısmıdır.”

“ Bir bilginin doğruluğu şöhretiyle değil, apaçık oluşuyla ölçülür.”

“Zekâ ve yetenek gelişmişliği itibariyle kendilerini akran ve emsallerinden üstün gören,  bu yüzden İslâm inanç ilkelerine aykırı fikirleri savunan,  ibadet ve ahlâk kurallarını hafife alıp çiğnemekten çekinmeyen, taklidi marifet sayıp eski ünlü filozoflarla takipçilerinin cazibesine kapılarak onların saflarında yer almak hevesine düşen, halk ile toplumla kaynaşmayı küçümseyen, atalarının dinlerine bağlı kalmayı hor gören, kısaca kendi toplumunun inanç ve değer yargılarına tepeden bakmayı bir seçkinlik ve üstünlük alâmeti sayan aydınlar küfür içindedir.”

“ Mantık ve matematik din bakımından tamamen ve kesin kanıtlara sahip disiplinlerdir. Dini savunmak düşüncesiyle felsefe adına bunların eleştirilmesi dine karşı bir cinayet olup onu zaafa uğratmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Zira bu bilimler kesin kanıtlara dayandığı için dini güçlendirmek maksadıyla bunlar hakkında kuşku uyandırmaya kalkışan kişi sonuçta dini kuşkulu duruma sokar. Yanlış yöntemlerle dini destekleyenlerin ona vereceği zarar, doğru yöntemlerle dini eleştirenlerin vereceği zarardan daha büyük olur.”

“ Bir meslekte uzman olan kişinin her meslekte uzman olması beklenemez.”

“ İlahiyat meselelerinin çözümünde akıl yetersizdir. Bu nedenle bir Müslüman için en doğru tutum bu meselelerin çözümün için dinî açıklamaları kabul etmek gerekir.”

“Kur’anın ilahiyata dair açıklamalarını benimsemekte rasyonel bakımdan hiçbir sakınca yoktur. Zira bu açıklamaları aklî yöntemlerle kanıtlama imkânının bulunmaması onların akla aykırı olduğu anlamına gelmez.”

“ Yüce Allah insanoğluna bilme ve inanma şeklinde iki temel nitelik vermiş olup bu niteliklerle onu diğer canlılardan daha seçkin ve şerefli kılmıştır.”

“Ruh Allah’tan gelmiş ve yine ona dönecektir.”

“Yalnız ruh hayatına yönelerek bedeni ve onun hayati ihtiyaçlarını ihmal etmek doğru değildir. Zira ruhun Allah’a doğru giden yolculuğunda beden onun taşıyıcısı,  servet vb. imkânlar da bedenin zorunlu ihtiyaçlarıdır.”

“ Bir fiilin gerçekten bizim fiilimiz olması için o fiilin bizden doğmuş olması yetmez; bunun yanında onu kendi irademizle yapmış olmamız da gerekir.”

“ İnsan, aklı ile bir işin sonucunu ve ondaki iyilik yönünü kavrayınca bu iyiliği isteme ve onun sebeplerini hazırlama yönünde kendisinde bir şevk duyar ki işte bu iradedir.”

“ Hareketlerini sırf nefsanî arzuların, bedeni isteklerin teminine yönelten insanın hayvanlar düzeyini aşamayacağı aşikârdır. Sırf insana özgü hayat, pratik aklı yani iradeyi teorik aklın buyruğuna sokmakla gerçekleşir. Ancak böyle bir ahlâki yetkinliğe ulaşmak için sıkı bir irade eğitimine ihtiyaç vardır. Bu eğitimin adı riyâzet ve mücâhededir. Gerçek ahlâki hayat insanın kendi nefsine karşı bir mücadeleden ibarettir.”

“Tutkularıyla savaşıp nefsini onların baskısından kurtaran, böylece meleklerin ahlâkıyla bezenen kişinin kalbi Allah’a en yakın meleklerin makamına dönüşür.”

“ Şehvet, gazap,,hırs, tamah gibi beşeri istek ve tutkular iradeyi zayıflatan, fıtratında bulunan akla rağmen insanı kötülüğe iten amillerdir.”

 “İnsana görevi yükleyen Allah’tır. Peygamber haberci ve akıl ise görevi kavrama ve tanıma melekesidir.”

“ Refah ve bolluk tutkusu, nefsin çeşitli ihtirasları ya da tembellik insanı dine aykırı davranmaya iter. Bu eğilimler, onları taşıyan kimsenin kötü ahlâkla kirlendiğini gösterir.”

“ İyilik ve kötülük fiilin kendisinde değil yöneldiği gayededir.”

“ Allah’a yakınlık mertebesine ve dolayısıyla en yüksek mutluluğa bilgi, iyilik, ihsan, lütufkârlık, merhamet ve hakperestlik gibi ilâhî niteliklerden pay almak ve böylece rubûbiyyet ahlâkıyla bezenmekle ulaşılır.”

“ Cedel fitne ve feasadın baş amilidir. Allah bir kavmi helâk etmek istediğinde onlara cedel hırsı verir. Cedelciler herkes gibi normal bir fıtrata sahip oldukları halde iç dünyalarında kötülük, inat ve taassup duyguları kabarmıştır. Bundan dolayı insanların zor kullanılarak cedelden menedilmeleri gerekir.”

“ Körü körüne taassup ve tartışma cedelcilerin gerçeği görmelerini engeller. Hatta onlar rakiplerinin haklılığına tahammül gösteremedikleri için çok defa gerçeğin ortaya çıkmasını bile istemezler.”

“ Bir görüşü iyice anlamadan reddetmek, karanlığa taş atmaktan farksızdır.”

“Akıl davranış, söz, ahlâk ve akaid ( Allah ve ibadetle ilgili hususları konu edinen bilgi) konularında faydalı ile zararlıyı tespit edemez. Bu durumda kişinin ilâhi rehberlikten istifade ederek doğruyu bulması mümkündür.”

“ Kabir azabının naklî delillere dayanması yanında aklen de imkân dâhilinde bulunduğunu cesedin hareketsizliği ileri sürülerek ölünün azap görmesinin inkâr edilemeyeceğini, çünkü rüya gören kişi de uykuda hareketsiz olduğu halde elemi ve lezzeti tadabilmektedir. Bu delille kabir azabı reddedilemez.”

“ İman, sahibinin tereddüt göstermediği, yanılmış olabileceğine ihtimal verilmeyen kesin tasdiktir.”

“Gerçeği bulmak sadece mantıki delillerle sınırlıdır diyenler gerçekte Allah’ın geniş rahmetini sınırlamaktadırlar.”

 NOT: Konuya gelecek hafta kalındığı yerden devam edilecektir

13.03.2012

Bu yazı toplam 764 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim